Sıradışı Bir İnternet Dergisi

Kesinlikle Okunması Gereken 10 Klasik Roman

Kültür & Sanat Kategorisinde Tarafından

Dorian Gray’in Portresi

Dorian Gray’in Portresi, Oscar Wilde’ın yayınlanmış tek romanıdır. 1890 yazında bir dergide bölümler halinde yayınlanmış, 1891 yılında ise yazarın sanata dair fikirlerini de içeren bir önsöz ile kitap olarak basılmıştır.  Merkezine genç, zengin ve insanları büyüleyecek bir güzelliğe sahip olan Dorian karakterini alan eser temelde bir yozlaşma hikâyesidir. Dorian’ın güzelliğine kapılan Ressam Basil Hallward onun bir portresini yapar. Portrenin varlığı ile görünüşünün büyüleyiciliğine fark eden Dorian tehlikeli bir dilekte bulunup zamana, günaha ve kötülüğe yenilenin kendisi değil portresi olmasını ister. Bu dileği kabul olunca da tamamen yolunu kaybedip haz ve tutkunun esiri bir adama tanıklık etmiş oluruz. Kitap yayınlandığı dönemde büyük tepki çekmiş, ahlaksızlıkla suçlanmıştır. Oscar Wilde’ın ‘fiili livata ve ahlaksızlık’ suçundan 2 yıllık cezasının genç yazarın ölümünde büyük etken olması ve yazarın suçsuz yere büyük acılar çekmesine rağmen olduğu insanı korkusuzca dile getirebilmesi ile eser günümüzde çok daha büyük anlamlar kazanmıştır ve kişisel bir portre olarak görülmektedir.

Hacı Murat

Lev Nikolayeviç Tolstoy’un ölmeden önce kaleme aldığı roman ancak 1917 yılında yayınlanabilmiştir. Gerçek olaylardan esinlenilerek yazılan eser Şeyh Şamil’in önde gelen komutanlarından Hacı Murat’a odaklanır. Bir taktik sonrası Rusların tarafına geçen Çeçen komutanın başına gelenlere tanık olduğumuz hikâyede komutanın askeri ve siyasi zekâsını, savaşın taraflarını ve politik anlaşmazlıkların bir asır sonrasında bile güncelliğini koruyabilen doğasını tanımış oluruz. Tolstoy’un akıcı üslubu ve gerçekçi olay örgüsü ile günümüze ulaşan eser yazarın ölümünden sonra yayınlanan tek romanıdır.

Güvercinin Kanatları

20 yy. romancılığın öncülerinin başında kabul edilen roman 1902 yılında Henry James tarafından kaleme alınmıştır. Londralı iki genç olan Kate Croy ile Merton Densher aşklarına tanıklık ettiğimiz roman, Kate’in vasisi olan teyzesinin Densher’ı soylu ve zengin olmadığı için istememesiyle bir çıkmaza girer. Fakat kaderleri görkemli bir mirasa sahip olan genç bir Amerikalı kadın ile kesişir: Milly Thaele. Bu olaydan sonra başta iyiliğin, güzelliğin ve gençliğin simgesi olarak gördüğümüz aşıkların dönüşümlerine tanık oluruz. Aşkın için ne kadar ileri gidilebileceğini, iyiyi, kötüyü, merhameti ve paranın değerini sorgulatan bu roman, 1997’de sinemaya da uyarlanmış Kate Croy rolü ile Helena Bonham Carter’a bir Oscar adaylığı ve çokça ödül kazandırmıştır.

Öteki ( Öteki Ben)

Öteki, Fyodor Mihayloviç Dostoyevski’nin edebiyata en büyük katkısı olarak gördüğü fikirdir. Kendinden sonra gelen Kafka, Sartre gibi birçok büyük yazarı etkileyen bu fikir insanın kendine yabancılaşmasını, kişilik bölünmesini, parçalanmış bilincin kurduğu ürkütücü ve tehlikeli dünyayı gözler önüne sermektedir. İçten dışa kurgulanmış bir şekilde bireyin dünyasını anlatan eser parçalanmış bir bilincin tehlikeli, anlamlandırılamaz ve dehşet verici akışını gözler önüne serer. Psikolojik gerilim türünün yapı taşlarından kabul edilen eserde ana karakterimiz bir devlet memuru olan Jakov Petroviç Golyadkin’dir. Bir sabah işe geldiğinde kendisinin aynısı bir memuru –aynı adı taşıyan, aynı görünen- karşı masasında bulan Golyadkin öncelikle durumu anlamlandıramaz. Çünkü karşısında var olan kişi Golyadkin’in ötekisi ya da öteki benidir. Zamanla karşısında gördüğü öteki beni ile yarışmaya başlayan Golyadkin aklının sınırlarını zorlayan bir yarışa girer.

Güzel Dostlar

1885 yılında yayınlanan roman Guy de Maupassant’ın ikinci romanıdır. Mesleğe yeni başlamış bir gazetecinin serüvenini anlatan eser yayınlandığı dönemde büyük yankı uyandırmıştır. Georges Duroy, mesleğe yeni başlamış bir muhabirdir ve güç elde etmek uğruna her yolu mubah görmektedir. Sıfırdan başlayan karakterimiz ün, para, konfor ve statü için her türlü yolsuzluğu, yazarın değimi ile ahlaksızlığı yapmaya hazırdır. Duroy, başarı basamaklarını birer birer tırmanırken doğru insanlarla arkadaşlık etmiş, olması gereken kadınların hayatına girmiştir. Ana aksta başkahramanımızın hayatını izlerken arka planda da görürüz ki dönemin Fransa’sı hem politik olarak hem de toplum ahlakı olarak çökmektedir. Dönemin Paris’ ini, sınıf farklarını ve aile yapısını da gözler önüne seren eser pek çok kez sinemaya uyarlanmıştır. 2012 yılında yapılan son uyarlamada Georges Duroy karakterine Robert Pattinson hayat vermeketedir.

Profesör

Charlotte Brontë’nin yazdığı ilk roman olmasına rağmen 1857’ye kadar yayınlanamamış, dul eşinin izniyle ölümünden iki yıl sonra okuyucuyla buluşabilmiştir. Jane Eyre’den iki yıl önce kaleme alınan eser ondan ancak on yıl sonra Brontë’nin ilk romanı olarak basılabilmiştir. Roman, gençlik yıllarında Brüksel’de öğretmenlik yapmış olan yazarın gençlik yıllarından büyük izler taşımaktadır. Fakat adını duyurduğu diğer romanlarından farklı olarak ana karakterini erkek olarak kurgulamıştır. Ana karakterimiz William Crimsworth Brüksel’de öğretmenlik yapan iyi niyetli, kararlı ve umut dolu bir adam. Kimsesiz büyümüş, akrabalarının desteğiyle okuyabilmiş bu adamın kendini ve aşkını bulma yolculuğuna eşlik ettiğimiz karakter bir var olma mücadelesi içinde. Yazarın karakter yaratmadaki becerisi, psikolojik çözümlemeleri ve betimleme gücü ile kültler arasında yerini almış bir eser.

Yaşama Sevinci

Natüralizm akımının öncü isimlerinden Emile Zola’nın 1884 tarihli romanı. Başına ne kadar kötü olaylar gelirse gelsin yaşama sevincini yitirmeyen Pauline karakterine odaklanan kitap yazarın gerçeği olduğu gibi anlatma felsefesi ile yer yer karanlıklaşabiliyor. Hayatın güzellikleri kadar kötü yanlarını da yansıtmaktan çekinmiyor. Pauline, annesinin ölümünden sonra amcasının yanına, küçük bir balıkçı kasabasına yerleşir. Yüklü bir mirasa sahip olan küçük kız büyün maddi ve manevi varlığını bu aileye adar. Roman boyunca gerçekleşen bütün kötü olaylara, istenmeyen durumlara rağmen Pauline küçücük şeylerden mutlu olabilmeyi, umudunu, yaşama sevincini koruyabilmektedir. Zola; çirkin, ,hanetle ve kötülükle dolu bir dünyanın içinde saflığını korumaya çalışan bir karakterle bizi baş başa bırakır.

Kamelyalı Kadın

Alexandre Dumas tarafından yazılmış romanın ilk baskısı 1848 yılında yapılmıştır. Bir aşk klasiğine dönüşen eser pek çok kez uyarlanmış, tiyatro sahnesine aktarılmış ve bestelenip operaya dönüştürülmüştür. Bugün bile sahnelenen ve opera sahnesinin en büyük klasiklerinden olan ‘La Traviata’nın kaynak eseridir. Hukukçu Mösyö Armand Duval’in kamelyalarıyla ünlenmiş Matmazel Marguerite Gautier ile tanışmasıyla başlayan hikaye bu iki gencin aşkı ve şefkatiyle klasikleşmiştir. Birbirlerinden farklı sınıflara ait olmalarına rağmen aralarındaki çekime karşı koyamayan bu iki genç daha önce tatmadıkları duyguları tadacak, sevmenin ve sevilmenin kıymetini anlayacaklardır.

Ana

Maksim Gorki tarafından yazılan roman 1906 yılında yayınlanmıştır. Dönemin fakir Rus işçi sınıfını anlatmaktadır. Kendisini sürekli döven işçi kocasının ölümünden sonra oğlu ile bir hayat kuran Ana’yı -Pelage’yi- başkahramanı olarak konumlandıran eser arkasında sosyalizmi, devrimi ve dönem Rusya’sını anlatmaktadır. Oğlunun kavgacı, serseri bir tipten sürekli okuyan, olgun bir kişiliğe bürünmesiyle oğlunun yeni hayatını merak eden Ana, oğlunun aracılığıyla sosyalizmle ve ezilen işçi sınıfının mücadelesiyle tanışır. Oğluna ve arkadaşlarına destek vererek başlayan yolculukta Ana mücadelenin bir parçası haline gelmektedir.

Genç Werther’in Acıları

Johann Wolfgang Goethe’nin 1774’te basılan eseri mektup-roman türündedir ve yazar eseri sadece 2 hafta içinde yazmıştır. Goethe’nin daha 25 yaşındayken kaleme aldığı eseri dönemin Almanya’sını büyük ölçüde etkilemiş, gençler arasında ‘Werther Salgını’ olarak adlandırılan mavi ceket, sarı pantolon giyilen bir akıma bile dönüşmüştür. Werther’in hayali arkadaşı Willhelm’e yazdığı mektuplardan oluşan eser, Werther’in büyük şehrin sıkıntısından bunalıp doğaya kaçarak Wahlheim’e yerleşmesiyle başlar. Burada soylu bir ailenin kızı olan Lotte’ye âşık olur. Lotte’nin güzelliğine karşı koyamayan Werther duygularının tamamen karşılıksız olmadığının farkındadır fakat ne yazık ki çaresizdir, çünkü Lotte Albert ile nişanlıdır. Kavuşamadığını aşkına karşı bütün duygularını anlattığı mektuplardan oluşan eser hala aşk üzerine yazılmış en etkileyici işlerden biri kabul edilmekte, günümüz okuyucusunda da karşılık bulmaktadır.

Bir cevap yazın

Your email address will not be published.

*

Kültür & Sanat Son Yazıları

Santuri Ali Ufki Bey

Günümüzde Ukrayna sınırları içerisinde yer alan Lvov şehrinde, soylu bir Polonyalı ailenin
Git Yukarı