Podyumlar Hayatın Gerçeklerini Yansıtmıyor!

Moda Kategorisinde Tarafından

Merhaba! Bugün sizlere 7’den 70’e  biz kadınların hastası olduğu o görkemli, müthiş podyumlardan bahsedeceğim. Balenciaga’lar, Balmain’ler, Max Mara, Chloé ve nice hastası olduğumuz ışıltılı lüks markalar…

Her sezon modayı tanıtmak için binlerce defile düzenlenir. Kimisine hayran kalınır, kimisine şaşkınlıkla bakılır “NEDEN?” diye. Sonuçta karides bile giyinilip yüründü o podyumlarda. Bunu bizler bir şekilde takip ederken ve perde önüyle ilgilenirken, asıl olayın perde arkasında olduğunu unutur gideriz. Koreografi, ışığın yönü, mekan ayarlanması, konsept, seyirci düzeni derken karşımıza moda haftalarında unutulmayacak sunumlar çıkıyor. Uzay çağlı konseptler, etnik desenler, hayvan motifleri, melekler ve daha neler neler… Peki abartılar neler? Bu abartıları biz ciddiye almalı mıyız?

Bu sene 2018-2019 değil de 2058-2059 yılı olacakmış gibime geliyor. Uzay çağı dönemin en çarpıcı detayı olurken, şimdiden sokaklarda yaşanmaya başladı bile. Parlayan midi etekler, ışıl ışıl deri ceketler ve tabii ki vazgeçilmez olan parlak botlar… Balmain bu sene podyumları göz alıcı bir şekilde doldururken, bizler kesinlikle bu gerçekleri yansıtmayan kombinlerden uzak duruyoruz! Podyumdayken bize göz alıcı ve dikkat çekici gelen bu kombinler, sokaklarda maalesef pek hoş görünmüyor. Bunun sebebi az önce değindiğim “konsept” ve “ışık”. Alıcıya ne kadar dikkat çekici gelirse, satışı o kadar fazla olan bu ürünleri tek parça halinde, basic parçalar ve tamamlayıcı aksesuarlar ile kullanmamız gerekiyor. Aksi halde uzaklardan bir uzay gemisi bizi fark edip yukarıya doğru çekebilir. Aman dikkat!

Bir diğer değinmek istediğim nokta ise “Animal Print” dediğimiz olay. Vahşi doğa motifleri, etnik desenler ve bunu en abartılı şekilde gözler önüne seren iki marka: Tom Ford ve Max Mara…

 

Karışık yoğun renkler, kürk görünümlü kazaklar, pantolonlar, Fendi’nin inanılmaz cowboy botları… Bunların hepsi bu sene alışılmadık bir şekilde sokaklara dolup taşacak. Ve bizim yine dikkat etmemiz gereken önemli bir nokta var; baştan aşağı leopara bürünmememiz gerekiyor!

Ya da tamamen 1800’lere dönüp etnik desenlerle kovboy filmlerini aratmayan sahneler yaşatmamalıyız sokaklara…

Hepimizin içinde özgür kız Nil yatar biliyorum ama yapmayın lütfen. Basit bir jean ve altına mükemmel cowboy botlar neyimize yetmiyor değil mi? 🙂

Gelelim en can alıcı noktamıza… “BÜYÜK LOGOLAR”, ağlıyorum! Dior, Balenciaga gibi efsanelerin neden kendi markasını bu derece göze sokmak istediğini anlamış değilim. Hatta bence kimse anlamış değil. En beğendiğim ayakkabı koleksiyonları Christian Dior Spring 2015 ve Spring 2013.

Artık Dior ayakkabıları bana göre ölü. Gucci’den hiç bahsetmeyeceğim bile… Ne demek istediğimi anladınız 🙁 Yani büyük logolu Chanel kemerler ya da her yeri marka ismiyle dolu olan ayakkabılar hiç hoş görünmüyor…

Kısacası bu sene çok güzel ve dikkat çekici ama bir o kadar da film gibi anlar yaşamamıza sebep olan bir moda anlayışı var. Evet sokaklar podyumdur fakat podyumlar sokak değildir! İşte bu yüzden “Podyumlar hayatın gerçeklerini yansıtmıyor.”

24 Haziran 1997 doğumluyum. Şu sıralar Hacettepe Üniversitesi'nde öğrenciyim. Yazı yazmayı, eleştirmeyi ve eleştirilmeyi en büyük hobim olarak kabul ediyorum. İki kedi annesiyim, modaya uzun zamandır yakından ilgim var. Kötü tasarımları didikleyip eleştirmeye ise doğuştan!

Bir cevap yazın

Your email address will not be published.

*