Sıradışı Bir İnternet Dergisi

“The Social Dilemma” Belgesel Analizi

Yaşam Tarzı Kategorisinde Tarafından

Her geçen gün hız kesmeden gelişen teknolojinin ilerlemesini sağlayan yalnızca o birimde çalışan bilim insanları mıdır? 

“The Social Dilemma”… Sosyal İkilem…

The Social Dilemma Belgesel Analizi

Dijital platform Netflix’in 9 Eylül 2020‘de yayına sunduğu, yönetmen koltuğunda Jeff Orlowski’nin oturduğu dijital hayatın perdesini kaldıran bir belgesel The Social Dilemma. İnternet, hayatımıza  yalnızca bilgisayarlar ile girmişti. Daha sonrasında sosyal ağlarla tanıştık ve bilgisayar sosyalleşmesinin yetersiz kaldığı, her an erişim kolaylığı sağlayan akıllı telefonlarla buluştuk. Bu cihazların abartısız 6. duyumuz olduğu gerçeği söz konusu. Küresel raporları incelediğimizde 4.5 Milyar E-posta, 2.4 milyar Facebook, 2 milyar YouTube ve 1 milyar Instagram kullanıcısı olduğunu görmekteyiz.

The Social Dilemma (Sosyal İkilem), bizlere sosyal medya hesaplarının algoritmalarının kişilerin verilerini nasıl toplayıp işlediğini anlattığı dehşet verici bir belgesel. Her akıllı telefon kullanıcısının, telefonunu aktifleştirebilmesi için bir e-posta hesabına sahip olması gerekmektedir. Bu aşamadan sonra elbette diğer sosyal ağları kullanmak bizim elimizde fakat bunları kullanmak için de hep bir bahanemiz var. Örneğin; Facebook, Instagram arkadaşlarımızla irtibatta kalmak(!), Twitter dijital günlüğümüz, WhatsApp mesajlaşma, iletişim, haberleşme kolaylığı gibi. Fakat bizler gerçekten olayın bu olduğunun farkında mıyız diye sormamızı sağlıyor The Social Dilemma.

Şu an da aktif olarak kullandığımız ya da isim olarak mutlaka bildiğimiz sosyal ağlarda ciddi işler yapan kişilerin kendilerinin, bu ağların kurucularının bile olayların böyle bir seyir halini alacağını düşünmediklerini açıklamakta. Hatta kendilerinin, çocuklarının bile artık sosyal medyadan uzak tutmaya çalıştıklarını anlattıkları tüyler ürpertici bir yapıt.

Ne kadar internet bağımlısı olduğumuzun, nasıl bu kadar bağımlısı olduğumuzun farkındalığını sağlamakta. Bu yazıyı okurken ”sen bağımlısısın ama ben senin gibi değilim” diye karşı çıkanlarınız olabilir ama siz bunu nasıl ayırt edebildiniz? Bir bildirimin sadece ufak bir yazının, belki cümle bile olmayan yazının ortalama 50-60 senelik hayatımızdan kaç saat çaldığının hangimiz ne kadar farkındayız?

”Herkes kullanıyor ben bunu yapsam ne değişir dünyada,” diyebilirsiniz. Ben de izlerken böyle düşünüyordum ama insan dünyayı değiştirmeye önce kendisini değiştirerek başlayabilir. Kendi dünyamızı güzelleştirirsek başkalarına yardımcı olur, hayatlarına güzel dokunuşlarda bulunabiliriz. Bu belgeseli izledikten sonra sosyal medya hesaplarımın bildirimlerini kapattım. Hiçbir şey yapmasam bile en ufak bir bildirimle hatta bildirimin gelmediği sosyal medya hesaplarında ‘zamanımı öldürdüğümün’ farkına vardım ve bir parça olsun bunun önüne geçmeye başladım. Sizlere de tavsiyem hayatınızdan 1 saat 34 dakikayı ayırıp bu belgeseli izlemeniz. 

Yazının bu kısmı belgesel hakkında ipucu içermektedir.

Belgeselde en çok etkilendiğim yerlerden biri, aile için birliğin en önemli olduğu yemek masasında bir ailenin toplanıp bir saat boyunca telefondaki bildirimleri kontrol etmeden keyifle sohbet edip yemek yiyemediği o an. Ve ergenlik çağındaki çocuğun, dışarda sosyalleşme imkanı olan bir çocuğun telefonsuz 3 gün bile dayanamamış olması.

 

Bir cevap yazın

Your email address will not be published.

*

Yaşam Tarzı Son Yazıları

Kendini Bulmak: Adanmışlık

Adanmışlık kelimesinin anlamı, bir insanın hayatta kendini bulması, amaçlarına ulaşmaya çalışırken gittiği

Cahilliğin Sefaleti

Ekonomik buhranla birlikte birçok sosyolojik sorunda artış gözlenmekte. Örneğin zaten had safhada

Anksiyete

Düşünmekten başımın çatladığı her yeni yarına artık karnım tokmuş gibi hissediyorum. Sanki
Git Yukarı