Sıradışı Bir İnternet Dergisi

Acının “Gülen” Yüzleri

Kültür & Sanat Kategorisinde Tarafından

Selamlar efendim. Biliyorsunuz güzel ülkemizin üç tarafı sularla çevrili. Siz değerli okuyucularıma tam da bu sularla alakalı bir yazı yazdım daha doğrusu bu sularda olması gerekip olmayanlarla ilgili…

Bilirsiniz yunuslar her birimizin gönlünde taht kuran son derece sevimli, çok zeki, oyuncu canlılardır. Pandemi zamanının bizlere cehennem deniz ekosistemi başta olmak üzere tüm doğaya cennet olacağını nereden bilebilirdik ki? Yakın zamanda Marmara sularında görülen yunuslar güzel bir tesadüf müydü? Hayır! Denizlerin ve okyanusların sevimli serserilerinin Türk sularında da yaşadığını biliyor muydunuz? Yaklaşık olarak on tane türünün yaşadığı düşünülse de özellikle Tırtak, Mutur ve Egeli okuyucularımızın muhtemelen kulaklarının daha aşina olduğu isimle şişe burunlu yunus biyoloji literatüründeki adıyla ise Afalina gözlemlenmektedir.

Bu güzel canlıların mavi sularda gülmeye benzer sesler çıkararak yüzdüğünü düşünmek çok güzel değil mi? Madalyonun iç yüzünde pek gülmüyorlar ne yazık ki.

 

DOLFİNARYUM NEDİR?

Dolfinaryum sözlükte yunus akvaryumu olarak geçer. Yunus evleri olarak da söylenir. Buralarda belli bir ücret karşılığı onların çeşit çeşit halkalar içinden geçtiğini, kuyruklarının üzerinde sanki ayakta duruyormuş gibi dikildiğini, insanlarla yüzdüğünü veya bunun gibi birçok hareketi sergilediklerini görebilirsiniz. Fakat yunuslar ne şartlarda nasıl yaşarlar? Bunu hiç düşündünüz mü?

 

DOLFİNARYUMLARIN SIR PERDESİ: İÇLER ACISI!

Canlı bir şekilde et yiyiniz. Kanlı kanlı, pişmeden, soslanmadan. Kulağa iğrenç geliyor değil mi? Garipsediniz ve ekrana “ne diyor bu kaçık?!” şeklinde de bakıyor olabilirsiniz anlarım. Ama işin aslı bu. Yunuslar doğal ortamlarında canlı balık yerler her avcı hayvanın yaptığı üzere ama dolfinaryumlar için getirilen yunuslar da işler bu şekilde ilerlemez.

Evlerinden koparılan yunuslar gösteriye çıkmadan önce belli bir eğitimden (!) geçerler. Bu işlemin ilk basamağı canlı avlar ile değil ölü balık ile beslenmeye alıştırılmaktır. Nasıl ki bize et ürünlerini çiğ yemek mide bulandırıcı ve ters geliyorsa onlar için de ölü balık yemek aynı etkide. Sindirim sistemleri, içgüdüsel avlanma dürtüleri bu şekilde bastırılmaya çalışılıyor.

Beslenme düzenleri ölü balıkla değiştirilen yunusların insanlara hapishane ortamında alışması gerekir. Ucunun nerede başlayıp nerede bittiği bilinmeyen sonsuz sulardaki özgürlükleri ellerinden alınan yunuslar büyük olarak nitelendirilse de birkaç metrelik hapishanelerinde yaşamak zorunda bırakılırlar. Bu sırada antrenörleriyle yüzme eğitimi ve gösterilerde kullanılmak üzere çeşitli hareketler öğretilir. Yunustan yunusa farklılık gösteren bu işkence dönemi daha yeni başlamıştır ve eğitime olumsuz davranan yunuslar eğer işini yalnızca para için yapan, cana saygı duymayan gaddar antrenörlerin elindeyse günlerce aç bırakılma, dövülme gibi başka işkenceler görmeye yani şiddete maruz kalmaya başlarlar. Kulağa ne kadar kötü geliyor öyle değil mi?

 

HAVUZLARDAKİ ESARETİN KANLI DÖNEMLERİ

Yunuslar insanlar dışında zevk için cinsel ilişkiye giren  tek canlı türü. Amma velakin bırakın yalnızca zevk için olanını çiftleşme dönemlerinde dişilerinden ayrı havuzlarında tutulan erkek yunuslar ve erkeklerinden uzaktaki dişi yunuslar içgüdüsel ihtiyaçlarını gideremedikleri için havuzlardaki güler yüzlü dostlarımızın son derece gergin, sinirli ve kavgacı olduğunu gözlemleyebiliriz. Bu tip zamanlar havuz hapishanelerde tansiyonun yükseldiği zamanlardır. Özellikle erkek yunusların bulundukları havuzlarda diğer arkadaşlarına ve eğitmenlerine hatta gelen ziyaretçilere saldırgan tavırlar sergilediği bilinen bir gerçektir.

Bir şekilde çiftleşebilen yunusların havuz içerisinde doğumları da aynı şekilde çok zordur. Neden derseniz dişi yunuslar doğal ortamlarında doğum esnasında kilometrelerce yüzerek yavrularının sağlıklı doğumu için gerekli açıklığı sağlarlar. Havuzlarda ise bu imkansızdır ve daracık yerlerde dişi yunuslar yüzerek rahimdeki açıklığı sağlayamadıkları için çoğunlukla bebek yunuslar gözlerini dünyaya açamadan ölü olarak doğarlar. Yavrusunu kaybeden anne yunuslar ise esaret altında olmak yetmiyormuş gibi hepten mutsuzlaşır, sinirli ve depresif bir hale girer.

Ziyaretçi demişken dolfinaryumlara gelen misafirler de yunus dostlarımız için ayrı bir eziyet olabilmektedir. Çocuklarla çok iyi anlaştığı söylenen yunusların hepsi için geçerli değildir bu söz. Evet yunuslar doğal ortamlarında insan dostudur, denize girdiğimizde bazılarımızı yalnızca düşüncesiyle bile korkutmayı başaran köpek balıklarından yunuslar sayesinde hayatı kurtulan pek çok insan kayda geçmiştir. Foça’da balıkçılara yardım ettikleri İzmirlilerce bilinir. Ama bu onların esir hayatı altında da aynı davranışları gerçekleştireceği anlamına kesinlikle gelmez. Terapi havuzlarında çalıştırılıp çocuklardan hiç hoşlanmayan, insan karşısında yaradılışına aykırı hareketlerle şaklabanlık yapmaktan nefret eden birçok yunus bulunmaktadır. Eğitmenlerine bu sebepten saldırıp onların hayatını tehlikeye atan, sırt yüzgecine asılındığı için yüzgeçleri ömür boyu eğrilen -yunusların sırtındaki yüzgeçler vücutlarındaki diğer bölgeler gibi sert bir kemik yapıda değil oldukça yumuşak olan kıkırdak yapıdadır- , esarete dayanamayıp intihar eden yunusların sayısı tahmininizden çok daha fazladır.

Son olarak ülkemizde de fazlaca bulunan bu vahşet merkezlerinin çok ama çok büyük bir kısmı ruhsatsız olarak çalışmaktadır! Sevgili okurlarımız sizler de dolfinaryumlara gidip bu canlara kesinlikle merhamet duymayan, onlara eziyet eden bu işletmelerin ceplerine para sokmayın. Bu işkencenin ortağı olmayın. Bizler pandemi süresince evlerimizde hapis olmaktan bıktık, onlarsa yuvalarından uzakta kapalı bir alanda ömür tüketiyorlar. Yunus katline para ödemeyi reddedin. Yunuslar hakkında bu yazıda anlatmadığımız bazı şeylerden sevgili Ersel Dalgakıran “Hayvanlar Alemi Hakkında Az Bilinenler” yazısında (http://eaomag.com/hayvanlar-alemi-hakkinda-az-bilinenler/ göz atmak için tık tık!) bahsetmişti.

 

Tüm Türkiye’nin 10 Amazon adlı kitaptan sonra ismini duyduğu Ayşe Nur Parlak’ın dilediği gibi yunusların hep mavi sularda sıçradığı, insanlığa maviliklerdeki umut işaretleri olduğu günler diliyorum…

Ege Üniversitesinde reklamcılık okuyorum. Edebiyat ve 16 yıldır uğraşmakta olduğum dövüş sanatları en büyük aşkım. Boş vakitlerimi yazmakta olduğum Cehennem Çiçeği adlı kitapla ve yabancı dil öğrenmekle geçiriyorum. İyi derecede İngilizce biliyorum.

Bir cevap yazın

Your email address will not be published.

*

Kültür & Sanat Son Yazıları

Casablanca Film Analizi

Savaşın görmeye alıştığımız yüzünden çok daha farklı bir tarafıyla karşımıza çıkıyor Casablanca.
Git Yukarı