Sıradışı Bir İnternet Dergisi

Eleştiri: AŞK 101 Başrolleri

Kültür & Sanat Kategorisinde Tarafından

Merhaba sevgili okurlarımız. İnanın şunu demeyi özlemişim, aslına bakarsanız şu satırları yazmayı, sizlere seslendiğimi bilerek yatıp kalkmayı, her şeyi… En son elime ilk kalem aldığım zaman bu kadar heyecanlanmıştım yazı yazarken yahu! Gerisini siz düşünün 🙂 Eh madem aranıza geri dönüş yaptım hepinize çok severek izlediğim, birçoğumuzun kalbine de nakşolmuş bir yapımdan bahsedeceğim. Neden bahsettiğimi başlıktan biliyorsunuz. DİKKAT SPOILER İÇERİR diyerek önceden uyarayım. İzlemeyen veya spoiler yemek istemeyenler için ön ikazımızı yapalım maazallah uykularım kaçar, sonra bana “Tü sana daha izlememiştim niye söyledin!” diye sitem ederseniz. Sizleri de izledikten sonra bu köşeye alabiliriz, bekleriz efendim. Maksat ayağınız alışsın değil mi?

Ehem.

Aşk 101 ilk sezonunu 24 Nisan 2020 tarihinde Netflix’ten yayınlayarak Netflix’in orijinal Türk yapımı ilk lise dizi olmuştu. Konusu şöyleydi böyleydi size zaten bildiğiniz şeyleri tekrarlamayacağım papağan gibi merak etmeyin. O yüzden bodoslama ana konuya dalacağım. Yüzeysel olarak bakarsak okulun dört adet baş belası öğrencinin okudukları liseden atılmamak için onları kurtaran tek öğretmenlerini yeni atanan basketbol koçlarına aşık etme süreci ve başlarına gelenler diye nitelendirebiliriz. İşte bu nitelemeden çok ama çok daha fazlası Aşk 101. Sonrasında Aşk 101’i başka başlıklar altında da eleştireceğim ama şimdi gelin kadrodan başlayalım zira müthiş başarılı isimlerin oluşturduğu harika bir uyum söz konusu.

Kadrodaki baş belalarımızı Alina Boz, İpek Filiz Yazıcı, Mert Yazıcıoğlu, Kubilay Aka ve Selahattin Paşalı canlandırıyor. Hepsinin karakter portrelerine şöyle bir değinelim.

SİNAN – Mert Yazıcıoğlu

Listeye Sinan’la başlamasaydım haksızlık olacak gibi hissettim. Sinan grubun felsefi dehası diyebiliriz. Alkolik olarak -görselde görüldüğü üzere- hocalarının yaka silktiği, genelde sessiz, konuştuğunda da lafı gediğine koyan biri Sinan. Felsefe hocalarının gözünde de deli. Yüzeysel bakış elbette hepsi. Çok okuyan, çok sorgulayan, eleştiren, büyüklerimizin deyimiyle “zeka küpü” bir kişilik çizilmiş Sinan’a. Mert Yazıcıoğlu da adeta oynamak yerine Sinan oluvermiş. Dağınık ama düşünceli halleri, ara sıra yalpalayan yürüyüşü, yaşadığı psikolojik sarsıntıları göğüsleme biçimi, derin bakışları, ses tonu… Karakterle bütünleşme diye buna derim ben. İzlerken Sinan’ı Mert Yazıcıoğlu mu oynadı yoksa Sinan gerçek bir kimlik miydi düşündürtüyor insana. Sinan karakterini başkasının canlandırdığını hayal edemiyorum. İkinci sezonda yetişkinliğini canlandıran Uraz Kaygılaroğlu ise o kadar iyi bir cast seçimi ki değil ayakta, amuda bile kalkarak alkışlayabilirim. Hiçbir şekilde yabancılamadım, duruşları ve hissettirdikleriyle birbirlerinden ne eksik ne fazlaları vardı. Harika bir geçiş yakalanmış. Kolay kolay ağlayamayan bir insan olarak Sinan beni hüngür hüngür ağlatmayı başardı iki sezonda da. Toplumun, acılarını dışarıya göstermemeye çalışırken içeriden darmadağın kalan filozof kısmı değil mi içimizdeki Sinanlar? İki sezon boyunca bu temsili başarıyla sürdürdü Sinan karakteri ve yazar olarak son noktayı koydu. En büyük alkış Sinan’a gitti bende, siz ne düşünüyorsunuz?

 

EDA – Alina Boz

Muhteşem beşlinin sanatsal yeteneği, serseri ruhlu, isyankar kızı… Güzelliği dillere destan, Billur hocanın gözünde “anası kusura bakmasın da taş doğurmuş!” diyeceği bir kız. Öğretmenlerin bile aklını başından alan, gerektiğinde taş kalpli, soğuk bir profil çiziyor suyun yüzeyinde. Alina Boz’u zaten uzun bir süredir tanıyoruz, ekranların bilindik bir yüzü oldu kendisi. Başarısını kanıtlamakla kalmamış altını çizmiş Aşk 101 Eda karakteriyle bana kalırsa fosforlu kalemle! Eda, ailesinin güzelliğini ve çekiciliğini kullanarak zengin bir kocaya yamanıp hayatını kurtaracağına inandırılmış bir karakter. Bu haliyle Pis Yedili dizisinde Eda Ece’nin canlandırdığı Cimbom’u anımsattı bana. Puan kırdığım noktalardan biri bu olabilir. Bunun haricinde çizdiği çizgilerde sakinleşen, duygularını çizerek yaşatan, doksanlar Türkiye’sinin çılgın, sanatçı kadın karakterini o kadar güzel yansıtmış ki bayıla bayıla Eda’yı izledim diyebilirim. Sevdiği her şey için gözü kara kararlar alabilecek, rocker, ağzı bozuk, dayak bulunca dayak atan tarafa geçen, yetenekli mi yetenekli, en sonunda kendi hayalleri uğruna son derece keskin bir dönüşle tuttuğunu kopartan bir genç kadın Eda. Haliyle, bakışlarıyla, saçını toplayışında; fütursuzca konuşmasında, soğuk rüzgarlar esen tebessümündeki samimi renkle her şeyiyle Eda, Eda’ydı. Tek başına fakat çok şey anlatan. İkinci sezonda yetişkin halini Tuba Ünsal canlandırıyor. Uraz Kaygılaroğlu-Mert Yazıcıoğlu’ndaki yumuşak geçiş Alina Boz ve Tuba Ünsal arasında yakalanamamış ne yazık ki. Alina Boz’un Eda olurken renklerin, canlı ve yumuşak tonların bir ruhta toplanışının, serseri duruşunun, başı dik kızın keskin fakat kırılgan hali Tuba Ünsal’a çok yansımamıştı sanki. Başarısız diyemem ama 10 üzerinden 6.5 ancak. Fakat Eda, Alina Boz’un ruhunda yaşıyor ona eminim. Toplumun görülmemiş, keşfedilmemiş, güzellikten başka hiçbir vasfı olmadığı düşünülerek itilen kesimini Alina Boz eline bayrağı alarak taşımış, çok çok başarılı mükemmel bir performanstı Alina Boz’unki. Zeki, yetenekli, hırçın, aşık eh biraz da uçuk kaçık çokça cüretkar Eda… Ne desek az, elini öptürüyor oyunculuğu.

OSMAN – Selahattin Paşalı

Geldik Aşk101 kadrosunun en eğlenceli karakterine. Vallahi sadece ben böyle düşünüyorum zannediyordum ama sosyal medyada yer alan Osman geyikleri, karaktere yapılmış yorumların olumlu olması sayesinde yalnız olmadığımı anladım, inanın son zamanlarda sevindiğim şeylerden biri oldu. Muhteşem beşli demiştik değil mi? Osman beşlimizin ticari dehası. Necdet’in “İneklerden çete kurmuşsun Osman!” sahnesinde bile son derece soğukkanlı, pazarlamacı duruşundan ödün vermeyen halini hatırlıyor musunuz? İlk sezon evet. Kuralları kendine göre yeniden düzenleyen, bu yüzden de baş belalarının arasında yer alan Osman karakterine Sinan gibi hayran kaldım. Yüzeysel bakışla bu sebepten yaka silktiren Osman’ın herkesle iyi anlaşması, stratejik hamleleri, her durumda midesini düşünmesi, son derece sıcak kalbi, işini şak diye bağlatması… Son sezondaki aşık Osman’ın fedakarlığı da ayrı bir konu olarak ele alınmalı. Zor bir kararın altından böylesi kalkmak çok güç, bunun acısını karşıya hissettirerek oynamak ise başlı başına bir başarı. Toplumun markalaşmadığı için geri plana itilen aslında hepsini sollayabilecek yeteneklerini biri temsil edecekse bu net Osman olurdu. Selahattin Paşalı rolünün hakkını sonuna kadar vermiş. Osman deyince kafalarda fındığın akla gelmesi, “bilmem gereken bir şey?” repliği bunun kanıtı değil de nedir? İkinci sezonda yetişkinliğini canlandıran Fatih Artman ise Selahattin ile son derece uyum içerisinde fakat beklenmedik oluşuyla da şaşırtıcı… Osman’ın zengin olacağını hepimiz tahmin etmiştik, Fatih Artman hem Osman’ın yetişkinliği için hem de bu tahminimiz son derece ideal olmuş. Bizden puanlar tam!

IŞIK – İpek Filiz Yazıcı

Beşliye ilk başlarda dahil olmayan sonrasındaysa beşlinin zayıf noktası haline gelecek kadar mihenk taşı olan kızdan bahsediyoruz. Öğretmenlerin gözbebeği, notları mükemmel, uyumlu ve akıllı öğrenci. En azından ilk gördüğümüz Işık kesinlikle böyle görülüyordu hocaları tarafından. Işık’ın kendisinin bile Sinan haricindeki grubun diğer üyelerinden korktuğunu, yaklaşmalarından çekindiğini ta içimizde hissettik. Toplumun dışlananlarıyla toplumun kabul edilenleri arasındaki gerilimli çizgide yalpalamadan yürümenin, gerçeği görmenin, Sinan’ın deyimiyle “özünü söylemenin” bir temsili Işık. En iyi diye görülüyorken en kötüler sınıfına dahil olduğunda birdenbire yaşadığı farkındalık, çeteyi birleştiren “aşk operasyonu” ise Işık’ta biraz puan kırmama sebep oldu. Işık aşka saygı duyan, onu seven, bu konuda biraz çocuksu fakat akıllı bir karakter. Bade İşçil’le olan uyum ise tam not alır. İpek Filiz Yazıcı’da da Bade İşçil’de de tarifi imkansız bir benzerlik söz konusu. Nasıl mı? Bir karakter fiziksel olarak, ses tonu olarak, giyim kuşam olarak benzetilebilir ama olgun duruşun, bakışların birebir benzerliği nadir rastlanılacak türden. İpek Filiz Yazıcı-Bade İşçil uyumu dizinin açık ara en iyi cast seçimiydi. İçimizdeki Işıklar kimler mi? Bu sorunun yanıtı çok geniş bir kadrajda, herkeste biraz Işık vardır bence. Genç yaşına rağmen böylesi bir performansı göğüsleyen İpek Filiz Yazıcı’yı daha çok ve daha farklı karakterlerde görmeyi isterim. Çünkü öbür karakterlerden farklı olarak Işık, herkesin içinde var olabilecek ikilemi ekrana yansıtırken bir an bile zorlandığına dair sinyal vermedi. Oyuncu değilim ama bunu yapmanın herkesin harcı olmadığına da şüphem yok. Alkışlar: Işık’a…

 

KEREM – Kubilay Aka

Geldik mi grubumuzun en agresif, en iri yarı kişisine. Bildiniz, Kerem’den bahsediyorum. Öğretmenlerinin “Can güvenliğimiz  yok, korkuyorum o çocuktan!” dediği kişilik kendisi. Senaristlere ve karakterleri oluşturan, ruhsal ve fiziksel portrelerini çizen, bu konuda kimin emeği geçtiyse Kerem konusunda sizlere buradan sesleniyoruz harika bir iş çıkarmışsınız. Kerem’de zıtlıklar o kadar güzel bir şekilde tasvir edilmiş ki ona bakınca toplumun hangi kesimini temsil ettiğini anlamak hiç mi hiç zor değil. Ailesinin sevgisini görmemiş, alamamış bir diğer karakterimiz Kerem. Sinan’la Kerem’i bu konuda kıyaslayabiliriz. Hadi hemen yapalım 🙂 Sinan’da ailesinden sevgi göremiyordu fakat Sinan’ın ailesinin fiili olarak kendisini terk edip başka hayatlar kurduğunu biliyoruz. Yani Sinan en baştan yalnızlığa mahkum edilmiş bir çocuktu. Kerem ise ailesinin var olduğunu biliyor ama ailesinin yanındayken özellikle babası tarafından yaralanıyor, yalnızlığa itiliyor, başkalarının yanında da rencide ediliyor. Hangisi daha kötü diye sorgulamaya gerek duymadım. Kırk katır mı kırk satır mı demek gibi bir şeydi benim açımdan zira ikisi de son derece kötü. Kerem’i ilk sezonda kavgacı, kabadayı olarak görüyoruz ve duygusal tarafını da şiddet göstererek sergiliyor. Başka bir şekilde ifade edemiyor, öğrenememiş. İkinci sezonda ise Eda ile olan ilişkileri Kerem’i de değiştiriyor, değişmeye itiyor dersek daha doğru olur. İki serseri ruh birbirinin kırılgan tarafı oluveriyorlar. İki cam kadar keskin köşenin birlikteliği ise bambaşka güzeldi, ilişkilerinde yaşanan çalkantılı durum harika ortaya konulmuş. O agresif, kırgın, dünyaya çok öfkeli olan kişiliğin sevgiyle daha duygularını rahat gösteren, kırılgan, naif bir tarafının da olduğunu izleyiciye sezdiren evrilme süreci etkileyici bir performanstı. Sinan ve Kerem karakterlerinin ilk başta birbirlerinden hiç hoşlanmadığı göz önüne alındığı zaman son sezonda Kerem’in Sinan’ı yangından kurtarması ve dünyayı onun için değiştireceğini söylemesi muslukları açtırdı izleyiciye. Tüylerimi diken diken eden bir sahneydi. Nereden nereye değil mi?  Ağır ceza avukatı olarak yıllar sonra karşımıza çıkan Kerem senaristlerin en ince detaylarla ördüğü kurguydu diyebilirim, çok güzel bir ayrıntı ve sözünü tutan bir karakter örneği. Kubilay Aka seçilebilecek en harika oyuncuydu bu bakımdan. He ikinci sezon yetişkinliğini canlandıran Mert Fırat muhteşem bir oyuncu ama Kubilay Aka’nın o sivrilen, sert köşeli hatlarına fazla yumuşak kaldığını düşünmekteyim. Yılların öğrettikleriyle böyle bir duruşa sahip olduğunu düşünmemizi istedilerse evet bunu başardılar. Kerem içimizde ailesinin varlığından yara alan, aile içinde görünmeyen, görülmek istenmeyen yaralı kişilerini çok güzel temsil etti. Kavgalarında bile hüzün vardı adamın ya daha ne diyelim, diyeyim? Tebrikler!

 

Evet, bu yazımın da burada sonuna geldik. Gelir gelmez başınızı şişirdiysem affedin, uzun bir yazı oldu. İleriki günlerde farklı açılardan Aşk 101’i ele alıp eleştireceğim birkaç yazı daha olacak.

Sağlıcakla kalınız efendim…

Ege Üniversitesinde reklamcılık okuyorum. Edebiyat ve 17 yıldır uğraşmakta olduğum dövüş sanatları en büyük aşkım. Boş vakitlerimi yazmakta olduğum Cehennem Çiçeği adlı kitapla ve yabancı dil öğrenmekle geçiriyorum. İyi derecede İngilizce biliyorum.

Bir cevap yazın

Your email address will not be published.

*

Kültür & Sanat Son Yazıları

La Selva Üçlemesi

Çatışma Teorilerinin temel yapısı sevgi-nefret diyalektiğinin somut örneği olmuş Herzog-Kinski birlikteliği ve

Spencer

Film kraliyet üyelerinin ve saray çalışanlarının buz gibi bakışları ile Diana'nın buğulu
Git Yukarı