Gece
Gündüz

Mimarlığın Gelişimi 104: Bilinen İlk Yapılar

10 February 2021
3 dk'lık okuma

Mimarlığın gelişimi yazı serisinde bahsetmek istediğim ana konu insanların binlerce yıl içerisinde bu gezende kendilerine ilk başlarda korunmak için yaptıkları yapıların günümüze nasıl geldiği, gelecekte nasıl olacağına ışık tutmaktı. Önceki üç yazımda bahsettiğim konuların aksine bu yazımda bize net bir şekilde delil bırakan mimari yapılar konu alınacak.

İnsanlığın gezegene nasıl yayıldığı hakkında birçok teori, fikir bulunmakta. Lakin hala net bir sonuç bulunamadı. Peki daha insan popülasyonunun yayılışını net bir şekilde bilemezken gezegenin dört bir tarafında aynı çağlarda, aynı disiplinle, aynı semantik değeri taşıyan ve aynı geometrik formlar ile yapılmış mimari yapıları nasıl açıklayacağız?

Maalesef tarihi güzel yapan, değerli kılan husus bu; merak. Merak, insanoğlunun en büyük düşmanı bazen de en önemli gücü. Merak ederek birçok şeyi çözüme kavuştururken bazı noktalarda gerçekler perdeler arkasında gizleniyor. Şimdi, antik medeniyetlerin günümüze bıraktıkları kimi zaman anlamlarını çözemediğimiz antik yapıları birlikte inceleyelim.

1-Stonehenge

Mimarlığın Gelişimi 104 Bilinen İlk Yapılar

Bundan 3000 yıl öncesine, Londra’nın 150 km uzağına gidelim. Kazılar sırasında rastlanan mezar buluntularının yanında hala günümüze kadar  gizemini koruyan bir yapı grubu bulundu. Peki neydi bu yapı grubu? Tahmin ettiğiniz gibi Stonhenge. Popüler kültürün sunmuş olduğu bir çok dizi, film, roman ve çizgi romanda karşımıza çıkan Stonehenge, bahsettiğim sanat dallarında birçok farklı yapılış amacıyla bize sunuldu. Ama gerçek hayatta filozoflar, arkeologlar, tarih bilimciler, sosyologlar tarafından net bir çözüme kavuşturulmuş değil. Teorilerde en çok hemfikirde toplanılan ise bir inanç merkezi ve astrolojik olayların izlenmesi için bir gözlem merkezi olması durumu. Dikkat çeken bir diğer teori ise Kelt rahipleri olarak bilinen Drüidler tarafında inşa edilen yapının ayin ve törenlerde kurban vermek amacıyla kullanılması.

2-Göbeklitepe

Ülke sınırlarımız içerisinde bulunan Göbeklitepe, Şanlıurfaya 22 km uzaklıkta. 12 adet T biçimde dikilitaş bulunan yapı kompleks 300 metrelik çapa sahiptir. Dikilitaşlar arazi üzerinde dairesel bir şekilde konumlandırılmış. Günümüzden yaklaşık 10.00o yıl öncesine uzanan bu yapının Neolitik Çağ döneminde hac ve tapınma merkezi olduğu öne sürülmektedir. Göbeklitepe’yi ilginç kılan bir diğer unsur ise T sütunların her birinin yaklaşık 60 ton ağırlığa sahip olması. 10.000 yıl önce bu sütunların buraya nasıl taşındığı, üst üste nasıl yerleştirildikleri ise merak konusu. T sütunlar üzerinde bilinen en eski Neolitik Çağ duvar resimleri bulunmakta. Hayvan figürlerinin tasvir edildiği bu sütunlarda insan uzuvlarının tasvirlerine de rastlanmakta. 20 yıl içerisinde gün yüzüne çıkartılmış altı tapınak olsa da yapılan sismik araştırmalar bu tapınak öbeklerinin toplamda 20 adet olduğunu göstermekte. Bu bilgiler doğrultusunda ne için yapıldığı ve kimler tarafından kullanıldığı bilinmeyen lakin tarihin en yaşlı ve en büyük tapınak kompleksi olmasıyla Göbeklitepe tarihe ışık tutmak için araştırılmayı bekliyor.

3-Rujm el-Hiri

Mimarlığın Gelişimi 104 Bilinen İlk Yapılar

Günümüzden 5000 yıl önce inşa edildiği tahmin edilen yapı eş merkezli beş taş çemberden oluşmakta. Merkezinde tümülüs bulunan megalit yapı topluluğunun en dış katmanı yaklaşık 160 metre genişliğe ulaşmakta. 42 bin bazalt kayadan oluşan yapının göçebe bir topluluk tarafından inşa edildiğini savunan İsrail Eski Eserler Kurumu’ndan Megalitik Mezarlar Uzmanı Uri Berger yapı topluluğunun bir gözlemevi olma teorisini savunuyor. İsrail’in Golan Tepelerinde bulunan yapının inşa amacı ve kimler tarafından inşa edildiğine dair henüz bir kanıt bulunamadı.

Bu yapılar birbirlerinden kilometrelerce uzakta, yapımları arasında asırlar var ama hepsinde ortak dikkat çeken noktalar var. Bu mistik yapıların her biri için bir gözlem merkezi teorisi ön planda. Her birinin dini işlevleri karşılamak için bir tapınak olma ihtimali ise bir başka teori. Her bir yapı için söylenebilecek diğer bir ortak nokta ise merkezsel plan şemaları. Her bir yapı merkez etrafında şekillenerek tamamlanmış. Merkezin katmanları ise çoğunlukla dairesel ve temel geometriler ile kurulmuş. Tasarım, düzen, ilke olmayan dönemler için düzensizlikten uzak bu yapıların tesadüfen bu form ve semantik anlamlar ile kilometrelerce mesafe uzaklıkta, asırlar süren zaman farklılıklarıyla tamamlanması sizce de fazlasıyla düşündürücü değil mi?

 

 

Çağatay Yıldırım

Çağatay YILDIRIM. İç Mimar, Tasarımcı, Yazar.

Yorum Yap

Your email address will not be published.

İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR