Sıradışı Bir İnternet Dergisi

Gone Girl

Kültür & Sanat Kategorisinde Tarafından

Birbirimize Ne Yaptık?

(Film ile alakalı keyif kaçırıcı detaylar içerir.)

Ne düşünüyorsun? Nasıl hissediyorsun? Birbirimize ne yaptık? Şimdi ne yapacağız… Evlilik aşkı öldürür diye bir klişe vardır bilirsiniz. İşte bu hikayede, evlilik yalnızca aşkı öldürmüyor.

Kimileri Kayıp Kız’ın feminist ve kadına şiddete duyarlılık amaçlayan bir film olduğunu öne sürer. Ben kesinlikle bu fikre katılmıyorum. Aksine film, duyguları ile hareket eden bir kadının; kıskançlık, gurur gibi hislerin etkisiyle ne kadar acımasızlaşabileceğini mübalağa içeren senaryosuyla çok güzel resmediyor. Aynı zamanda işi eline yüzüne bulaştırınca, sıyrılmak için nelere göz yumabileceğinden de bahsediyor.

Gillian Flynn’e ait bir romandan uyarlama Gone Girl, hikayesindeki dehanın yanında; asla yavaşlamayan yorucu temposu, kusursuz karanlık atmosferi ile gerilim sinemasının ve yönetmen David Fincher’ın zirvelerinde dolanır. Suç/gerilim türüne 1995 yılında kült klasik Se7en ile giriş yapan Fincher, 2014 yapımı Gone Girl’de kariyerinin şimdiye kadarki en usta işi, en olgun örneğini sunar. Rosamund Pike’ın oyunculuğun ötesindeki unutulmaz performansından da bahsetmezsek olmaz. Şüphesiz tüm zamanların en iyilerinden.

Hayatı boyunca annesinin kendi kızından sözde esinlenerek oluşturduğu “Amazing Amy” adlı kurgu bir karakterin gölgesi ardında yaşamış Amy, derinlerde bunun ezikliğini yaşamaktadır. Bir diyalogda Nick’e söylemiş olduğu gibi; Amazing Amy, annenin kızını idealize edişinden ibarettir aslında. Amy voleybol takımından ayrılır, aynı sene Amazing Amy, voleybol takımıyla şampiyonluk yaşar. Bu durumun da etkisiyle karakteri yeterince gelişememiş Amy, kime ne kadar güvenmesi gerektiğini bile bilmez. Ancak güveni boşa çıkarılır, gururu incitilirse… hayatı boyunca yaşadığı psikolojik ezikliğin acısını fena şekilde çıkarmasını bilir. Gençlik yıllarındaki bir sevgilisini kendisine tecavüzle suçlaması gibi.

“Neden beni olmadığım biri gibi davranmaya zorluyorsun? Sıkboğaz eden dırdırcı şirret kadın! Ben o kadın değilim, ben senin eşinim.” İlk tanıştıkları zaman çok sempatik, espritüel bir yazar olan Nick, evliliklerinden sonra yaşanan ekonomik kriz sonucu işini kaybetmiş, karısının varlığına muhtaç duruma gelmiştir. Ne var ki Amy, bunu hiçbir zaman adamın yüzüne vurmuyor; Nick ise bu durumdan hiç rahatsızlık duymadan karısını yalnızca cinsel ve finansal olarak yararlandığı bir varlık olarak görüyordur. Öyle ki fedakar Amy, eşinin annesinin hastalığı yüzünden hiç bilmediği bir eyalete taşınıp hiç tanımadığı insanların arasında yalnız kalmayı kabul etmiştir. Nick’in kendisinden çok genç bir kızla karısını aldatması, bardağı taşıran son damla olur. Yaşadığı tüm aşağılanmalara, gururundaki yaraya daha fazla dayanamaz Amy. Ancak çözüm boşanmak değildir. ABD hukuk sisteminin, yaşanan her şeyi kocasının yanına bırakmasına göz yummayacaktır.

“Olmadığımız insanlar gibi davranmaktan mutluyduk. Tanıdığımız en mutlu insanlar bizdik. Eğer dünyanın en mutlu insanı değilsen, birlikte olmanın ne manası vardı? Ama Nick tembelleşti. Evlenmeyi kabul etmeyeceğim birine dönüştü. Onu koşulsuz şartsız sevmemi istedi, beni köyüne sürükledi, parasız, muhtaç bıraktı. Sonra da kendine yeni, genç, azgın bir havalı kız buldu. Beni yok etmesine izin verip onu mutlu mu bırakacaktım. Rüyanızda görürsünüz, o kazanmayı hak etmiyor.”

“Beni korkutan şey beni itmiş olması değildi, beni korkutan şey canımı daha fazla yakmak istemesiydi. Beni asıl korkutan, sonunda idrak ettiğim kendi kocamdan korktuğum gerçeğiydi.” Hikayenin bundan sonraki bölümü Amy’nin tüm medya ve toplumu piyon gibi kullanıp yönlendirmesinden ibarettir. Gündeme bir kere çıkınca aylarca inmeyen kadın cinayeti hikayelerinden birini yazar Amy. Tüm kurgu detaylarına da polisin bulmasını sağlayacağı sahte bir günlük ile değinir. “İnsanlar hamile kadınlara bayılıyor. Sanki yatıp iki bacağını açmak çok zormuş gibi.” Amy, kendisine acıyan, kendisi için kampanyalar düzenleyen o duyarlı toplulukla adeta alay eder. Bu yolla kocasını idam cezasına kadar sürüklemeye kararlıdır.

Ancak planını başarıyla tamamlamaya çok yaklaşmışken bir hata yapar ve kendini ele verir. Kaçarken yanına aldığı tüm parayı kaybeder. Filmin en ironik yanı ise bu noktadır. Amy; tüm eyaleti aptal yerine koyan, kocasından ve karısını görmezden gelen tüm erkeklerden tarihi bir intikam almak üzere olan kadın, kime yenik düşer? Erkek arkadaşından dayak yiyen, şehvet düşkünü, hafife aldığı ve aşağılık olarak gördüğü bir kadına.

Ardından olaylar kelimenin tam anlamıyla korkunç bir hal alır. Amy, kendini temize çıkarmak için; yıllarca ona aşık olan, mektuplar yazan, zengin adamın yatağına girer ve onu hain, acımasız bir şekilde katleder. Peki, Amy hiç gözünü bile kırpmadan bu saplantılı ama masum adamı nasıl öldürebilir? Çünkü Desi, Amy’e muhtaçtır. Gurursuzdur, kadın ne derse yapmaya hazırdır. Hayatı boyunca kurgu bir karakterin gölgesinde yaşamış Amy’nin bu aşağılık profile tahammülü yoktur. Onun için Desi’nin hayatı çok değersizdir. Kendi hayatını tekrar düzene sokabilmek için kolayca harcayabilir.

Filmin “What Have We Done To Each Other” bölümü, benim favorim. “İki insan birbirini sevdiği halde ilişkilerini yürütemiyorsa, asıl trajedi budur.” Ne yaşandıysa, ne olduysa bunda karı-koca eşit pay sahibidir. Birbirimize ne yaptık? Gerçekleşmiş onca olayın hatırasıyla yaşamak, şüphesiz her iki taraf için de oldukça zor olacaktır. Birbirimize ne yaptık? Nick; kendini haksız bir idama terk eden, işin içinden çıkabilmek için cinayet işleyen karısı ile aynı yatakta bile yatamaz. Amy ise, kendisinden korkan, kendisini sevmeyen bir adamla yaşamaya mahkumdur. Yapılan, yaşanan her şeyin bir bedeli olacaktır.

Kendini çevresindeki insanlardan üstün gören Amy, kurnaz olduğu kadar gururluydu da. Öyle ki zedelenen gururu, sırf kocasından intikam alabilmek için sonunda kendisini öldüreceği bir plan hazırlatmıştı. Ancak Amy, hayatına son vermeyi de gururuna yediremedi. “Suçlu ben değilim ki, neden ben öleyim?” bu tavizin ardından işler onun için sarpa sarmaya başladı.

“Karımı düşündüğüm zaman hep sarışın kafasının arka kısmı aklıma geliyor. O güzel kafatasını kırdığımı ve beynini dışarı çıkarıp aradığım cevapları bulmaya çalıştığımı hayal ediyorum. Evliliğin temel sorularının cevapları: Ne düşünüyorsun, nasıl hissediyorsun, birbirimize ne yaptık, şimdi ne yapacağız?”

 

Görseller:

1. görsel

2. görsel

3. görsel

4. görsel

5. görsel

6. görsel

 

 

Bir cevap yazın

Your email address will not be published.

*

Kültür & Sanat Son Yazıları

Öteki Taraf’ın Felsefesi

Görüp görebileceğiniz en keyifli kurgulardan biri olan The Good Place, güldürürken düşündüren

SANATIN RUHU

Sanat ve insan arasındaki derin bağa bir mercek tutalım. Çoğu zaman "boş
Git Yukarı