Sıradışı Bir İnternet Dergisi

Sinemanın Şairi: Krzysztof Kieslowski

Kültür & Sanat Kategorisinde Tarafından

“Dünyayı değiştirecek olan şey filmler değil, o filmleri izleyen insanlardır.” der sinemanın şairi Krzysztof Kieslowski. İzleyicinin yaşamı bir kez daha gözden geçirmesini amaçlayan yönetmen, 1960-1980 yılları arasında yirmiye yakın belgesel filme imza attıktan sonra uzun metraja yöneldi ve dünyaca ünlü bir sanatçı haline geldi.

Kieslowski II.Dünya Savaşı’nın çalkantılı dönemlerinde Polonya’nın işgal altındaki başkenti Varşova’da doğdu. 16 yaşında Devlet Teknik Tiyatro Eğitim Lisesi’nde okumaya başladı. “Okul bizi entelektüel açıdan uyandırdı. Yaşamın yemek yemek, uyumak ve başını sokabilecek bir yer bulmak gibi gündelik çabalardan öte olduğunu öğretti. Başka türden bir gıda daha olduğunu da. Ruh için gıda ya da akıl için…” diye anlatır sanatla tanıştığı o günleri. 21 yaşındayken usta yönetmenlerin yetiştiği Lodz Sinema Okulu’na girmeye karar verir. Fakat okulun sınav ve mülakatlarını geçemez. Bir yıl daha bekleyip yine sınavlara girer fakat sonuç aynıdır. Ama Kieslowski inat eder ve sonunda üçüncü denemesinde okula girmeyi başarır.

Sanatçının başlıca eserlerinden bahsetmek gerekirse sanırım ilk sırayı Tanrı’nın Musa’ya gönderdiğine inanılan On Emir’inden yola çıkarak çektiği, on parçalık, her biri diğerlerinden ayrılamayacak kadar güzel, büyüleyici, etkileyici, çarpıcı ve sarsıcı bir başyapıt Dekalog alacaktır. Dekalogların tümüne baktığımızda izleyenlerin üzerinde ciddi bir etki bırakır. Toplumsal ilişkiler ve insan çelişkilerini kavrama konusunda birer ders kitabı niteliğinde olan bu dizi filmler “Erdem nedir?”, “İyilik ve kötülük nedir?” sorularına cevap arıyor, izleyene de aratıyor. Serinin muhteşem müzikleri Zbigniew Preisner’e ait.
Mutlaka izlenmesi gereken bir diğer eseri de Veronique’in İkili Yaşamı adlı, bizleri coğrafyayı aşan bir bağın peşinde sürüklerken kendi dünyasının içine çeken, bildiğimizin ötesinde bir mucizenin olabileceğine inandıran, erotizm ile melankoli arasında gidip gelen şiirsel bir seyir sunan filmidir. Filmden bahsederken “Bu filmin ana teması ‘daha dikkatli yaşamak’ üzerine. Çünkü eylemlerinizin sonuçlarının ne olabileceğini bilmiyorsunuz. Tanıdığınız veya tanımadığınız insanlara ne yapacağını bilmiyorsunuz. Eylemlerinizin onları nasıl etkileyebileceğini bilmiyorsunuz. Dikkatli yaşayın, çünkü canı ve esenliği sizin eylemlerinize bağlı insanlar var etrafınızda. Benim için sorumluluk da bu anlam geliyor.” der Kieslowski.
Ustalık eseri olarak görülen, isimlerini fransız bayrağının özgürlük, eşitlik ve kardeşlik anlamına gelen üç renginden alan film serisi ÜçRenk üçlemesi ise yönetmenin son filmleridir. Yine Zbigniew Preisner’in bestelerinin eşlik ettiği üçlemede, anlatılmak istenen duygunun temsil ettiği mavi, beyaz ve kırmızı renkler, sahnelerde belirgin bir şekilde kullanılmıştır.

Hayata ve sinemaya bakışı konusunda ise şöyle der Kieslowski; “Siyaset, nerede olduğumuzu, ne yapmaya iznimiz olduğunu ya da olmadığını tanımlıyor, ama insani sorunları çözmüyor. İster komünist bir ülkede, ister zengin kapitalist bir ülkede yaşayın, siyaset hiçbir zaman şu soruları cevaplamıyor: Hayatın gerçek anlamı nedir? Neden sabahları uyanıyoruz? Filmlerim siyasetin içinde olan insanlarla ilgiliyken bile, hep onların ne tip insanlar olduklarını anlamaya çalıştım. Siyasal çevre ancak bir arka plan oluşturuyordu. Kısa belgesellerim bile insanlarla ilgiliydi, neye benzedikleriyle. Hiçbiri siyasal film değildi. Esas konum hiç bir zaman politika olmadı… Bir insanın komünist, dinsiz ya da dindar olmasından öte, insanı tamamlayan daha önemli şeyler bulunduğunu fark ettim: aşk, ölüm, yalnızlık, nefret, kaygı gibi. Bunlar pek sözünü etmediğimiz ama birlikte yaşadığımız, hayatımıza yön veren şeyler. İnsanlığın ortak değerleri zannedildiği gibi din, dil, ırk, bayrak gibi kavramlar değil, acı, keder, sevinç, aşk gibi kavramlardır.”

Umarım izleyebildiğiniz kadar çok filmini izlersiniz Kieslowski’nin. İzledikten sonra aldığınız o hissiyatla filmler üzerine birçok defa düşüneceksiniz. Ustanın da dediği gibi sinema ya da edebiyat ya da adına ne derseniz deyin hiçbiri bu dünyayı değiştiremez. Ancak onları seyreden ve anlayan biz insanlar değişebiliriz.

Ayrıca ‘Kieslowski Hakkında Her Şey’ adlı söyleşiyi dinlemenizi, Danusia Stok’un ‘Kieslowski Kieslowski’yi anlatıyor’ kitabını okumanızı ve yönetmenin tüm filmlerini izleyip üzerine düşünmenizi öneririm.

Krzysztof Kieslowski sayesinde kendi cevaplarınızı bulmanız dileğiyle…

Bir cevap yazın

Your email address will not be published.

*

Kültür & Sanat Son Yazıları

Don Kişot’u Okumak

Miguel de Cervantes’in “aylak” okuyuculara sunduğu Don Kişot’un 400 yıl önce atını
Git Yukarı