Sıradışı Bir İnternet Dergisi

Tag archive

güzellik

Yosunlardan Vegan Kozmetikler Mümkün Mü?

Moda Kategorisinde Tarafından

Vegan ürünler günümüzün sıklıkla kullanılan ürünleri haline geldi. Özellikle hayvansal ürünlerin eldesinde, maalesef, hayvanların kötü yaşam şartları altında bulunması, endüstriyel üretimlerin artan talebi karşılamak için yaptığı hamlelerin etik olarak zalim görülmesi, iklim değişikliği, kaynakların hızlı tükenmesi gibi konular toplumları daha çevreci, sürdürülebilir ve acımasız üretim tekniklerinin terk edilmesi açısından teşvik edici olmuştur. Hem bireysel hem de hükûmetlerin destekleri sayesinde de hayvanların yer aldığı ürünlerin sayılarının azaltılması, mümkünse tamamen ortadan kaldırılması, kozmetik ürünlerden tutun da gıda ve ilaç endüstrilerinde hayvan testleri yerine bilgisayar destekli testlerin uygulamaya konması gibi dönüşümler ile hayvanlara verdiğimiz hasarı azaltmak, mümkünse değiştirmek ve daha sürdürülebilir ve barışçıl çözülmeler üretmek adına yapıcı adımlar atılmıştır. Ancak bu yeterli midir? Bizler etiket okumada, tercih ettiğimiz ürünlerin kaynaklarının  nasıl ve nereden geldiğini takip etme konusunda ne derece bilgi ve tecrübeye sahibiz?

Kozmetikte yosunlara (alg) geçmeden önce iki farklı kavrama açıklık getirmekte fayda var. Vegan ve “cruelty free” kavramları birbirleriyle sıklıkla karıştırılan iki terim… Vegan ürünler içerisinde hiçbir şekilde hayvansal ögeler içermeyen ürünlerdir ancak her vegan ürün de hayvan testleri yapılmayan  “cruelty free” ürünler anlamana gelmemektedir. Bir ürün vegan olsa dahi yine de hayvan testlerine tabii tutulabilir. “Cruelty free” ürünler ise hayvansal ürünler içerse de hayvan testleri yapılmayan ürünlerdir. Bir kaç ay önce Ricky Gervais, Zac Efron, ve Taika Waititi gibi sanatçıların Ralph isimli bir deney tavşanının hayat hikayesini anlattığı kısa animasyon filminde  deney hayvanlarına ne gibi testler yapıldığını görmüş ve “Save Ralph” etiketi ile hayvan testlerinin acı gerçeğini de bir şekilde gözler önüne sermeye çalışan bu yapımla biraz daha konuyu anlamıştık. Kaldığımız yerden devam edecek olursak, “Cruelty-free” ürünlerde de market raflarında bulunan son ürün hayvan testlerine tabii tutulmasa da ürün içerisinde yer alan bir takım maddeler hayvan testlerine tabii tutulabilir. Bu yüzden eğer hem vegan hem de “cruelty free” ürün arıyorsak etiketleri iyice okumamız, aynı zamanda markaların test ve üretim politikaları hakkında bilgi sahibi olmak adına araştırma yapmamız gerekebilir.

Bu kadar teknik bilgiden sonra biraz da alglerden bahsedelim… Algler gerçekten vegan kozmetik ürünlerin sürdürülebilir üretimini sağlayabilir mi? Bunun cevabı ise “EVET”. Alglerin endüstriyel üretimleri 1950’li yıllarda başlamış olsa da pek çok kaynakta Mısır ve Aztek uygarlıklarının, Asya kültürlerinin algleri kozmetik olarak kullandığının kayıtları mevcuttur. Yüz maskesinden, yara iyileştirici kremlere, saç bakım ürünlerinden renkli kozmetik ürünlere kadar bu uygarlıklar algleri güzellik ve estetik konularında sıklıkla kullanmışlardır. Antik Roma’da algler yanık ve deri hastalıkları tedavisinde kullanılırken, Mısır’da göğüs kanseri tedavisinde kullanıldığına dair kayıtlar da mevcuttur. Antik Mezopotamya da kırmızı ve kahverengi yosunlar dudak renklendiricisi ve allık olarak kullanılmıştır. Afrodit’in deniz yosunları içeren banyo suları ile yıkandığı rivayet edilmektedir. Ayurvedik terapi kürleri olarak da yosunların kullanıldığı bilinmektedir.  Yosunların kozmetik kullanımları o kadar yaygındır ki “Thalassotherapy” adı verilen bir terapi tekniği de mevcuttur.  O zamanlar su kaynaklarından toplama yoluyla elde edilen algler, endüstrinin gelişmesiyle de ticari olarak daha sistematik bir şekilde üretilmeye başlanmıştır.

Simdi alglerden elde edilen hangi maddelerin vegan kozmetik ürünlerine dahil olduğunu inceleyelim.

  • Yağ asitleri: Aslında omega 3-6 gibi esansiyel yağ asitlerinin sucul çevrelerde ana üreticileri yosunlardır. Balıklar yosunlarla beslendiği için omega 3-6 gibi yağ asitlerini içermektedir. Omega 3 ve diğer yağ asitlerinin dahil olduğu nemlendirici krem ve serumlar alglerden elde edilebilir. Ayrıca içerdikleri yağ asitleri nedeniyle de sabun, şampuan gibi hijyen ürünlerinin de alglerden üretilme potansiyeli yüksektir. Bu sayede ağır balık kokusu da giderilmiş olur ki bir çok insan balık yağlarını kokusu nedeniyle tercih etmemektedir. Balıklar denizlerdeki artan kirlilik nedeniyle ağır metal toksisitesi yaratabilmektedir. Bu yüzden kontrollü sucul koşullarda üretilen yosunlardan elde edilen yağların daha güvenilir olduğu bilinmektedir.
  • Squalen: Güçlü bir antioksidan ve nemlendirici olan squalen de aslında bir tür yağ asididir. Kozmetik ürünlerde nemlendirici, güneş koruyucu, anti-aging, antioksidan gibi özellikleri nedeniyle tercih edilmektedir. Krem, serum, ve dudak parlatıcısı/ nemlendiricisi gibi ürünlerde ve güneş kremlerinde yer almaktadır.  Squalen köpek balığı karaciğerinden elde edilmektedir ve her yıl milyonlarca köpek balığı kozmetik ve estetik endüstrisi için katledilmektedir.Köpek balığı karaciğerine alternatif olarak bitkilerden de elde edilen squalen aynı zamanlarda alglerden de sağlanmaktadır. Yıllık üretim kapasitesi ve kaynak tüketimi hesaplandığında ise alglerden elde edilen squalen üretim ve kullanımının yaygınlaşması ile de neticesinde köpek  balıklarının korunması mümkün olacaktır. Dove, Sunsilk, Vaseline, L’Oreal, Lush, Lancome, Unilver, Soft & Dri, Clarins, Sisley gibi markalar ürünlerinde köpek balığı içeren maddelerin kullanımını durdurmuştur.
  • Antioksidan bileşenler: Algler fotosentetik organizmalar olduğu için yapılanda fotosenteze bağlı olarak çok fazla renkli pigment bulundurmaktadır. Bunların başında turuncu lutein, kırmızı astaksantin, yeşil klorofil, turuncu-kahverengi fukoksantindir. Hem renkli olmaları hem de antioksidan, antikanser, anti-enflamatuvar özellikleri nedeniyle kozmetik kremlerde, renkli kozmetik ürünlerinde kullanılmaya başlanmışlardır. Maske, serum, krem, losyon, ruj gibi hem kozmetik hem de dermokozmetik ürünlerde kullanılmaktadır. Özellikle antioksidan yapıları sayesinde güneş koruyucu ürünler ve topikal kozmetiklerde kullanımının yaygınlaşması estetik kozmetik ürünlerinin fonksiyonlarını arttırıcı niteliktedir.  
  • Fikosiyanin: Mavi bir pigment olan fikosiyanini belki de smoothielerden ve Spirulina adi verilen gıda takviyesinden tanıyor olabiliriz. Hatta tasarım şaraplar kategorisinde mavi şarap üretiminde de kullanılmıştır. Göz alıcı mavi rengi nedeniyle renkli kozmetik ürünlerinde, sac boyalarında, far ve rujlarda kullanılmaya başlanan bu pigment aynı zamanda deride yer alan orantısız renk değişimlerini de düzenlemektedir. Henüz cilt pigmentasyon kusurları ile alakalı fikosiyanin içeren bir urun bulunmasa da önümüzdeki yıllarda raflarda görmeye başlayacağımız kanısındayım.
  • Güneş koruyucu maddeler: Mikosporin benzeri amino asitler adı verilen ve siyabobakteri dediğimiz alt alg grubuna ait olan bu bileşikler oldukça güçlü güneş koruyucu özeliklere sahiptir. Ayrıca mikroplastik vb. yapıda olmadıkları için de güneş kremlerinde kullanıldıklarında çevreyi kirletici özellikte de değillerdir. Zararlı UV ısınlarını engelleyen bu ürünler erken yaslanma, deri kanseri ve diğer cilt kusurlarının önlenmesini sağlamaktadır.
  • Polisakkaritler: Karbonhidrat grubundan olan bu bileşikler arasında agar, agar agar, karagenan, sülfatlı polisakkaritler, fukoidan gibi polisakkaritler bulunmaktadır. Paraben, silikon gibi maddelere alternatif olarak kullanılabilecek bu ürünler yüksek nemlendirme ve su tutma kapasitesine sahiplerdir. Ayrıca stabilize edici ve kıvam verici olarak da polietilen glikol yerine kullanılmaktadırlar.

Gelelim vegan algal kozmetik ürünler üreten markalara…

Algenist: Listenin başında yer alan Algenist, kendisini tamamen alg temelli 100% vegan kozmetik ürünler üretmeye adamış bir marka. Alguronik asit adını verdikleri ve patentli bileşeni ve vegan kolajen ile fonksiyonel vegan kozmetik ürünlerinde çağ atlamış bir marka…

Osea: Vegan ve cruelty-free olan bu marka, 100 yıl öncesinde bir kiropraktor olan bir büyükannenin hikayesiyle başlıyor. Holistik şifa yöntemlerini benimseyen bu aile, yıllar sonra Osea markasını kurarak yosunlardan elde ettikleri ürünleri bizlerle buluşturuyor.

Dalton Marine Cosmetics: Tamamen vegan olmasa da Algae Skinfood koleksiyonu ile sunduğu kozmetik urunler 100% vegan ve algal ürünlerden elde edilmiştir.

Shiseido: Dünyaca taninmiş Japon kozmetik markası olan Shiseido da patentli Stemlan-173 maddesi içeren ve alglerden elde edilen bir anti-aging urun ile deri tabaksını koruyan, kok hücreleri güçlendiren ve canlılık veren bir formüle sahiptir.

Loreal Paris: Kırmızı alg ekstresi içeren kil maskesi ile cildi canlandırdığını ve peeling etkisi yaptığını iddia ettikleri bir ürün ile raflarda yer almaktadır.

Innisfree: Güney Kore’nin meşhur kozmetik markası olan Innisfree, algal ekstreler içeren bir dudak peeling ürününe sahiptir. Aynı zamanda algal bileşenler içeren maske ve nemlendiricileri de bulunmaktadır.

Missha: Yine Güney Kore kozmetik devlerinden birisi olan Missha, Kırmızı alg koleksiyonu ile Kore’nin geleneksel fermentasyon tekniklerini uygulayarak elde ettikleri bu seri de esans, losyon, serum ve krem gibi ürünler mevcuttur.

Bunun gibi örnekler dışında; selulit giderici, cilt sıkılaştırıcı, çatlak giderici, deri renginin tonlayıcı, nemlendirici pek çok algal ürün de kozmetik raflarında bulunmaktadır. Ancak en sık rastladığımız ve her bütçeden insanin ulaşabileceği algal kozmetik ürünlerin başında sanıyorum yüz maskeleri geliyor. Özellikle detoks etkisi yaratan, cildi sıkılaştıran, beyazlatan ve nemlendiren maskeler algal eksteler ile desteklenerek hem cildin kolajen yapısını sıkılaştırıyor hem de gözenekleri temizleyerek kaybettiğimiz mineralleri cildimize yüklüyor.

Denizden gelen ve aslında milyonlarca yıldır var olan alglerin kozmetikte önemi antik uygarlıklarca keşfedilmiş, bir şekilde zaman içerisinde unutulmuştur. Ancak artan kaynak tüketimi ile de yeniden kendilerini bize hatırlatmaya başlayan alglerin kozmetikte kullanımının giderek artacağı kanısındayım.  Sizler ne düşünürsünüz?

Sevmek Güzel Şey…

Yaşam Tarzı Kategorisinde Tarafından

Selamlar efendim! Sizleri özledim, hem de çok sizin de bu kaçık yazarı özlediğinizi hissede”biliyorum” 😀 ♥ Hoşbeş bitmeden söyleyeyim anime yazı dizisi henüz bitmedi. Bitmeden önce birkaç durağımız daha var, oralarda da durduktan sonra son durağa varıp bu rengarenk yolculuğu sonlandıracağız ama biraz es verelim o arada, değil mi?

Biraz eleştiri, çokça sevgiyle geldim size.

Gelin bakalım…

Bu yazımızın hikayesinin noktasını 1997 yılında Türkiye Güzeli seçilen sevgili Ceyda Düvenci ve sevdiği adam Bülent Şakrak koydu. Evet yanlış okumadınız, bu güzel çift noktayı koydu. O noktanın öncesine götüreceğim siz değerli okurlarımızı ama önce noktanın içini kısaca bir açalım. Konu şu, Ceyda Düvenci’nin şahsi instagram sayfasında paylaştığı muhteşem kare. Buraya kadar bir sorun yok. Altındaki yorumlar ise noktanın içini oluşturan çürümüş zihniyetin üzücü mahsulleri. Dileyen Ceyda Düvenci’nin sayfasına girip bakabilir. Birbirini çok seven, aşık iki insanın, kaç yaşına gelmiş, evli çocuklu insanın öpücük fotoğrafının altında aşka yaraşmayan yorumlar, onları kınayan, negatif yönde eleştiren, belki de acıtan yorumlar…

Burada beynimdeki ışık hızla yanıp sönerek “DUR YA, BURADA BİR YANLIŞLIK VAR!” sinyali verdi. Toplumsal olarak aşka ve sekse bakış açımızı irdeleme ihtiyacı hissettim, duramadım buralara taşındım, karşınızda çan çan çene çalıyorum görüyorsunuz! 😀

Twitter malumunuz yediden yetmişe kullanılan sosyal bir günlük halinde artık. En büyük kaynaklarımdan biri de twitter oldu, instagramdan sonra. Binlerce tanımadığım insandan, binlerce sessiz haykırıştan, dile vurmayıp gözlerde anlamlanan bakışlardan alıyorum cüretimi ama aşk duygumuz ne ara bu kadar yozlaşıp yok olmaya yüz tuttu? Mahremiyeti bahane ediyoruz, çocukları bahane ediyoruz, fiziksel görünüşleri, tutumları, gelenekleri, uluortalığı bahane ediyoruz. Sevgiyi paylaşan, aşkı paylaşan insanlara bakış açımız “ayıplardan” oluşan uzuuuuuun bir liste. El ele tutuşan gençleri, birbirini öpen aşıkları, sevgilisinin saçlarını koklayarak öpen adamları, sevdiği adamın dudaklarına sevgiyle buse konduran kadınları, aşkı ayıplıyoruz. Gördüğümüz yerde halihazırda cephe almış biçimde cık cıklamaya hazır parmaklarımız var ama “bu sevgidir, maşallah” diyerek örnek gösteren parmaklarımız yok.

  

O mahremiyetten, çocuklardan bahsedenlere soruyorum kadınlar sokağın ortasında uluorta, altını çizerek söylüyorum ULUORTA, çocuklarının yanında dayak yerken, öldürülürken, şiddet görürken niçin hınçla çıkan sesiniz çıkmadı? Hak etmiştir çünkü, kadın suçludur, erkek haklıdır. Kaba deyimle “kocanın/sevgilinin/dayının/şunun bunun” kadına vurduğu yerde gül biter!

Böyle mi gül bitiyor?

Aşk güzel şey…

İnsan olmayı geçtim canlı olmanın bir kanıtı değil mi sevebilmek? Herhangi bir şeyi sevebilmek, bir insanı sevebilmek, kalbimizi emanet edebilmek? Sevmek ve sevilmeyi hak etmek için neden sertçe çerçevelenmiş kriterlerimiz var? Neden aşkı olduğu gibi, sevgiyi geldiği gibi kabul etmiyor, edemiyoruz?

 

Birbirini seven insanları gördükçe sevinip sevgiyi paylaşacağımıza onları toplumdan ekarte etmeye olan üstün uğraşıların sebebini asla anlayamıyorum. Niye küçük bir sevgi gösterisini büyütüp sanki sokağın ortasında, herkesin önünde şehvet tablosu sergileyeceklermiş gibi gözlerimizi kapatıp kaçıyoruz?

Seksle aşkı birbirine karıştırdığımız dünya düzeninde böylesi sevgi anlarını linçleyen birçokları mevcut, sevgi olmadan aynı yatağa yabancı olarak yatıp sabah olmadan yabancı olarak kalkanlar da… Aşk nerededir? Gözlerde mi? Öpücüklerde mi? Kucaklaşmalarda mı? Yataklarda mı? Bedenlerde mi? Ruhlarda mı? Nerede?

Aşkı ruhsuz bedenlerde soğuk yataklarda arayıp eli boş dönenler mi gerçek sevgiye nefret kusuyorlar yoksa hayatında hiç sevgi görmemiş, bunu ayıp olarak öğrenenler mi bilemiyorum. İkincisiyse eğer sorumun cevabı bu derin bir hüzün yaratır yüreğimin derinliklerinde… Yaralıyız zaten sevgisizlikten.

Aşk bedende değildir, beden aşka teslimse adı seks olmaktan çıkıp sevgiye dönüşür. Yukarıda söylediğim kriterler var ya konu oraya geldi. Bir başka instagram linçlemesi daha sunuyorum. Blogger ve fotoğrafçı olan Jena Kutcher’dan bahsedeceğim. Instagramda kocası Drew Kutcher ile yine mükemmel sevgi anlarını paylaşmışlar. Bu sefer de kriterler devreye girmiş. Jenna’nın kıvrımlı vücuduna yapılan saygısız yorumlar kocasını hak etmediği yönüne kadar uzanmış. Boyutu farkında mısınız? Ne kadar can yakıcı…  Buradan nereye çıkıyoruz?

Kusursuz bedenler aşkı hak eder, iyi bir seks için kusursuz bedenler gerekir.

Sevgi gizlenmelidir. Gösterilirse ayıptır.

HAYIR!

Kusursuz beden diye bir şey varsa herkese göre değişir, aşk çat kapı kalbinizin kapısına bodoslama daldığında ortada kriterler kalmaz. Kalpsiz bir beden aşkı taşımaz, taşıyamaz. Kalpsiz bir bedenle seksten ötesi var mıdır? Bence yoktur. Heykellerin de kusursuz olduğunu ama ruh taşımadığını unutmayın. Seyirlik değil sevgi içindir aşk. Heykeller seyredilir ruhu, kalbi olan bedenler sevilir. Sevginin kriteri yoktur ki… Gerçek sevginin tek şartı dolusunca sevebilecek bir kalp, dopdolu yaşayacak bir ruh…

Sevgi ayıp değildir. Gösterilmelidir. Hem de örnek olarak, parmak ısırtarak, yaşayarak, yaşatarak!

Şuraya küçük bir dörtlük bırakıyorum söz biteyazarken…

Kucaklamalı birbirimizi, seksten uzak sevgiye hep yakın,                                                                                                           El ele tutuşmalı, sevgiyle yıkanmalı ve sevgiyle yanmalı…                                                                                                            İki ruh bir olmalı, seksin adı sevişmeye uzansın,                                                                                                                               Sevmeli sevilmeli, dünya güzelliklere boyansın…

Bülent Şakrak’a kraliçesiyle Ceyda Düvenci’ye sonsuz aşkıyla, Jenna ve Drew’a kriterleri olmayan aşklarıyla ve dünyanın en güzel nimeti olan sevgiyi kalplerinde bir yerde yaşayan yaşatan herkese sevgiyi bir ömür boyu diliyorum. Sevmek güzel şey…

Nedir Cosplay?

Kültür & Sanat Kategorisinde Tarafından

Anime serisinin üçüncü yazısından herkese selamlar efendim! Nasılsınız? İyi olduğunuzu hissedebiliyorum ve size buradan kucak dolusu sevgiler gönderiyorum ♥♥♥ Devamını Oku

Sıra Dışı Bir Dünya: ANİME

Kültür & Sanat Kategorisinde Tarafından

Küçücük, genelde sivri çeneli kalp yüzlü karakterleri bilirsiniz. Yüzlerinin yarısını kaplayan büyüklükte kahverengi, mavi, ela, yeşil gibi bildiğimiz doğal renklerin haricinde pembe, mor, kırmızı gibi fantastik renklerdeki gözlerini de… Devamını Oku

InstaReklam Kuşağı

Yaşam Tarzı Kategorisinde Tarafından

Evet, çok sevgili EAOMAG okurları, yine can alıcı olduğunu düşündüğüm bir konuyu konuşmak üzere karşınızdayım. Logodan anlaşıldığı üzere biraz Instagram mecramız ve reklamlarından konuşacağız. Biliyorum, siz de sürekli “yukarı kaydır” yazısı görüyorsunuz. İtiraf edeyim ben de yazıyorum onu. Fakat benim amacım EAOMAG yazılarımın okunması. Ben masumum hanımefendiler ve beyefendiler! Ben kendi halinde bir marka yönetimi öğrencisi ve yazarım. Okuduğum bölüm gereği bu konularla çok ilgiliyim.

Devamını Oku

Kendime: Beni Sev ve Kabul Et

Yaşam Tarzı Kategorisinde Tarafından

Merhaba kendim.

Merhaba aynadaki aksim.

Sevgili saçlarım, yüzüm, bedenim, kişiliğim…

Hepinizden büyük bir özür dilemek isterim. Sizleri bunca zaman kendilerine bakmadan, aynanın karşısına geçmeden, yapıcı veya yıkıcı herhangi bir eleştirilmeye cesareti olmadan başkalarını ve sizleri eleştirmekten hiç gocunmayan kişiliklerin laflarına takılarak, onların hakkımda ne düşündüğünü önemseyerek, o ne der bu ne tepki verir düşüncesinin ruhuma birer birer indirip beni hapseden parmaklıklarını görmezden gelerek size zarar verdiğim, sizleri hırpaladığım, yorup haksız yere kırdığım için tüm kalbimle özür diliyorum. Sevgili kalbim, bunca nefreti, kini, yersiz ve kırıcı eleştirileri sırtına yüklediğim için senden daha çok özür diliyorum.

Devamını Oku

Türkan Şoray: Gerçek Bir Sultan

Kültür & Sanat Kategorisinde Tarafından

Bundan sekiz yıl önce pek meşhur İzmir Enternasyonel Kitap Fuarı’nda o sıralar yeni çıkan kitabının imza sırasına girmiştim. Sayısız imza sırasına girdim ama hiç böylesine denk gelmemiştim. İnanır mısınız, en uzun kuyruk o sıraya ait değilmiş gibi heyecan dolu bir sessizlik hakimdi sırada. Topuklular üstünde altı buçuk saat kadar sıra beklememe değen bu asaletin sahibi Türkan Şoray’dı elbette.

Devamını Oku

Grunge Moda

Moda Kategorisinde Tarafından

Selamlar herkese!

Etrafta kullanım sıklığını her gün biraz daha fazla hissettiğimiz bir moda akımından bahsedeceğiz. Malum, podyum sokak değildir ama sokaklar gerçek podyumlardır! Tam bir Grunge hastası olarak hala daha tam anlaşılamayan ya da yanlış algıların kullanımını sınırlandırdığını düşündüğüm bu modaya biraz daha yakından bakalım.

Devamını Oku

2020 Yılı Enerjisi

Yaşam Tarzı Kategorisinde Tarafından

Kimimize göre mükemmel; kimimize göre zorlu bir yılı geride bıraktık. 2019 yılının bize öğrettiklerinden sonra 2020 yılı için herkes bir takım kararlar aldı, değişim sürecine girdi. Çevremizden etkilendiğimiz bir sürü detayları kendi hayatımızda da uygulama kararı aldık. 2020 yılında gelin ne tür değişimlere adım atıldığını birlikte inceleyelim.

Devamını Oku

Sümer’de Kutsal Evlenme Miti ve Günümüze Etkisi

Kültür & Sanat Kategorisinde Tarafından

Mitoloji insanların özellikle tanık oldukları doğa olaylarını anlamlandırma çabaları neticesinde ortaya çıkmış ve insanların güçsüz kaldıkları olaylarda “sığınmak” içgüdüsüyle  ürettikleri Tanrı ve Tanrıçaların hikayeleri olarak toplumlarının yaşam geleneği çerçevesinde oluşmuş ve yine yaşam geleneklerini etkilemiştir. Tarih boyunca çeşitli temaslarla (savaş, ticaret, göç, vb.) birbirlerinden etkilenmiş ve birbirlerinin mitlerini beslemişlerdir.

Devamını Oku

Git Yukarı