“Satranç” Kitabı Üzerine!

Kültür & Sanat Kategorisinde Tarafından

Merhaba! Bugün dergideki ilk yazımda Stefan Zweig’in Brezilya’daki sürgünde yazdığı ve en tanınmış eserlerinden olan Satranç kitabını inceleyeceğim.

Bu kısa ama büyük bir etki alanı yaratmış olan hikaye, bir taraftan yaşamın içerisindeki bireyin hak ve sorumluluklarını ele alan ve bu açıdan kendini topluma sorumlu hisseden, entelektüel bir birey olan Dr. B ile herhangi bir yeteneğe bağlı olmaksızın doğuştan edindiği ve sadece kendisi için yaşayan, etrafındaki bütün insanları hep altında gören Mirko Czentovic arasında düzenlenen bir satranç müsabakasını ele alıyor. Olağanüstü bir kurguyla bunu okuyucuya sunan Zweig, intihar etmeden önce yazmış olduğu bu kitapta kötülüğün dünyaya hakim olacağı mesajını da kendisini mat ederek ortaya koymuştur.

Beyni ağır işleyen ve en basit ders konularının bile üstesinden gelmeye mecali olmayan Mirko, 14 yaşındayken bile bir şeyi hesaplarken parmaklarından yardım almakta ve kitap, dergi vb. materyalleri okumak bu çocuk için çok çaba gerektirmektedir. Çevresi tarafından geri zekalı biri olarak algılanan Mirko, bu algıyı satranca olan ilgisi ve satrançta yakaladığı başarıyla yıkacaktır. Bir zeka oyunu olduğuna göre, Mirko satrançta bu başarı ile toplum tarafından zeki sayılacak. Ama zeka dediğimiz konu ise zihnin öğrenme ve öğrenilenden yararlanabilme, yeni durumlara uyabilme ve yeni çözüm yolları bulabilme yeteneğidir. Zihnin birçok yeteneğinin uyumlu çalışması sonucu ortaya çıkan anlak bir yetenekler birleşimidir. Ama Mirko’nun tek yeteneği ise satrançtır.

Dr.B ise iyi bir eğitim görmüş, entelektüel ve sosyolojik olarak etrafını saran çevresinden dolayı kültürel miras ile zenginleşmiş biridir. Gestepo tarafından hapse mahkûm edilmiş ama yaratıcı özelliği ve üreten yanı ile Dr.B, hapiste geçirdiği süreçte gizlice edindiği bir satranç kitabı sayesinde satrancın bütün inceliklerini öğrenmiş ve tek başına kaldığı hücresinde hazırladığı bir mekanizma ile kendisine karşı satranç oynayarak bütün büyük satranç ustalarının hamlelerini denemiştir.

Tek hücreli küçücük bir odada çıldırmanın eşiğine gelen Dr. B, satranç oynayarak kendisini rehabilite etmiştir. Kendisiyle yarışarak satrançta usta bir biçimde tecrübe kazanan Dr.B ve Mirko’nun yolu New York’tan Buenos Aires’e giden bir gemide kesişecektir. Mirko, iyi olduğunu iddia eden herkese karşı kazanarak hem yenilmez unvanını almış hem de trilyonluk bir adam olmuştur. Toplum içerisinde bazı konularda ustalaşan ve bu konuda verimli olarak statüsü “para” dediğimiz materyale göre belirlenen Mirko gibi birçok insan mevcuttur. Bilgiden ve görgüden eksik zengin insanlar…

Dr.B ve Mirko satranç masasına ilk kez otururlar ve bu müsabakada zafer sarhoşluğu yaşayan karşısında bulunan bütün rakiplerini küçümseyen Mirko, ilk kez Dr.B’ye yenilir. Hapishanede yaşamış olduğu ümitsizlik, zafer kazanmış Dr.B’nin içinde ilk kez bir çığlığa dönüşür. Bu defa zafer sarhoşu olan Dr.B, ikinci bir müsabaka teklifi sunan Mirko’ya hayır demez. Bu müsabakanın sağlığı için ne kadar zararlı olduğunu bilen Dr. B yine de bu teklifi reddedemez. Hapishane yıllarında yaşadığı keder bir anda önüne serilir. Bu sebeple kapıldığı coşku yüzünden oyunu bitiremez ve ruhsal bir körlük yaşar. Bu körlük onun yetiyitimidir. Yetiyitimi dediğimiz kavramı açarsak; sosyokültürel ve fiziksel çevredeki performans veya sosyal rolde kısıtlanma durumudur. Zeki olan insanlar kendisinin de farkında olan insanlardır.

Zaferle masadan ayrılan Mirko’nun farkındalığı ile kaybeden Dr.B’nin farkındalığı zekâ ile birbirinden ayrılmaktadır. Ruhsal sağlığını tehlikeye sokan Dr.B, oyunu yarıda bırakmakla birlikte kendisini tanımlama noktasının da farkındadır. Öyleyse, Mirko karakteri acaba kendisinin ne kadar farkındadır veya böylesi bir farkındalık durumu kendisinde bir şeyler uyandırmış mıdır? Bir müsabakanın Mirko için büyük paralar kazandırdığını ve satrançta yakaladığı zaferi salt maddiyat üzerine kurduğunu düşünürsek Mirko’nun zeki olduğu gerçeği yadsınamaz. Ama bu kitabı intiharının son günlerinde yazan Zweig, bu eseri ile insan ruhunun tüm inceliklerini, ruhsal çöküntüleri ve en önemlisi de insan olma idealini ortaya koyarak bir müsabakanın elde edemeyeceği zaferi çoktan kazanmıştır. Zweig’in “Yeryüzünde hiçbir şey insan ruhuna hiçlik kadar baskı yapamaz” sözü ile okuyucuya iyi okumalar diliyorum.

Sevgilerle Zweig…

 

 

Bir cevap yazın

Your email address will not be published.

*