Sıradışı Bir İnternet Dergisi

Türkiye’nin Çok Dilli Şarkıları

Kültür & Sanat Kategorisinde Tarafından

Her köşesi cennet ülkemizin nimetleri sayısızdır.  Coğrafi ve iklimsel nimetleri, maden, su kaynakları vb. Birçok şey hep sıralana gelir. Bir de antropolojik tarafı vardır. Hani o kültür mozaiğimizi oluşturan, çok sesliliğimizi, çok dilliliğimizi oluşturan… Yani insan…

İşte en büyük zenginliğimiz de insandır. Ve insanın ürettikleri, kattıkları… İnsan emeği, insan gücü, insan duygusu, insan lisanı…  

Her bölge farklıdır. Lehçesi ile, kültürü ile… Tek dili Türkçe’dir ama o kadar zengindir ki insan çeşitliliği, birçok dile de ev sahipliği yapar bu koca coğrafya. 

Ve dolayısıyla kendi dili ile de ağıt yakar, karşılama söyler, sevinir, eğlenir, kına yakar, coşar destan yazar. 

Ve çok dilli bir sanat başlar… 

Bu ülkede olmanın bana kattığı en büyük değerlerden biri de bu kültür mozaiğini seyredebilmek ve anlayabilmek, kavrayabilmek oldu. Minnettarım. Bu yazıda bir dili övmek, yüceltmek değil sahip olduğumuz bu kültür mirasını yüceltmektir amaç onu da belirteyim. 

Klasik Türk müziği eğitimi almış biri olarak orada başlar dil farklılıkları. Farsça, Arapça ve Türkçe karmalı Divan Edebiyatı ve Osmanlı Türkçesi ile dinlediğim ya da usul vurduğum şarkılarla başladı bu macera. 

Sonra Türkçe pop müzikleri, dönemin hitleri ile devam etti. Büyüdükçe kesmedi sanırım bu öğrenme ve melodik ihtiyaçlar. Keşfettim de ettim… 

Ama hepsi bu coğrafya sayesinde. 

Fotoğraf Sezen Aksu resmi youtube hesabından alınmıştır.

Nazakya filakya ande hariklaki kosmeyelasus endiyasu mutin eskases”  demeye başladım. Candan Erçetin’in o güzel Rumca albümü sonrası. Yani: “Esmerim güzelim tuti dillim ben yanıyorum. Aman Allah çok seviyorum” …  

a, baktım bizim şarkılar. Rumeli’nde hep ortakmış dedim. Nağmeler, duygular. İstanbul ve Adalar hanımlarının yükselen sesleriymiş bunlar.  

Qadduk el meyyas ya umri. Ya ğusay el ben kel yusriİnta ahlal nas fi nazari. Kella men sevvake fi ğamari,” takip etti. “Ada sahillerinde bekliyorum. Yarim seni seviyor, özlüyorum. Her zamanki yerimde bekliyorum. Beni şad et, şadiye başın için,” faslına geçtiğimde Hatay, Antep, Mardin ve bölgedeki Arap dil zenginliği etkisi altına aldı. “Meryem Meryemti”ler eşlik etti. 

Ege ve Rumeli’nde (Trakya ve Marmara olarak da düşünebilirsiniz) , Rodos Türkü nenelerin, dedelerin Rumca şarkılar söylemesi, Arap-Anadolu Türklüğü ve komşuluğu sayesinde gelişen Türkiye Arapçası ile söylenen o güzelim şarkılar. 

Kürtçeyi nasıl unuturum: Hêjîrа çiyаyî lêlê lêlêDelаlа çîyаyî Dаrhejîrokê Xemrevînokê” Aynur’un sesiyle yürekleri delen “İncir Ağacı” anlamasak da hepimizi ağlatmadı mı? 

Doğu demişken ve Türk müziğine gerek bestecileri gerekse icracıları ile büyük katkı sağlayan bir dilde sıra. Ermenice…  Ambela para para neynim aman, neynim aman, sari gyalin yes im siradzin çara akhmerıt mernisari gyalin sari gyalinsari gyalin” daha dinlerken tüyleriniz diken diken olur. Urfa, Erzurum, Maraş, Kastamonu, Sinop Ermenileri gelir akla. Yüzyıllardır bu topraklarda yaşayan aynı duyguları paylaştığımız insanlar. Ve türkülere ses vermiş o güzel diller. 

Daha Süryanice var, Zazaca var, Lazca var, Çerkezce var. Var da var bu coğrafyanın hazinelerinde. Ve birinin ağıdı, türküsü, sesi var. Ve çok dilli müziği ile sanat mozaiğini örnek gösterecek olan bir Türkiye.  Canımız Sezen Aksu “Türkiye Şarkıları Konseri”nde bunu ne güzel anlatmış ve ifade etmişti. Ne güzel tüm ülkeye göstermişti.

Türkiye’nin dilleri ve etnik unsurları bir yana dursun ben de Türkiye’nin çok dilli müziğini örneklerle anlatmak istedim. 

Çeşidimiz yok olmasın. 

Sevgilerimle…

Bir cevap yazın

Your email address will not be published.

*

Kültür & Sanat Son Yazıları

Öteki Taraf’ın Felsefesi

Görüp görebileceğiniz en keyifli kurgulardan biri olan The Good Place, güldürürken düşündüren

SANATIN RUHU

Sanat ve insan arasındaki derin bağa bir mercek tutalım. Çoğu zaman "boş

Bakış; Frankenstein

Carl Schmitt'in "değersizliğin belirlenmesi, değersizliğin yok edilmesi demektir" cümlesini okuduğumda aklıma Frankenstein
Git Yukarı