Sıradışı Bir İnternet Dergisi

Çizgilerle Konuşan Adam: Le Corbusier

Kültür & Sanat Kategorisinde Tarafından
  • ‘ Çizmeyi konuşmaya tercih ederim. Çizim hızlıdır ve yalanlar için daha az yer bırakır.’ 

 

Doğum adı Charles-Edouard Jeanneret olan dünyaca ünlü mimar 6 Ekim 1887’de İsviçre’nin küçük sanayi şehirlerinden biri olan La Chaux-de-Fonds’da dünyaya geldi. İsviçre’de doğmasına rağmen Fransız asıllı olduğu bilinmektedir. Piyano dersleri veren müzisyen bir anne ve saat kadranı oyma ustası bir babanın ikinci çocuğu olan Jeanneret’in ağabeyi Albert de amatör keman çalmaktaydı.

13 yaşında babasının yanında çalışmaya başlayan ünlü mimar, aynı zamanda Uygulamalı Sanatlar Okulu’na kayıt oldu. Sanat tarihi ve çizim öğretmeni Charles L’Eplattenier sayesinde ‘Arts and Crafts’ hareketine ilgi duyarak büyülü mimarlık dünyasına adımını atmış oldu.

Başarılı kariyerine, 1906 senesinde acemilik dönemi diyeceğimiz öğrencilik hayatında kübist çizgiler taşıyan bir cep saati tasarımıyla Torino’da uluslararası bir ödül kazanarak başlamış oldu.

Mimarlığın yanı sıra resim yapmak, yazı yazmak, heykeltıraşlık ve mobilya tasarımları alanlarıyla da ilgilendi.

17 yaşında okulda başarılı bir öğrenci olması sayesinde  ilk villasını inşa etti(1905-1906). Bu işten elde ettiği kazançla Balkan Ülkelerini, Anadolu’yu, Yunanistan’ı ve Roma’yı dolaştı. Florensa seyahatinde Ema Çilehanesini ziyaret etti. XIV. yy ait bu manastır yaşantısı boyunca kendi imzasını taşıdığı eserlere ışık tutan bir yol oldu diyebiliriz.

1908’de 20. yy’nin yapı ustası olarak adlandırılan Auguste Perreti’ in yanında Paris’te çalışmaya başladı ve betonarme ilkelerinin temelini burada atmış oldu. 1910’da La Chaux-de-Fonds Sanat Okulu tarafından Almanya’daki dekoratif sanat hareketini araştırmak adına vazifelendirildi ve bu yolculuk betonarme bilgisini ileri safhalara çıkardı. Perret Kardeşlerin yanında yarı zamanlı çizimler yaparak iş hayatını devam ettirdi. Burada Oran Katetrali’nin ayrıntılarını çalıştı.

  • ‘ Mimarlık, ışık altında bir araya getirilen kütlelerin, ustalıklı, doğru ve görkemli oyunudur. ‘ 

Mimarlık hayatının en önemli yönlendiricilerinden diye adlandırabileceğimiz aralıklarla dört yıl süren doğu gezileri yaptı. Bu gezilerde, Antik Yunan mimarlığı, Osmanlı mimarisi ve anadolunun yöresel mimarlık tarzından etkilendi.  İlgisini çeken keşişlerin hayatını anlamak adına Jeanneret 18 gün Athas Tepesi’nde kaldı.

Ufkunu açan bu seyahatlerden sonra İsviçre’ye dönüp resim öğretmenliği diplomasını aldı ve bir süre kendi okulu olan La Chaux-de-Fonds Sanat Okulu’nda dersler verdi.

1912 yılında Behrens ve Hoffmann’ın fikirlerinden de esinlenerek ailesine bir ev tasarladı. Étude sur le mouvement d’art décoratif en Allemagne (Almanya’daki Süsleme Sanatları Hareketini İnceleme) adlı eseriyle yazarlık hayatına giriş yaptı.

1914’te Tony Garnier desteklemesiye toplu konutların ya da modern mimari temeli diyebileceğimiz Dom-Ino House tasarımını yaptı. Dom-Ino House yapısını tasarımsal olarak incelediğimizde iç mekan ve yapının çatısının birbirinden ayrıldığını görüyoruz. Mobil mimari araştırmalarının, tezlerinin öncüsü niteliğindedir.

Görsel: Dom-Ino House

  • ‘Bir bahçeniz olsun. Ve mutlaka yaprak döken ağaçlar dikin. Böylece zamanın geçtiğini daha iyi anlarsınız.’ 

Jeanneret, 1917 yılında tekrar Paris’e taşındı. İlk yıllarında mimarlık alanında iş bulamadı ve bu onu ressamlığa yöneltti. Resim sanatına yönelmesinde payı olan Ozenfant ile Après le Cubisme (Kübizmden Sonra) manifesto-kitap eserini kaleme aldılar.

Dönemin mimari anlayışı olan geleneksel ve süslemeli yapıların yanı sıra yalın ve işlevsel yapı anlayışıyla toplu konut mimarisine yeni bir çağ açılacağını anlattığı Vers une architecture (Bir Mimarlığa Doğru) kitabını 1923’te okuyucusuna sundu. Mimaride savunduğu işlevselciliği bu kitapta bütün ayrıntılarıyla anlattı. Kendisinin asla vazgeçmeyeceği mimarlığın beş ilkesini de bu kitapta sundu. Bunlar;

  1. Yeşil alanların bölünmemesi için yapılar kolonlarla yerden yükseltilmelidir.
  2.  Yapının taşıyıcılardan bağımsız yapılan cepheleri olmalıdır.
  3. Gün ışığından daha fazla faydalanılması için pencereler yatay çizgi şeklinde yapılmalıdır.
  4. Her yapı taşıyıcıları ve bölme duvarlarıyla kendi içinde de bağımsız olmalıdır.
  5. Kullanılabilecek niteliklere sahip düz çatı, çatı bahçeleri düzenlenmelidir.(teras çatı)

İnsanlar manastr ya da gemi kamarası benzeri evlerde hayatlarını sürdürmek istemiyorlardı. Le Corbusier’in bu alanları beğenmesinin nedeniyse zamanında buraların hesaplarının yapılmış olmasıdır. Bu farklı bakış açısını barındırdığı kitabına ağır eleştiriler aldı.

  • ‘ Çatılar, yıldızlarla flört etmekten başka bir işe yaramamaktadır.’ 

Mimari alanındaki ilk başyapıtı denilebilecek yapıyı 1923-1924 yılları arasında La Roche için tasarladı. Bu bina vazgeçilemez beş ilkesinden birini barındıran teras çatı tasarımını da içermektedir. Daha sonrasında Poissy’de La Savoye Villası (1929-1931), Champs-Elysees apartmanında lüks bir daire ve Var’da Madame de Mandrot için villa tasarımı yaptı.

Görsel: La Roche Evi

Görsel: La Savoye Villası

Görsel: Champs-Elysees apartmanında lüks bir daire

Görsel: Var’da Madame de Mandrot için villa tasarımı

 

  • ‘Gemi mimarları ve makine mühendisleri, bir gemi ya da bir lokomotif yaparken, XIV. Louis zamanından kalma bir teknenin ya da atlı arabaların biçimini almıyorlar, gözleri başka bir şey görmeksizin, yeni ilkelere uyuyorlar.’

1922 yılında bir çeşme projesi yapılması istenildi. Bu yeni işe Le Corbusier’in cevabı; çeşmeyi yapacağı fakat bu yapın etrafında üç milyon nüfusluk yaşam alanları da ekleyeceği şeklindedir. Bu sayede şehircilik alanında da çalışmalar yapmaya başladı. 1920-1922 yılları arasında Citrohan House projesini tamamladı. Kazık temelleri ilk olarak bu konutta görmekteyiz. Bu adı tercih etmesinin sebebi evlerinde arabalar gibi endüstriyel alanda yapımının amaçladığı gözlenmektedir.

  • Görsel: Citrohan House

Bu çalışmalarının yanı sıra Uluslararası Modern Mimarlık Kongreleri’nde (CIAM) çalışmalara yardımcı oldu ve danışmanlık desteği sağladı. CIAM’ın  belirlediği Atina Tüzüğü’nde şehrin planlanması barınma, dinlenme, ulaşım ve çalışmaya dayalıydı. Bunlar Le Corbusier’in kent planı ilkelerinin tam anlamıyla eş değerindeydi.

1925 yılında Paris’te bir sergide yaşayan hücre diye isimlendirdiği projesi sergilendi. Bu küçük alanların birleşmesiyle büyük yapılar oluşmaktaydı. Kent merkezinde yatay mimari ve etrafında sosyal tesislerle yapılmış yaşam alanları ve ulaşımı rahatça sağlayan geniş yollar içermekteydi. Bu bloklara Marsilya’daki Unite d’Habitation (1946-1952) örnek verilebilir.  1800 kişinin yaşam faaliyetlerini gerçekleştirebileceği 18 kat bulunan bu yapı dairelerin yanı sıra ana okulu, alışveriş merkezleri ve spor salonları da içermekteydi. Arazinin verimli kullanılabilmesi için, Le Corbusier ‘Modüler’ olarak adlandırdığı oran sistemiyle tasarlamıştır. Günümüzde de birçok yapının esin kaynağı olmuştur diyebiliriz.

Görsel: Unite d’Habitation

Sovyetler Birliği’nin uluslararası düzenlediği Kooperatif merkez binası tasarımı yarışmasını kazanarak, henüz öğrencilik yıllarında kazandığı yarışmalara, usta bir mimarken de katılarak bir yeni başarı daha eklemiş oldu. Projenin tasarımını tamamlasa da yetkililerin anlaşmazlıklarından dolayı eser hayata geçirilemedi. Tasarım ilkelerinin tamamını yansıtan binanın iç mekanında Stalinist dönemi yansımaları da görülmektedir.

  • ‘Gözlerimiz biçimleri ışıkta görmek için yaratıldılar; gölgeler ve ışık, biçimleri ortaya çıkarırlar; küpler, koniler, silindirler ve piramitler, ışığın gereğince ortaya çıkardığı çok önemli asal geometrik biçimlerdir.’

Modüler Oran; 183 cm boyuna sahip bireyin kolunu kaldırdığı an 226cm olduğu ölçüyü kabul eden Le Corbusier için geçerli bir birim sistemi diyebiliriz.  Bu oran sistemini prefabrik ve endüstriyel alanda bir yol gösterici olarak düşünmüştür. 1946’da modüler oranı açıkladı ve 1948’de yayınladı.

Bu çalışmalara; Hindistan Chandigarh’da çeşitli önemli yapılar (1951-1956), Bürüksel Dünya Sergisi’nde Philips Pavyonu ekledi.

Bu birbirinden farklı alanlardaki başarılı eserlerine hayata gözlerini yummadan önce Chandigarh’da Yat Kulübü (1965), Venedik Merkez Hastanesi (1965), Zürih Sergi Salonu (1967) eserlerini ekledi.

27 Ağustos 1965’te Roquebrune-Cap-Martin’de vefat etti.

77 yıllık yaşantısına birçok alanda eser sığdıran ünlü ve başarılı mimar, dünya çapında harika işler yaparak fayda sağlamasının yanında mimarlık fakültesinde okuyan öğrencilerin ufkunu açmada yol gösterici olmuştur. 

  • ‘Mimarlar, okulda öğretilen sınırlı bilgilerle yetinerek, yeni inşa kurallarını bilmeden yaşıyorlar ve anlayışlarını, öpüşmek üzere olan güvercin süslemelerinin ötesinde, bilinçli olarak geliştirmiyorlar. Öte yandan, yolcu gemilerini yapan yürekli ve bilgili kişiler, katedrallerin, yanlarında küçücük kaldığı saraylar yapıyorlar, sonra da, bunları suya atıp yüzdürüyorlar.’

 

 

 

 

Görsel Kaynakça:

  • Le Corbusier: workagile.co.uk, fondationlecorbusier.fr
  • Dom-Ino House: wikiwand.com/en/Dom-Ino_House
  • La Roche: arkitektuel.com/la-roche-evi
  • La Savoye Villası: arkitektuel.com/villa-savoye-2
  • Champs-Elysees apartmanında lüks bir daire: fondationlecorbusier.fr
  • Var’da Madame de Mandrot için villa tasarımı: fondationlecorbusier.fr
  • Citrohan House: bauhausmovement.wordpress.com
  • Unite d’Habitation: commons.wikimedia.org/wiki/File:Corbusierhaus_Berlin_2.jpg

 

Bir cevap yazın

Your email address will not be published.

*

Kültür & Sanat Son Yazıları

Öteki Taraf’ın Felsefesi

Görüp görebileceğiniz en keyifli kurgulardan biri olan The Good Place, güldürürken düşündüren

SANATIN RUHU

Sanat ve insan arasındaki derin bağa bir mercek tutalım. Çoğu zaman "boş
Git Yukarı