Sıradışı Bir İnternet Dergisi

Arabeskin Kraliçeleri 1: Esengül

Kültür & Sanat/Magazin Kategorisinde Tarafından

Arabesk müzik dinlenilen bir ortamda veya çalma listesinde olmazsa olmaz şarkılardan biridir “Taht Kurmuşsun Kalbime”. Sanatçının sesi öyle güzel yakışır ki bu parçaya üzerinden yarım asır geçmesine rağmen onun gibi seslendiren birisi halen daha çıkmamıştır. İşte bu sesin sahibidir Esengül. Arabeskin henüz kavramsallaşmadığı ve “minibüs/dolmuş müziği” olarak adlandırıldığı bir dönemde büyük şöhrete kavuşur ve bu şöhret ona ölümü de getirir, henüz 25 yaşında hayata veda eder.

Arabesk müzik denilince genellikle erkekler, babalar, imparatorlar konuşulur ve bu alandaki kadınların varlığı bir şekilde sınırlı ölçülerde kalır. Oysa arabesk müzikte ciddi sayıda kadın sanatçı vardır. İşte bu erkek egemen arabesk kültüründeki kadınların göz ardı edilmesinden hareketle arabeskin kadınlarını yazacağım bir yazı dizisine başlamaya karar verdim. Bu yazı dizisinin ilk arabesk kraliçesi olarak da Esengül’ü seçtim. Esen Ağan adıyla 24 Eylül 1954 tarihinde İstanbul’da doğan sanatçı ilk müzik derslerini konservatuvar mezunu olan annesi Piraye hanımdan alır. Annesinden aldığı derslerin yanı sıra Cavit Deringöl, İrfan Özbakır ve Abdullah Nail Bayşu gibi önemli isimlerden de özel dersler alarak müzikteki ilerleyişini sürdürür. Hocalarından Abdullah N. Bayşu ona Gül adını verir ve Esen artık Esengül olarak anılmaya başlar. 1969 yılında yapımcı Ayhan Coşkun’un açtığı ses yarışmasına katılarak burada birincilik elde eder. Bir yıl sonra 1970’de Sokak Çocuğu Ali isimli bir şarkıcının “Aşkımı Süpürmüşler” adlı şarkısına vokal yaparak ilk stüdyo deneyimini yaşar. Vokal olarak öyle beğenilir ki Emel Sayın’ın alt kadrosunda sahneye çıkması için Lunapark Gazinosu’ndan teklif aldığında henüz 16 yaşındadır. Teklifi kabul ederek sahneye çıktığı ilk gece Bebek Belediye Gazinosu’nun patronundan assolistlik teklifi gelir ve Esengül bir anda bütün gazinoların peşinden koştuğu, dönemin en çok aranılan kadın assolisti haline gelir. Sırasıyla Ankara’daki Dikmen, Köşk, İzmir’de Akasyalar, İstanbul’da Semiramis ve Maksim gazinolarında sahneye çıkar, şöhret basamaklarını hızla tırmanırken genç yaşında evlendiği kocası Orhan Akçınar’dan da boşanır ve aşk hayatı da şöhreti gibi hızlanır. Adnan Şenses ile imam nikahı kıyar, dönemin ünlü futbolcularından Tayfun Kalkavan ile aşk yaşar, mafya-kabadayı kişilerle kurduğu arkadaşlık ilişkileriyle de gazetelerde özel hayatı sıkça haber olur. 1971 yılında çıkardığı “Zalim” ile ilk profesyonel işini piyasaya sunmuş olur ve onu kitlelere tanıtan, efsane olmasını sağlayan parça “Taht Kurmuşsun Kalbime” 1973 yılında gelir.

Esengül genç yaşının verdiği dinamizmden mi yoksa mizacı gereği mi bilinmez alışılmış assolist imajının da dışında bir profil çizer. Dönemin assolistleri daha hareketsiz ve mikrofona bağlı sınırlı hareketlerle sahnede performans sergilerken Esengül seyircilerin arasına karışır, onlarla flört eder, atışır, podyumun her karesini kullanarak seyircilerle iç içe bir performans sergiler. Dönemin modasına uygun olarak o da filmler çeker, aşk yaşadığı Adnan Şenses ile kamera karşısına geçer. 70’lerin başlarında tüm hızıyla esmeye başlayan şöhret rüzgarı Esengül’ü yanlış tanışıklıklara ve ilişkilere sürüklediğinde 70’li yılların sonları yaklaşmaktadır. Bu dönemde Esengül’ün adı kabadayılarla, mafya babalarıyla olan ilişkileri ve aşk hayatındaki çalkantılarla gazetelerde kendine yer bulur. Peşinde onu elde etmek için dolaşan mafya babaları ve mafya babalarını yakalamak isteyen polislerle beraber Esengül’ün hayatı mafya ve devlet arasına sıkışır. Gazinoda sahne aldığı bir akşam mekana gelen kabadayının Esengül’ün eline tutuşturduğu tabanca ile Esengül’ün tavana ateş açması sonucu olay polis merkezinde biter. Rivayet o’dur ki Esengül bu sorgulama sırasında yeraltı dünyasına ait bildiği ne varsa hepsini polisle ve istihbarat birimleriyle paylaşmıştır.

31 Mart 1979 tarihi ise Esengül’ün hayatında birçok şeyin değiştiği zamandır, Semiramis Gazinosu’nda sahneye çıktığı bir gece mekana ünlü kabadayı Oflu İsmail gelir ve Esengül’e söylediği şarkıyı yarıda kestirerek “Benim için ‘Aldırma Gönül’ şarkısını söyle,” diyerek bağırır. Esengül, şarkının repertuvarında bulunmadığını söyleyerek bu isteği reddeder ve mekanda olay çıkar. Olayı yatıştırmak için müdahale eden gazino sahibi Akbulut Karaoğlu ve şef garson Oflu İsmail tarafından kurşunlanarak öldürülür. Bu olay Esengül’ü bir numaralı tanık yaparak mafyanın da hedefi haline getirir. Ancak olayın sebebiyle ilgili çeşitli rivayetler de vardır. Bunlardan ilkine göre; olay sadece şarkı isteme meselesi değildir, Oflu İsmail bir ajans kurmuştur ve ajansa Esengül’ü de bağlamak ister ancak gazino sahibi bu ajansı istemediği için olaylar cinayet noktasına varır. İkinci rivayete göre; Esengül hem gazino patronu hem de Oflu İsmail ile aşk yaşamaktadır ve bu olayın duyulması iki erkeğin arasında kan akmasına sebebiyet verir. Olayın tanıklarından olan Esengül’ün kız kardeşi Sezen Beşikçi  o geceden yıllar sonra gazeteci Tülay Şubatlı’ya olayı şöyle anlatır: “Oflu İsmail sahnenin en önündeki büyükçe bir masada oturuyordu. Masası çok kalabalıktı. Tabakların içinde kokain vardı, sürekli çekiyorlardı. Ablam sahne aldığında Oflu İsmail “Aldırma Gönül’ adlı şarkıyı söylemesini istedi.  Ablam da söyledi. Sonra bir daha söylemesini istedi.  Ablam şarkıyı tekrar okudu. Sonra bir anda silahlar patladı.  Ne olduğunu anlayamadım, bağırış çağırış herkes kaçıştı. Gazinonun patronu Akbulut Karaoğlu vuruldu. Garson Hasan Yolaldı da beni korumak isterken vuruldu; bana aşıktı, apar topar kulise götürmek isterken bir mermi ona isabet etti. Ablam, ‘Sen bu olaya hiç karışmıyorsun,’ dedi ve biz hemen toz olduk. Zaten gazinoyu da hemen boşalttırdılar. Ablam depresyona girdi; cinayeti gördüğünü söylese Oflular peşini bırakmayacak, söylemese ölenin Malatyalı yakınları. Ablam deli gibiydi. Hiçbir şey anlatmadı beni olaylardan uzak tutmak için. Sonradan duyduğuma göre Oflu İsmail ile gazinonun patronu Akbulut Karaoğlu arasında uyuşturucu işinden kaynaklanan bir husumet varmış. Ancak bu ne derece doğru bilemiyorum.”

Kardeşinin ifadeleri konuya dair üçüncü bir rivayet olarak uyuşturucu ticareti ilişkisini ortaya atar ancak sebebi ne olursa olsun bu gece Esengül’ü ölüme götüren gece olacaktır. Esengül ifade vermek için adliyeye kılık değiştirerek gider, olaydan o kadar korkmuştur ki bir müddet evinden bile çıkmaz. Ancak  olaydan 19 gün sonra yeni imzaladığı film anlaşmasını kutlamak için kardeşi ve arkadaşlarıyla beraber boğaza yemeğe, eğlenmeye gider. Gecenin bitiminde evlere dönülürken iş insanı Faruk Özfıratlı’nın kullandığı araba son anda yoldaki kalasları fark eder ancak arabanın frenleri tutmadığı için kaza kaçınılmazdır. Bir köprünün bariyerlerine çarparak durabilen arabadakilere bariyerin demirleri saplanarak Faruk Özfıratlı’nın olay yerinde Esengül’ün ise hastanede ölümüne sebep olur. Polis olayın aşırı hız ve alkol sebebiyle olduğunu kayıtlara geçse de kazanın ertesi günü İstanbul olayın kaza değil planlanmış bir cinayet olduğu yönündeki dedikodularla çalkalanır.

Dedikodulara göre Esengül’ün bindiği aracın frenleri bilerek boşaltılmıştır ve araç yolda sıkıştırılarak kazaya neden olunmuştur. Mafyanın intikamını aldığı, bir dosyayı daha kapattığı kulaktan kulağa dolaşır olur. Ancak bu söylentilerin gerçek olduğu 1985 Mit Raporu’nda anlaşılır, raporda kaza ile ilgili olarak “derin devlet destekli mafya tarafından, trafik kazası süsü verilmiş olan bir cinayet” olarak bahsedilir. Esengül 8 sene süren şöhretinde adını skandallara, başarılara yazdırmış, müzik tarihimizin en değerli kadın sanatçılarından olmayı başarmıştır.

‘…Şimdi çok kişinin anımsamadığı 70’lerde ardı ardına plaklar yapan Esengül diye bir şarkıcı vardı. Arabesk müziğin klasiği sayılabilecek, çoğu Abdullah Bayşu ile Orhan Akdeniz imzalı ‘hit’ şarkıların sahibidir. Meyhanelerin vazgeçilmez sesi olmuş, o yıllarda özellikle Anadolu’da bir fırtına gibi esmiştir. O dönem için hayli moda olan, şarkıları hafif hıçkırarak söylemek, yapmacık vurgularla sesi dalgalandırmak gibi bir üsluba sahiptir. Sesine savunmasızlık, yaralanabilirlik kazandıran bu üslup içli ve dokunaklıdır. Yapmacıktır ama, asla samimiyetsiz değildir…’  cümleleriyle Murathan Mungan, ‘Bir Kutu Daha’ adlı kitabında kendisinden bahseder. Esen rüzgarda savrulan bir gül gibi genç yaşında, sesini dinleyenlerine miras bırakarak ardında bilinmez hikayelerle bir Esengül 18 Nisan 1979’da göçüp gider bu dünyadan.

 

Bir cevap yazın

Your email address will not be published.

*

Kültür & Sanat Son Yazıları

Vertigo

Hayal kırıklıkları, bunalımlar, sanrılar ve travmalar üzerine bir film Vertigo. Merkezine, emekli

Ekran001-Gündem Notları

Eaomag dergisi için hazırlanan seri Ekran001'in televizyon ekranlarının perde arkasında olan bitenlere
Git Yukarı