Sıradışı Bir İnternet Dergisi

Tag archive

özgürlük

NE ARIYORSUNUZ? (Cevaplar)

Yaşam Tarzı Kategorisinde Tarafından

NE ARIYORSUN? (Cevaplar)

İnsanlar, farkında olmadan ömürleri boyunca çeşitli cevapların yolunda koşarlar. Peki, siz hangi cevapları arıyorsun?

1-Hayatı boyunca paranın yolunda koşanlardan mısınız?

Siz parayı, her kapıyı açan bir anahtar olarak görüyorsunuz demektir. Ama öyle değil maalesef, para yolunda yürüseniz, sizin gibi o yolda yürümekte olan insanlara rastlayabilirsiniz. O insanlara yanaşın sizi yücelteceklerdir, tabi ki menfaatleri doğrultusunda. Paranıza para katacaksınız. Ama sizin yolunuzu bir cevabı yoktur, çünkü; yolu para olanaklar asla iflah olmazlar. Her zaman daha fazlasını isteyerek, büyümeyi hedeflerler. Siz büyüdükçe de yolunuz giderek uzayacaktır. Çünkü paranın bir sonu yoktur. Parayı seven insan için bir son yoktur ki, her zaman yürüyen belki koşan insanlardır. Siz o yolda koşsanız, uçsanız veya yüzseniz de o yol bitmeyecek. Yolunuzun bittiği tek yer pişmanlık havuzu olan mezarınız olacaktır,  Oraya da zaten bildiğiniz üzere paranızı almıyorlar.  Cevabınıza gelecek olursak, sizin için tek cevap “para” en güzel ev, araba veya kızlar. Sizin cevabınız bunlardan farklı değil. Stres dolu bir yaşam, yoğun geçen günler, başınızı bile kaşıyacak vaktinizin olmaması, yapay insanlar, para gücü sayesinde kurulmuş yapay, çıkarcı ve  menfaatçi insanlar. Yolunuzda size eşlik edecekler. Şimdiden o yolda size başarılar diliyorum. Umarım doyumsuz gözünüz bir gün doyar ve mutluluğun yolunu tutarasınız belki o zaman zengin olursunuz.

“Zenginliği bu kadar büyütmeyin lütfen! Hayatınızı bir kâğıt parçası veya bankadaki sayılar için ziyan etmeyin. Mutlu,  gülümsemeyi bilen bir insan, zaten dünyadaki en mutlu insandır. Mutluluk parayla bile satın alınamayan bir gerçektir.”

Dilerim herkes bir gün zengin ve ünlü olur. Hayalini kurduğu her şeye kavuşur; belki aranılan asıl cevabın bu olmadığını anlar.

Jim Carrey

2-Özgürlüğün cevabını arayanlardan mısınız?

“Özgürlük” Kulağa ne kadar hoş geliyor değil mi? Ama özgürlüğü yolu hiç kolay değildir. Lakin ulaşılmazda değildir. Kimi, özgürlüğün cevabını arayan insanlar. O yolu bile görmemiştir. Kâinatta ulaşılması, bitirmesi en zor yoldur. O yola çıkmak, o yolda bir adım bile atmak, birçok insanın hayalidir. Ama nerdeyse kimse, o yolda yürümeye cesaret edemez. Bir kere sağlam bir kararlılığınız olmalı ya da çelikten bir sabrınız. Sabırsız insan özgür değil, anca günümüzde köle oluyor. Kimileri de özgürlüğü, bir adım atmakla oldu sanıyor, yanılıyorlar. Evet, adım atmış olabilirsiniz fakat siz sadece cesaretli olduğunuzu ispatladınız. Sabır testine maruz kalmadan, yıllarca özgürlük için beklemeden, özgür bir “birey” sayılmazsınız. Özgürlüğün yolu dikenli tellerle, derin çukurlarla doludur. Her yanında bu yolculuğun izini taşımak zorundasınız ki, özgür olabilesiniz. Kimilerinin özgürlüğü dik yamaçların tepesi, Everest’in zirvesidir. Kimilerinin ise dünyanın merkezidir. Özgürlük yolu, tek kalıpta olmayan, yolu asla hiçbir yolla çakışmayan bir yoldur. Önce kendi yolunu hayallerinde çizecek, bütün engelleri kendin koyacaksınız. Hatta yolu ezbere bileceksin ki, o yol sizin yolunuz olsun. Hayatınız buyunca, başka bir insanın, özgür olması için mi çalışmak istiyorsun. (Onun yolunda yürümek istiyorsanız saygı duyarım.) ama dediğim gibi, “onun” yolu, sizin değil. Kendi yolunuzda yürümek, gerekiyorsa savaşmak istiyor musun? Bunun cevabı sizin içinizde, cesaretinizin arkasında gizli. Sonunda çok mutlu olacağınız nadir yollar vardır. “Özgürlük” bundan birisidir. İster kendi yolunuzla gökyüzünü boyayın, isterseniz deryanın içine saklayın. Nasıl, isterseniz öyle yapın. Ama “yapın” o yolu düşünmeniz, tasarlamanızın bile sizi nasıl mutlu ettiğini anlayacaksın. O yolu istemediğiniz nedenler, hayatınızın önünüze çıkardığı zorluklar ya da düşünecek daha öncelikli konularınız olabilir. Fakat o yolu düşünmek size hiçbir şey kaybettirmez ki. Tersine size farkında bile olmadan bir şeyler öğretir. Size ne istediğinizi gösterir. Hayatınıza anlam kazandırabilir. O yol sadece sizin için değil etrafınızda, sizinle beraber yaşamak zorunda olan insanlar içinde bir “umut ışığı “olabilir.

Cesaretinizi toplayın, kararlı ve sabırlı olduğunuzu düşündüğünüz ilk anda adım atmaktan korkmayın. Emin olun aradığınız sorunun cevabını bu yolun sonunda bulacaksınız. Çok zorlanacak, yaşadığın hayatınız bambaşka olacaktır. Ama o yeni hayat başkasının değil, sizin hayatınız olacaktır.

Özgürlük için gökyüzünü satın almanıza gerek yok. Ruhunuzu satmayın yeter.  

 Nelson Mandela

3.Ya da “Sevda” yolunda cevap arayanlardan mısınız?

Eğer aradığınız cevap, “Sevgi” ya da “Aşk”  ise yalnız değilsiniz. Milyarlarca yaşayan ya da göç eden insanlar ile aynı yoldasınız. O yolda ilerlemek istiyorsanız, önce o yolda kimleri göreceğinizden bahsedeyim.

Yolun en başında, bir başlarına bekleyenlere rastlayacaksın. Adım atmaya cesareti olmayan bir ömür bir başlarına orda beklemeye mahkûm olan insanlardır. Az devam edersen, yoldan çıkanların geride bıraktıkları izlere rastlayacaksın. Sakın korkma, sevgi birçok insanı kötü evrimleştirmesiyle bilinir. Sevgisizliği kabul edemeyen bu insanlar. Dünyada ki sevginin ve kendi sevgisinin kurbanı olur. Ve sonuç olarak yok eder veya yok olur. (Bu insanlar dünyada ki en aciz insanlardır. Sevdiğinin mutluluğu ile mutlu olması bilmeyen, kendi mutluluğu için sevgisini öldüren bir yaratıktır.) bu aciz insanlardan “dersinizi” aldıktan sonra korkmadan ve onlar gibi olmayacağınıza inanarak yolunuza devam edeceksiniz. İleride yolu biten, köşede bir umut ilerisi vardır, diye bekleyen çaresiz insanları göreceksiniz. (Yoldan çıkanlar acizliği seçmişken. Bu insanlar onun mutluluğunu seçmiştir.) bu arada, burada yerlere sıkı başlamalısınız. Bu yolu, birçok kalbin gözyaşları suladı. Belki sizinki de sulayacak ya da sulamıştır. Bilemeyiz. Neyse o insanları bir başlarına bırak. Onlar orda siz farkında olmasanız da mutludurlar. Biz yolumuza devam edelim. Az daha ilerlersek. Önünde sizin gibi hala yolu olan insanlara rastlayacaksınız. Burada çok dikkatli olmanızı, iyi gözlem yapmanızı istiyorum. Eğer, şanslıysanız bu yolda yan yana yürüyen iki kalbe denk gelebilirsiniz. İşte o insanlar, sevgi yolunda cevaba en yakın olan insanlardır. Sadece saf, şeffaf ve karşılıklı sevgi taşıyan iki kalp. Cevaba çok yakın olabilir. Ya da yolun, iki kenarında sırtlarını birbirlerine dönmüş. Bekleyen iki kalbide görebilirsiniz. Onlar yollarını kaybetmiş. İki seven kalptir. Sakın merak etmeyin, seven iki kalp, ölümde de olsa elbet kavuşurlar. Siz devam edin yolunuza, işte o zaman bu yolda göçüp gidenlerin, mezarlarını görebilirsiniz. Burada dikkat ederseniz. Göreceksiniz ki birçok mezar yalnızdır. Ama kimi mezarlar vardır ki. Mezarın üstü güllük gülistanlıktır. Ve her zaman o mezarların başında bekleyen.  Gözyaşları ile o mezarları sulayan kalpler göreceksiniz. Burada en zor yol onlarındır. Aradıkları cevap, ayaklarının altındadır. Ama bir mezarda saklıdır. Ne yapacağını, nereye gideceğini bilmeden oradan bir yere kıpırdamazlar. Görüyorsunuz değil mi? Ne kadar zorlu bir yol. Siz ilerlemeye devam edecek kendi cevabınızı arayacaksınız. Bunları sizi neden anlattım diye sorarsanız eğer, bu anlattığım kalplerden bir tanesi bir gün siz olacaksınız. Ama yine de bilemem ben sadece yolu biliyorum. Ve onu anlatıyorum. Yolun sonundaki cevabı nasıl bulursunuz o sizin bileceğiniz bir konu.

Fakat bana göre, en zor cevap bu yolda gizlidir. Bu yol öğle bir yoldur ki. Kimi türküler sen için yazılır. Kimi sözler bu yolda seni yansıtır. Fakat sen bile bunun farkında olmazsın. Sen bu yoldan ne öğrendin diye sorarsanız. Ben; kalbe düşen bir parça sevda ateşinin, asla sönmeyeceğini öğrendim. Yanmak bazı insanların kaderinde vardır. Önemli olan o ateşle mutlu olabilmektir. Yolunuz açık olsun…

Aşk, öyle engin bir denizdir ki, ne başlangıcı ne de sonu vardır.

 Mevlana

4.En son olarak “her şeyde” bir cevap arayanlardan mısınız?

“Her şeyde” bir anlam arıyorsanız. Siz tek bir yolun değil, birçok yolun yolcususunuz. Bütün yollar da, ayak izleriniz duruyor olabilir. Fakat bilmeniz gereken tek şey, sizin aradığınız soruların cevabı “yok” çünkü siz o yollarsa cevap değil yolları öğrenmek istiyorsunuz. Sizin aradığınız, ne özgürlük nede zenginlik. Siz kaybolmak, olduğunuz yeri bilmeden sadece bilmediğiniz yerleri, yolları öğrenmek istiyorsunuz. Siz Hayatınızın bir cevabını arıyorsunuz. Ve sizin garip yanınız, bunları yaparken ne yaptığınızın farkında olmanız. Yollarda kayboluyor, yalnız kalıyor ya da acı çekiyorsanız. Bunları isteyerek bile bile kendinize yapıyor olmanız. Ve bunları yaparken, öylesine mutlu oluyorsunuz ki. O mutluluk sizin zenginliğiniz oluyor. Para da anlam aramıyor. Mutluluğunuzun zenginliğiniz olduğunuzu biliyorsunuz. Ve hayatınızı ona göre yaşıyorsunuz. Ne merak ediyorsanız, öğreniyor. Canınız ne isterse onu yapıyorsunuz. Gerçekte dursanız bile hayalinizde o yolların birinde yürüyorsunuz. Cevap aramaksızın. Öylesine o yollarda dolaşıyor. Yollardaki insanları gözlemliyorsunuz. Empati yapmayı biliyor. Onların acılarına ortak yüklerine omuz oluyorsunuz.

Bu insanlar, bizim beyaz dediğimize, siyah diyen insanlardır. Beyaz arkasındaki siyahlığı görebilen. Bizim önden baktığımız her yere. Arkadan bakınmasını bilen insanlardır. Bardağın boş tarafını değil de her zaman dolu tarafını değerlendiren insanlardır.

Bu insanlara ilerlediğimiz yollarda sık sık rastlarız. Aslında onlar farkında olmadan, her yolda rehberlik eden insanlardır. Size cesaret veren omzumuzdaki yükleri omuzlayan. Bir kelimesi ile bir ton ağırlığı indiren insanlardır. Ama biz o insanların değerlerini yolun sonuna yaklaştığımızda anlarız.

Cevap aramaktan çok cevapların kendisi olan insanlardır. Eğer bir gün, bu insanlara denk gelecek olursanız. İki kelam etmekten geri durmayınız. O zaman belki yolunuzu anlar ona göre ilerlerseniz. Ya da öyle bir bakarsınız ki yolunuza görülmeyen, gidilmeyen yollar görmeye başlar, sizde onlar gibi o yollarda kaybolursunuz. Zaten bunların farkında olmadan yürüteceksiniz. Eğer aklınız istiyorsa bütün yollar sizin için everilecek bambaşka bir hayata geçeceksiniz.

Yollarında birisinde sizinle denk gelmek üzere umarım hepiniz aradığınız cevapları bulur. Sonunda mutluluğa kavuşursunuz.

“Ne kadar bilirsen bil, söylediklerin Karşındakinin anladığı kadardır”

Mevlana

 

kapak resmi

1.Görsel

2.Görsel

3.Görsel

4.Görsel

 

 

 

 

 

Ourselves Alone: Biz Hep Yalnızdık

Kültür & Sanat Kategorisinde Tarafından

Selamlar hepinize. Malum bir süredir yoktuk. Bu arayı kapatırken sizleri, yine beni etkileyen oyunlardan bir tanesi ile buluşturmak istiyorum. Yine biraz kadınlar (artık alışmış olduğunuzu varsayarak) ve başlıktan da anlaşıldığı gibi biraz da yalnızlık kavramı üzerinde duracağız..

Hepimiz zaman zaman yalnızlık çekeriz elbet. Ya da yalnız kalma ihtiyacı hissederiz. Peki ya öylesi bir kalabalığın, sevdiğiniz ve sevildiğinizi düşündüğünüz insanların tam da ortasında hissedilen türden bir yalnızlık? Hatta kadın olduğunuz için yalnızlığa mahkum edilmek? Erkek egemenliği ve ataerkillik altında acı çeken, derinlerde bağımsız olmak isteyen fakat bunu gerçekleştiremeyen, kurdukları dostluk ile “yalnızlıklarını” paylaşan üç kadının hikayesi Ourselves Alone

Bu oyunda bahsedeceğimiz yalnızlık, etrafındaki erkeklerle yaşadıkları sıkıntılardan sonra üç ana kadın karakterimiz tarafından seçilen, -veya seçilmek zorunda bırakılan- bir şey. Yazar Anna Devlin’in de belirttiği gibi üçü de temelde yalnız. Ourselves Alone, aslında IRA’nın (İrlanda Cumhuriyet Ordusu) siyasi cephesinin adı olan Sinn Fein’in İngilizce çevirisi. Başlangıçta kendi elleriyle birleşik bir İrlanda inşa etme kararlılıklarını ifade ederken, zamanla anlam ironik bir şekilde bükülme yaşar ve milletlerin yalnızca “kendileri için” olduğunu göstermeye başlar. Bu noktada kadınların herhangi bir erişimi de reddedilir. Dolayısıyla onlar, kendileri yalnızlardır.

Oyun, Devlin’in dediği gibi ‘komik’, ‘ciddi’ ve ‘anne’ olan üç kadının tanıtılmasıyla başlar. Daha sonra diğer aile üyeleri, ilgili kişiler ve bir de yabancı oyuna dahil olur. Böylece oyun boyunca onların (üç kadının) etrafındaki erkeklerin de etkisiyle hayatlarının nasıl farklı yollarda değiştiğini görürüz.

Frieda’nın kulüpte şarkı söylediği sahneyle başlayan oyun, aslında yazarın bize ‘komik’ olan karakteri tanıtmasıdır. Bu noktada Cumhuriyet sosyal kulübü, oyunun tüm tonunu ve atmosferini belirleyen bir faktördür. Kulübün duvarında Sands, Hughes ve McCreesh’in de aralarında bulunduğu on ölü açlık grevcisinin portreleri vardır. Frieda’nın ‘zırhlı araçlar, tanklar ve silahlar / oğullarımızı almaya geldiler’ sözlerini içeren şarkısı buranın savaş, terör ve erkekler bölgesi olduğunu gösterir. Okuyucu ise Frieda’nın aslında orada olmak istemediğini, yalnızca şarkılarını söylemek istediğini anlar.

Birinci sahnedeki kulüp ortamının aksine, ikinci sahne Donna’nın evinde bir odada geçer. Frieda’nın IRA’nın aktif bir katılımcı olan ablası Josie, mevcut durumda terörist faaliyetlerinden dolayı hapiste olan kardeşi Liam’ın nikahsız eşi Donna’nın evinde kalıyordur. Bu arada Josie ise, evli bir adam olan IRA lideri Cathal O’Donnell’a aşıktır ve aşkının boşunalığı karşısında hüsrana uğramıştır. ‘Ciddi’ olan Josie karakterinin aslında ne kadar duygusal olduğunu da bu sayede görmüş oluruz. (Sanırım ‘anne’ olan karakterin Donna olduğunda hepimiz hemfikirizdir.) Ardından diğer karakterlerle tanışırız. (Özellikle kadınlar üzerinde durmak istediğimden diğer, yani erkek karakterlere pek odaklanmıyor oluşumu mazur görürsünüz umuyorum.)

Oyun boyunca üç kadının da nasıl erkek egemenliği veya ataerkillik altında acı çektiğine şahit oluruz. Bunun yanı sıra, yine tüm erkekler baskın yaratıklardır ve yine bir şekilde üç kadına da zihinsel veya fiziksel olarak eziyet etmeyi başarırlar. Kadınların içlerinde bulunduğu ataerkilliğe ve Cumhuriyetçilik kavramına karşı tutumları ise oyun süresince inişli-çıkışlı bir şekilde ilerler. Frieda, etrafındaki erkeklerin temsil ettiği ideolojiyi kabul etmez. “Kadınların paspas olduğu şarkılardan bıktığı için” kendi şarkılarını söylemek, siyasetle ilgili şeyleri umursamamak ya da dahil olmak istemediği için de kendi şarkılarını söyleyebileceği bir çözüm yolu aramaktadır. IRA’nın aktif bir katılımcısı olan Josie, (Bir kadın aktivist olarak daha öncü bir rol oynama arzusuna rağmen, kendisini sadece haberci bir kız olarak istihdam ettiğinden çaresizliği ve hayal kırıkları daha da ağırlaşır.) tüm bu siyasi eylemlerden vazgeçer. Donna ise içinde bulunduğu durumdan muzdarip, uysal ve sakin bir ev hanımı olarak öne çıkmaktadır lakin aynı zamanda Batı Belfast’daki kadınlar için hayatın nasıl bir şey olduğuna dair de keskin bir anlayışı vardır. Hayatı, İngiliz askerlerinin yaptığı ev baskınlarının neden olduğu bozulma ile sembolize edilerek kargaşa ve korku içinde ilerlemektedir.

Şimdiye kadar söyledikleriminden anlayabileceğiniz gibi üç karakterimiz de erkeklerle eşit olmaya yakın bile değiller. Zira oyunda güçlü bir ataerkillik ve üç kadına yönelik baskı mevcuttur. Yine oyundaki hiçbir kadın aile içi şiddete karşı güvende değildir. Hayatları, çevrelerindeki erkekler tarafından inşa edilir, kontrol edilir ve temsil edilir. Örneğin, Frieda, sırf onun politik ideolojisini onaylamadığı için babası tarafından vurulur ya da Donna, Liam sayesinde zihinsel ve fiziksel işkenceye maruz kalır.

Yazımızı bitirmeden bahsetmek istediğim bir şey daha var. Frieda, son monologda üç kadının “yüzmek için erkeklerin tartıştığı kamp ateşinden kaçtığı” mehtaplı bir geceyi hatırlar. Hafızası, erkeklerin müdahalesinden önce kadınların deneyimlediği dayanışmayı kutlayan bir aydınlanma anı yaratır. Bu anı aslında hayatlarının geri kalanından ayrı olarak kısa bir zamana aittir. Şimdi, başka seçenekleri yokken ve her şey değişmişken, o hatıranın içerisinde ne kadar da umursamaz olduklarını ve kendilerini özgür hissettiklerini vurgular aslında.

Oyunun sonunda yaşananlara gelirsek, Josie’nin babasının evine geri döndüğünü  ve onun kurallarına uyduğunu görürüz. Bana kalırsa böylesi bir karakter için mevcut şartlardaki en iyi seçim de budur. Zira babası Josie’yi ve gayrimeşru bebeğini kabul ederek onların temel ihtiyaçlarını karşılayacaktır. Donna ise Liam’dan ayrılır ve çocuğuyla bir başına kalır. Bir şekilde özgürlüğü için en çok mücadeleyi veren Frieda ise kendi şarkılarını yazmak için İngiltere’ye gitmeye karar verir. Kim bilir belki bu sayede kendi sesini bulması da mümkün olabilir.

Her birimizin (cins/cinsiyet ayırt etmeksizin) bir gün kendi sesini bulabilmesi dileğiyle…

Bonkis : Menemen değil Avokado!

Kültür & Sanat Kategorisinde Tarafından

Selam sevgili EAO MAG okurları! Sizlere tatlı bir kafeden, pardon diziden bahsedeceğim bugün. Öncelikle bir dizi olduğu konusunda anlaşalım. Ama kafe de aynı zamanda. Neyse siz Blu Tv’yi açın ve karar verin bence! 🙂 Ama mutlaka açın, öyle böyle değil çok tatlı. Üstelik Deniz Tezuysal, Vildan Atasever, Sergen Deveci, Öykü Naz Altay, Burak Sevinç ve Lale Mansur gibi isimler de var!

Devamını Oku

Babel

Kültür & Sanat Kategorisinde Tarafından

 “…ve kendi seviyesine ulaşmak için devasa bir kule inşa eden kullarını gören tanrı, onları sonsuza dek farklı diller konuşmaya mahkum etti.” Devamını Oku

Sıra Dışı Bir Dünya: ANİME

Kültür & Sanat Kategorisinde Tarafından

Küçücük, genelde sivri çeneli kalp yüzlü karakterleri bilirsiniz. Yüzlerinin yarısını kaplayan büyüklükte kahverengi, mavi, ela, yeşil gibi bildiğimiz doğal renklerin haricinde pembe, mor, kırmızı gibi fantastik renklerdeki gözlerini de… Devamını Oku

A Bout De Souffle

Kültür & Sanat Kategorisinde Tarafından

“Keder ile hiçbir şey arasında tercih yapacak olsam, kederi seçerdim.” Devamını Oku

Ekran001 – Dijital mi, TV mi?

Kültür & Sanat Kategorisinde Tarafından

Evet sevgili EAOMAG okurları, yine Ekran001 ile beraberiz! 2021’e adım attığımız şu zamanlarda yepyeni işler kapıdayken bir konuya açıklık getirelim. TV mi dijital mi? Görür görmez dijital diyeceğinizden emin gibiyim. Hatta eminim, fakat birlikte bir algıyı yıkalım da isterim. Olaya bambaşka pencerelerden bakalım, gelin. Öncelikle, yazımda bahsettiğim her konu ülkemiz sınırları içerisinde. Türk televizyonları ve yine Türk dijital dizi platformlarından bahsedeceğim. Şu günlerde biliyorsunuz dijital mecralar fazlalaştı fakat benim gönlüm televizyonunun yitip gitmesine razı değil. Hala Türk televizyonlarına güzel işler yapılmaya devam ediyor arkadaşlar. Güvenin bana, sadece değerleri bilinmiyor. Devamını Oku

Çocukluk Özlemi

Yaşam Tarzı Kategorisinde Tarafından

Selamlar sevgili okurlarımız…

Biraz geriye gitmeye, çokça gülümsemeye var mısınız? Lafı uzatmayayım o halde, buyurun aşağıya. Devamını Oku

i’m thinking of ending things

Kültür & Sanat Kategorisinde Tarafından

Bitirmeyi Düşündüğümüz Şeyler Var

(İnceleme, filmin konusu hakkında yoğun spoiler içermektedir.)

Geçmişiz pişmanlıklarla; hatırlamaktan hoşlanmadığımız anılar, pek de gurur duymadığımız işlerle dolu. İnsanın kendine değer biçmesine yardımcı olan unsurlardan biridir anılar. Hepimizin hayattan beklentilerinin baştan aşağı değiştiği 2020 yılında, sürreal sinemanın modern ve üretken dehası Charlie Kaufman, bizi bir okul hademesinin zihninde unutulmaz bir yolculuğa davet ediyor.

Devamını Oku

Yeni Nesil Kütüphane: WATTPAD

Kültür & Sanat Kategorisinde Tarafından

Selamlar efendim! Nasılsınız? İyisinizdir inşallah. Biraz kitaplardan, kütüphanelerden konuşalım istiyorum nereye kadar pandemi pandemi, değil mi ama? Haydi çaylarınızı alın, yeni nesil bir kütüphane görevi gören bir platformdan bahsedeceğiz; Wattpad’ten… Devamını Oku

Git Yukarı