Sıradışı Bir İnternet Dergisi

İstanbul’dan Londra’ya Kahvenin İlginç Yolculuğu

Kültür & Sanat Kategorisinde Tarafından

Kahve­ anlayışının günümüzde hayatın epey merkezinde olduğu yadsınamaz bir gerçek. Yaş, cinsiyet, sosyal statü ya da inanış şekli fark etmeksizin hepimizin kahve içiyor olduğu gerçeğini de düşünürsek, kahve ­ve özellikle kahvehaneler­ üzerine bir şeyler söylemek istiyor oluşum garip karşılanmaz sanıyorum. Gelin şimdi sizi biraz daha geriye, farklı versiyonlarda kahvecilerin olmadığı, ekstra krema siparişi veremeyeceğimiz yıllara götüreyim.

Kahve’nin Arap dünyasında ortaya çıkışıyla alakalı çeşitli bilgiler mevcut tabi, ama ben daha çok Osmanlı’nın kahve ile nasıl tanıştığı konusuna değinmek istiyorum. 1258 yılında Şeyh Şazeli adlı kişinin hac yolculuğu sırasında kahve ile tanıştırılması üzerine Osmanlı İmparatorluğu da kahve ile tanışmış oluyor (en azından birçok kaynakta böyle geçiyor). Fakat birtakım yasaklar ve düzenlemeler nedeniyle Osmanlı’da ilk kahvehanenin açılışı 1550’lere kadar erteleniyor. Yanılmıyorsam 1553-54 tarihleri arasında Hakem ve Şems adında iki Suriyeli tüccar tarafından Tahtakale’de açılıyor ilk kahve evi. Zaman içerisinde kahvehaneler görgü, nezaket ve incelik kurallarına uyularak insanların -­daha doğrusu erkeklerin-­ sosyalleşebileceği mekanlar haline geliyor. Aslında kahvehaneler statü ve sınıf kaygısı olmadan insanların fikir alışverişi yapabildikleri yer özelliğini taşıdığı için toplum içerisinde kısmi eşitlik de sağlıyor. Kısmi diyorum çünkü kadınların yüzyıllar boyu tüm bu sürecin dışında tutulmuş olmaları ayrı bir tartışma konusu. Bu konu hakkındaki hassasiyetimi ve görüşlerimi şimdilik bir kenara bırakıyor ve kahvehaneler kısmına geri dönüyorum.

İstanbuldan Londraya Kahvenin İlginç Yolculuğu
Bir Istanbul kahvehanesi İllüstrasyonu. Amadeo Preziosi. 1854s

İnsanların sık sık bu mekanlarda sosyalleşmesi bazı batıl inançlara da yol açmış. Mesela, kahveyi tabağa dökmek paranın ve sağlığın habercisi, bardağı kırmak ise kötü şansın sinyalleriymiş. Bu tarz mistik düşüncelerin yanı sıra edebiyat bağlamında da kahvehaneler çok önemli araçlar haline gelmiş. Örneğin, halk şiiri, maniler, gölge oyunları, efsaneler, halk hikayeleri ve aşık edebiyatı açısından fazlaca eserler verilmiş. Bunlar arasında günümüze ulaşmayı başarmış olanlardan en popüler iki tanesi sanırım Nasrettin Hoca ve Karagöz ile Hacivat anlatıları. Bu edebi gelişim ve entelektüelliğin arkasındaki asıl sebebin insanların düşüncelerini özgürce ifade edememeleri ve toplumsal ya da politik eleştiriler yapabilmek olduğunu açıklamama gerek yok sanıyorum. Sonuçta hepimiz Hacivat ile Karagöz’ün neden öldürüldüğünü az çok aşinayız. Konuyu daha fazla bulandırmamak adına tarihimizde kahve ­ve kahvehanelerin nasıl yer aldığına dair şöyle hızlı bir giriş yaptık. Peki tüm bu anlattıklarımın İngiltere’nin başkenti Londra ile nasıl bir bağlantısı var?

Kahve kültürünün popülerleşmesi tabi ki Avrupa’ya da yayılıyor. Fakat bu olay neredeyse yüzyıl kadar sonra ­yani 1640’larda gerçekleşmeye başlıyor. Avrupalıların bu konuya bu kadar uzun süre ilgi göstermemiş olmaları da tuhaf doğrusu. Bu tuhaflık daha da ilginç bir hal alıyor ve İngiltere’nin ilk kahvehanesi Cornhill, St Michaels Alley’de tahmini bir Türk tarafından açılıyor. Tahmini diyorum çünkü bazı kaynaklarda Türkiye’den gelmiş Yunan ya da Ermeni biri olabileceği de yazıyor. Pasqua Rosée adlı Türk beyefendi tarafından 1650 yıllarının başında açılmış bu ilk kahvehane, 1674’te Jamaika Kahve Evi’ne dönüştürülüyor. 1869 yılına gelindiğinde ise Jamaika Şarap Evi’ne çevrilerek günümüzde de hizmet vermeye devam ediyor.

İstanbuldan Londraya Kahvenin İlginç Yolculuğu

Günümüzde bar ve şarap evi olarak hizmet veren İngiltere’nin ilk kahvehanesi. St Michaels Alley, Cornhill, İngiltere.

Hikayesi ise şöyle, İzmir’de denizci bir tüccar olan Daniel Edwards ve onun yardımcısı Rosée paylaşabilecekleri ortak bir zevk buluyorlar: Kahve. Edwards bir yandan Rosée’ye finansal olarak da yardım ediyor. Zaman içerisinde ikilinin arası açılıyor ve Rosée Londra’da -­muhtemel-­ ilk kahvehaneyi açarak inanılmaz bir başarı yakalıyor. Başarının temel sebebi de o dönem Cromwell yönetimi altında olan Britanya’da alkol içmek düşünülemeyeceği için kahve daha saygıdeğer bir alternatif olarak görülüyor. Haliyle yüzyılın sonuna gelmeden de İngiltere’de sayısız kahve evi açılıyor. Zamanla burada da kahvehaneler çoğunlukla erkekler için ticaret yaptıkları ya da fikir alışverişinde bulundukları yerler haline geliyor. Kadınlar için ise durum biraz farklı. Kahvehanelere müşteri olarak girememeleri adına kesin bir yaptırım yok lakin erkekler tarafından kadınların kahvehanelerde bulunması uygun bulunmuyor. Yani belirli bir dönem kahvehanelerde kadın görüldüğünde o kadının uygunsuz bir iş yaptığı düşünülüyormuş (İlginçtir ki, kahvehanelerde çalışanların çoğunluğunu yine kadınlar oluşturuyor).

İstanbuldan Londraya Kahvenin İlginç Yolculuğu
1668 zamanına ait Londra’da bir kahvehane illüstrasyonu.

Türkiye’de olduğu gibi İngiltere’de de kahvehaneler farklı insanları bir araya getiren mekanlar haline geliyor. Hatta öyle bir hal alıyor ki, insanlar artık ilgi alanları doğrultusunda olan kahvehaneleri seçmeye başlıyorlar. Bu durum aslında insanlara bilgiye erişim açısından eşit imkanlar da sağlıyor. Örneğin o dönemlerde bir peni ­yani bir kahve ücreti­ karşılığında Isaac Newton tarafından ‘insanların cennetlik bedenlerinin devinimini nasıl hesaplayacağını, ama delilikleri için bir şey yapamayacağını’ dinleyebilirdik.

Tüm bu anlattıklarımı toparlamak gerekirse, kahvehaneler ­-ya da modern adıyla, kahveciler­- yüzyıllardır insanların hayatlarına toplumsal, kültürel ve entelektüel açıdan katkıda bulunmuş, bulunmaya da devam ediyor. Her ne kadar bir kahve karşılığında Newton’ı dinleyebilme fikri cazip gelse de ruhumuzu ve damağımızı farklı lezzetlerdeki kahveler ile, gözümüzü ise kahvecilerle doyurabildiğimiz için modern dünya küçük bir teşekkürü hak ediyor galiba.

Kapak Fotoğrafı: Bettmann/Getty Images

 

Bir cevap yazın

Your email address will not be published.

*

Kültür & Sanat Son Yazıları

Öteki Taraf’ın Felsefesi

Görüp görebileceğiniz en keyifli kurgulardan biri olan The Good Place, güldürürken düşündüren

SANATIN RUHU

Sanat ve insan arasındaki derin bağa bir mercek tutalım. Çoğu zaman "boş
Git Yukarı