Sıradışı Bir İnternet Dergisi

Ertelemek ya da Ertelememek

Yaşam Tarzı Kategorisinde Tarafından

“Ertelemek yaşamın mayasını kaçırır.”

-Elif Şafak

Bir şeylerde ertelemek bir şeylerde ise ertelememek lazım. Erteliyor olmak ya da olmamak kişisel kararımız, her ne yapıyorsak yapalım bu kararımız bizi ya ileriye taşıyacak ya da durduracak. Doğru adımlar doğru yere götürür öyle değil mi? Çağımızın sosyal anlamdaki hastalıklarından biri de budur bence, neyi erteleyip neyi ertelemeyeceğimizi bilememek. Elif Şafak’ın dediği gibi, ertelemek yaşamın mayasını kaçırır. 

Hadi, aynayı biraz kendimize çevirelim sevgili okurlarımız. Bir soruyla başlasak? Sohbet ediyoruz şurada, alın kahvenizi çayınızı gelin 🙂 Aldınız mı? O halde soruyorum: En son neyi ertelediniz?

Size belki de hayatınız boyunca beklediğiniz fırsatı verecek olan fakat görünüş bakımından küçük, önemsiz gözüken bir mucizeyi? Sokakta sürekli aynı yerde sizi görünce sevdirmek için yanınıza gelen kediyi, köpeği? Kendinize dönmek, biraz kendinizi dinlemek için bir boy yürümeyi? Nefes alabilmek için kendi kendinize bir kahve veyahut çay keyfini? Sevdiğiniz insanlara onu sevdiğinizi söylemeyi? Ailenizden birine sarılmayı? Uzun süredir görüşmediğiniz arkadaşınıza mesaj atmayı? Aldığınız zaman heyecanla karşıladığınız halde iş güçten vakit bulamayıp kenara koyduğunuz, rafta tozlanadıran kitabınızı okumayı? Dua etmeyi? Hayallerinizi? Sahi neyi? 

Sizin cevabınız neydi?

Tamam o halde hadi ikinci sorumu sorayım. En son neyi ertelemediniz?

Sizi kıran biriyle kavga etmeyi? Yer kapmak için koşmayı? Güven zemini oluşmayan bir ilişkiyi bitirmemeyi? Ya da mola vermek istediğiniz halde gülücükler saçmayı? Sizinle çok ilgili olmayan bir işin içine girmeyi? Sıkıcı ortamlarda mecbur hissettiğiniz için kalmayı? Sahte ilişkiler içinde bulunmayı? Sevgilinizle problem gidermek yerine her şeyi tuzla buz edebilecek güçteki sessizliği? Ailenizden, arkadaşlarınızdan sizi alıkoyan fazladan işleri? Ertelenebileceği halde ertelemediğiniz herhangi bir şeyi? Bu sefer neyi? 

Toplumsal hayatın iyi olduğu kadar kötü yanları -pekala o kadar da karamsarlığa bürünmeyelim- en azından negatif pürüzleri var. Kendimizi kabul ettirmek milattan önce de insan için bir ihtiyaçtı keza şimdi de bir ihtiyaç olmayı sürdürüyor. Sadece insanların arasında değil bu durum, hayvanlar alemi için bile aynı durum geçerli. Sürüye kabul edilmeyen dışlanıyor. Ama hayvanlar arasında hiç sanmıyorum vitrini güzel tutmanın hayatımıza ışık olan güzellikleri ertelettiğini. Bizler niye bunu yapıyoruz ki, sevgili okurlarımız? Kendimizi kabul ettirmek o kadar zor değil esasında. Paralıyoruz kendimizi, bizi birileri onaylasın diye. Neden? Büyükbaşlar olarak nitelendirdiğimiz, “onay merci” olan kişileri kim onayladı? Kim onları bulundukları yere getirdi? Yine biz! Bu bir kısırdöngü. Herkesin herkese bir yerde ihtiyacı vardır. Önce bunu idrak etmemiz sonrasındaysa benimsememiz gerekiyor. Bunu benimseyemediğimiz için tuhaf bir yalnızlık korkusu içinde kendimizi daha çok yalnızlığa iten erteleyişler içine giriyoruz.

Sorumluluklarımız var evet. Tıpkı çocuklarımıza bakmak, işimiz her ne ise onu düzgün yapmak, iş arkadaşlarımız ve patronumuzla saygı çerçevesinde işi yürütmek, çevreyi kirletmemek, ailemize destek olmak vesaire vesaire bunlar sorumluluklarımızdan birkaçı. Ama kendimize karşı olan sorumluluklarımız? Onları erteliyoruz. Ertelemememiz gereken en başlıca şeyken üstelik…

Sevdiklerinize sevdiğinizi söyleyin. Arayın durduk yerde seni seviyorum deyin, iyi ki varsın deyin. Küslükleri uzatmayın misal, sorununuz varsa oturun konuşun. Sessizlik iyileştirici olduğu kadar yaralayıcıdır da, rızayla oluşturulan sessizlik huzuru içi dolu olup, bastırılan sessizlikler sorunu beraberinde getirir. Birine sana şu yüzden kırıldım, kızdım, küstüm, darıldım ve benzeri bir şeyi söylemek zor değil inanın bana. Kaçmak kolay. Kaçmayı erteleyin sorunlarla yüzleşmeyi, konuşarak halletmeyi ertelemeyin misal.

Yağmur yağarken altında çocuklar gibi koşturup ıslanmak istiyorsanız haydi yapın. Ne duruyorsunuz? Durduğunuz kabahat yahu! Yapın kahvenizi çıkın balkona, yürüyüşe, koşuya durmayın, ertelemeyin. Rafta okunmayı, listelerinizde dinlenmeyi bekleyen kitaplarınızı, müziklerinizi okuyun, dinleyin. Şarkı söylemek mi istiyorsunuz? Sesinizden utanmayın. İnanın bana duyabileceğiniz en kötü, en berbat seslerden birine sahibim, siz de öyle hissediyorsanız size tavsiyem utancınızı erteleyip isteğinizi ertelememeniz. En uygun yerde başlayın bağıra bağıra söyleyin ne istiyorsanız. Güven zemini oluşmayan ilişkilerinizi bitirmeyi ertelemeyin. Gözden geçirin, ölçün tartın ama erteleyerek içinde boğulmayın. İçinde olmaktan aşırı bunaldığınız o mecburiyet yükünü omuzlarınıza fütursuzca bırakan yerler var ya, boş verin.

Demem o ki kızgınlıklarınızı, öfkenizi, kaçmayı, susmayı erteleyin. Sakinleşmek için durmayı ise ertelemeyin hemen yapın. Konuşun, bağırın, söyleyin, yapın ama durmayın.

Hayatın müthiş bir acelesi var siz de o acelenin arasında kaybolmayın.

Ertelemek ya da ertelememek, çağımızın tüm meselesi bu…

 

Ege Üniversitesinde reklamcılık okuyorum. Edebiyat ve 17 yıldır uğraşmakta olduğum dövüş sanatları en büyük aşkım. Boş vakitlerimi yazmakta olduğum Cehennem Çiçeği adlı kitapla ve yabancı dil öğrenmekle geçiriyorum. İyi derecede İngilizce biliyorum.

Bir cevap yazın

Your email address will not be published.

*

Yaşam Tarzı Son Yazıları

Kendini Bulmak: Adanmışlık

Adanmışlık kelimesinin anlamı, bir insanın hayatta kendini bulması, amaçlarına ulaşmaya çalışırken gittiği

Cahilliğin Sefaleti

Ekonomik buhranla birlikte birçok sosyolojik sorunda artış gözlenmekte. Örneğin zaten had safhada

Anksiyete

Düşünmekten başımın çatladığı her yeni yarına artık karnım tokmuş gibi hissediyorum. Sanki
Git Yukarı