Sıradışı Bir İnternet Dergisi

Melancholia

Kültür & Sanat Kategorisinde Tarafından
Dünya lanetli bir yer. Uğruna kederlenmeye değmez. 

Melankoli, hepimizin aşina olduğu, ancak neredeyse hiçbirimizin tamamen anlayamadığı bir ruh hali. Çaresiz bir farkına varış, aydınlanma, boş vermişlik ve depresyon. Peki neyin farkına varış? Bu yaşlı dünyanın eninde sonunda sona ereceğinin ve her dakika telaş içinde bir yerlere koşuşan, bir şeyler planlayan bizlerin elinden hiçbir şey gelmeyeceğinin. Melankoli, birkaç kişiye özel bir ruh hali; gelip geçici, tedaviyle üstesinden gelinebilecek bir durum değildir. Melankoli hayatın kendisidir, herkese ve her şeye aittir. Tüm bunlar sona erene, hayat denen trajikomedi var olmayı bırakana kadar devam edecektir.

Film, dünyayı adım adım sonuna yaklaştıran görsellerle açılır. Bu estetik tablolarla usta yönetmen seyirciye görsel açıdan bir şölene tanıklık edeceğini haber verirken aynı zamanda onları kıyamete hazırlar. Baştan aşağı atmosferik bir başyapıt olan Melancholia‘nın moduna açılış sekansları sayesinde kolayca gireriz. Aynı zamanda Trier, filmin ilk yarısında alametifarikası haline gelmiş olan dinamik kamerasını öyle güzel kullanır ki, düğünün ve dolayısıyla Justine’in hayatının tüm kargaşasını sanki yaşıyormuşçasına iliklerimize kadar hissederiz. Trier, bunu ikinci yarıda Claire’in histerik ruh halini yansıtırken de çok güzel yapar. Yine de filmin ikinci yarısının ilk yarıya göre daha durgun olduğunu söylemek mümkün. Çünkü ikinci yarıda kameranın bir diğer görevi dünyanın sonunu getirmektir. Yönetmen bunu da başarıyla kotarır ve bizlere asla ulaşamadığımız melankolimizin varlığını hissettirmeyi başarır.

Lars von Trier, melankoliye benzersiz bir bakış açısı geliştirmiş ve açıklaması zor bu ruh halini belki de bugüne kadarki en doğru haliyle yansıtmayı başarmıştır. Justine evlenmektedir. Dünya evine girmektedir yani. Akrabaları, yakınları ve sözde kendisine değer veren herkes etrafında toplanmış, onu bu mutlu (!) gününde yalnız bırakmamıştır. Nedir bu dünya evi? Ne kadar devam edecektir? Ne anlamı vardır bu eve girmenin? Evlilik, çocuk yapmak, akrabalık ve iş güç sahibi olmak Melancholia‘da bir gün yok olacağı kesin olan hayatla insan arasındaki ipler olarak verilir. Evlendin mi? Dünyayı terk etmemek için bir sebep. Çocuk sahibi mi oldun? Artık hayata sıkı sıkıya tutunmak için bir sebebin daha var. Düğün gecesi Justine, var oluşuyla ilgili bir aydınlanma yaşar. Kadın, düğün salonuna giderken oldukça neşelidir. Öyle ki, limuzinin yolda kalması gibi aksilikler moralini hiç bozmaz. Justine düğün öncesi karamsar ve telaşlı bir gelin profili çizmemiştir. O kadar rahattır ki yaşadıkları gecikmeye rağmen salona giriş yapmadan önce çok sevdiği atını ziyaret etmek ister. Justine’in neşeli tavırları, insanın hayatla arasında duygusal bağlar kurmasına sebep olan yaşama sevincini gözler önüne serer. Dünya, kötü olan her şeyin yüzümüze vurulduğu o sonu heyecanla beklenen yer ise düğün salonudur. Justine düğün salonuna geldiğinde kadının rahatlığı ve mutluluğundan oldukça rahatsız olan organizatörün itici bakışlarıyla karşılaşır. Annesinin kendisine olan kiniyle yüzleşir. Babasının bencilliği ve vurdumduymazlığını hatırlar. Patronu, kadının düğününü bile şirketine prim yapmak için kullanmaya çalışır.

Çevresindeki insanlar, Justine’in düğününü (dünya evine girişini, yani hayatını) her şeyin olması gerektiği gibi ilerlemesi beklenen, herkesin kendi bencil var oluşuna köle olarak hareket ettiği sıradan bir ritüele çevirmiştir. Justine bütün bunları reddeder. Var olmanın herkes gibi olmaktan bir farkı olmadığını görür ve bunda bir anlam bulamaz. Rahatlamak için girdiği küvetten çıkmaz ve düğün salonuna dönmez. Patronuna işinden istifa ettiğini ve bir daha onu görmek istemediğini söyler. Böylece dünya ile bir bağlantısını daha koparmış olur. Her şeyin içinde bir parça bulunan melankoli, Justine’i ele geçirmektedir. Kadın yemeden içmeden kesilecek, uyumak ve dinlenmekten başka hiçbir şey istemeyecektir. Yakında yok olacak olan hayatın yorgunluğunu, dünyanın son günlerinde tamamen üzerinden atarcasına, yalnızca uyumaktadır.

Claire evlidir ve bir çocuğu vardır Dolayısıyla kadın, kendisini yok olması beklenen hayata bağlayan güçlü bağlara sahiptir. Justine’in evliliği için verdiği emekler, derin bir uykuda olan kadını hayata geri döndürmek için harcadığı çaba bundandır. Claire içindeki melankoliyi inkar etmektedir ve Justine’in teslimiyetini kabullenemez. Ayrıca eşi bir bilim insanıdır ve ne de olsa bilim her şeye bir çözüm bulur (!). Claire, dünyayı yok etmesi beklenen yıldız Melancholia’ya inanmaz. Onu yalnızca geçici ve güzel bir manzara olarak görmektedir. Yine de kaybetme korkusu kadını içten içe kemirmektedir. Bu korku, Melancholia hakkında yanılan kocasının intiharıyla yerini telaş ve paniğe bırakacaktır. Ne yapacağını bilemez. Hayatın sona ermesine hazır değildir, melankoliye inanmıyordur ve hepsinden önce, çocuğunu kurtarması gerekmektedir. Onun önünde daha upuzun bir hayat vardır. Bu şekilde sona ermesi haksızlık değil de nedir?

Justine, göl kenarında Melancholia’nın ışığında çırılçıplak uzandığı sahnede görsel olarak da betimlendiği gibi artık Melancholia’ya ve melankolisine aittir. Onun için var olmanın ve hayatın bir değeri kalmamıştır. Claire’in güvendiği eşi intihar ettikten sonra kadın yalnız kalmıştır. Artık yanında yalnızca ölmeyi bekleyen bir deli(!) vardır. Her şeyin sona ereceğini zor da olsa kabullendikten sonra Claire, Melancholia’yı bahçede kız kardeşiyle şarap yudumlayarak karşılamak istediğini söyler. Melankolisini içselleştirmiş ve onun değerinin farkına varmış Justine, Claire’ın yalnızca kendisinin değil, bütün dünyanın ve insanlığın sonunu böyle sıradan, bencil bir ritüelle karşılamak istemesine anlam veremez. Justine bunun yerine kardeşi için işleri kolaylaştırır. Hayatının son anlarını tamamen vadesi dolmuş dünyaya ait bir şey yaparak harcamasına izin vermez. Aunt Stormbreaker, yeğeninin son anlarında kendisini güvende hissetmesini sağlayacaktır. Bunu da dışarıdan gelecek tüm tehlikelere dayanıklı mağarasıyla (çalı çırpıdan toparladığı basit bir çadırla) yapar. Beklenen çarpışmanın gerçekleştiği ve her şeyin yok olduğu o tüyler ürpertici sahne o kadar etkileyici bir görselliğe sahiptir ki, seyircisine “yok oluş” denen şeyi iliklerine kadar hissettirir; onun karşısında ne kadar çaresiz olduğunu da hatırlatarak. Böylece hepimiz, özümüzdeki bir tutam melankoliyi hissederiz.

 

1. görsel 2. görsel 3. görsel 4. görsel 5. görsel 6. görsel

1 Comment

Bir cevap yazın

Your email address will not be published.

*

Kültür & Sanat Son Yazıları

Öteki Taraf’ın Felsefesi

Görüp görebileceğiniz en keyifli kurgulardan biri olan The Good Place, güldürürken düşündüren

SANATIN RUHU

Sanat ve insan arasındaki derin bağa bir mercek tutalım. Çoğu zaman "boş

Bakış; Frankenstein

Carl Schmitt'in "değersizliğin belirlenmesi, değersizliğin yok edilmesi demektir" cümlesini okuduğumda aklıma Frankenstein
Git Yukarı