Gece
Gündüz

Arrival: Bilim Kurguyu Baştan Yaratmak

2 April 2024
3 dk'lık okuma

“Language is the foundation of civilization is a glue that holds the people together, is the first weapon drawn in a conflict. 

 – Ian Donnelly, Arrival”

Yazımıza başlarken öncellikle Arrival filminin aslında Ted Chiang’in Geliş isimli kitabının bir uyarlaması olduğunu ve yazımızda az da olsa spoiler olduğunu belirtmek isterim. Stephen Fry’ın da dediği gibi zayıfça ifade edilen doğru şey, aslında yalanlardan ibarettir. Burada asıl anlatılmak istenen, filmde anlatılmak istenen bir ifade edilmeye bir düşüncenin, biçimi olmayan bir materyalin size her ne kadar bir şeyler hissettirse de yazılmadığı, somut hale geçirilmediği veyahut kayıt edilmediği için aslında var olmadığıdır.

Hikaye anlatıcılığı, filmleri, kitapları seven birisi olarak; bu filmin neden böyle inşa edildiğini, neden böyle çekildiğini anlamak beni her geçen saniye etkilemeye devam ediyor.

Arrival; uzaydan gelen 12 geminin Dünya’nın farklı noktalarına inmesiyle insanoğlunun onlarla nasıl iletişime geçmeye çalıştığını anlatıyor ve bunu anlatırken de ön planda iki öge var: Hikaye anlatıcılığı ve dil. Ancak bu gemilerin içinden uzaylılar çıkmıyor ve diğer yollarla iletişime geçmiyorlar. İletişime geçmenin tek yolu, geminin içerisindeki bu cam bölme üzerine çizilen halkasal semboller.

Arrival: Bilim Kurguyu Baştan Yaratmak

Uzaylılarla iletişime geçmede çevirmen olarak kullanılan dilbilimci Dr. Louise (Amy Adams) filmin anlatısıyla adeta bütünleşiyor. Filmin anlatısıyla en çok sevdiğim nokta da bu. 2021 yapımı olan Dune’un hikayesi, kitabı okumayan, evreni tanımayan izleyici için çok soğukken evreni tanıyan izleyici için anlaşılır ve sıcaktı. Bu hataya Arrival düşmüyor. Baş karakterimiz, Dune filmindeki gibi soğuk değil bunun yerine filmi ve anlatıyı tamamlayıcı bir rolde bulunuyor.

Arrival: Bilim Kurguyu Baştan Yaratmak

Bu filmimizin kurgusu kelimenin tam anlamıyla masaya karışık bir şekilde dağılmış durumda. İzleyiciler odak eksikliklerini gidermek ve filmi hissedebilmek için normal bir filme göre kendilerini zorlamak zorundalar. Bu nokta da Arrival’ı izlemeyi, bir kitabı okumaya benzetebiliriz.

Villenueve’ın filmin anlatısını, dilini güçlendirebilmek için daha önceleri Hitchcock’un da kullandığı Kuleşov etkisine (Birbirini takip eden iki çekimlik bir sekanstan, tek bir çekime oranla daha fazla anlam çıkardığını kanıtlayan zihinsel bir fenomene işaret eder.) yer verdiğini görebiliyoruz. Filmin ilk sekansında Louise’in bebeğinin öldüğünü ve buna verdiği tepkiyi görürken ikinci sahnede her şeyin olağan akışında ilerlediğini görüyoruz. Bu iki görüntüyü beynimiz doğal olarak lineer bir akış içerisindeymiş görüyor fakat filmi bitirdiğimizde anlıyoruz ki bu 2. sahne kronolojik olarak ilk başta yer alıyor. Bu iki sahne arasındaki boşluğa anlamı biz yüklüyoruz.

Villeneuve’in film boyunca yaptığı şey birçok fikri ortaya atarak zaman zaman bunları karıştırarak yeni fikirler elde eder ve bunu filme eklerken zaman zaman da bu fikirleri çarpıştırarak ortadan kaldırır. Villeneuve’in Kuleşov etkisiyle filmde oynayıp farklı boyutlara sokmak istediğini görüyoruz. Hatta bu etkiyi direkt olarak filmin anlatısına gömüyor. Peki Villeneuve’ın Kuleşov etkisiyle anlatmak istediği nedir? Belki de gelecek geçmişi etkileyebiliyordur?

Arrival: Bilim Kurguyu Baştan Yaratmak

Aslında, Louise’in uzaylıların tüm zamanı aynı anda görebilen daha yüksek boyutlu varlıklar olduğunu öğrendiğinde, bu fikrin, Arrival’ın çok iyi bir film olduğunun göstergesidir. Hatta filmdeki bir sahneden anlayabiliyoruz ki geleceğin geçmişi etkilemesini Louise gelecekteki olayları, şu anı değiştirmek için kullanıyor.

Villeneuve film boyunca iletişimin ve dilin aslında ne kadar önemli olduğu ve iyi kullanılmadığı müddetçe katastrofik sonuçlarının olabileceğini bizlere göstermeye çalışıyor.

Arrival: Bilim Kurguyu Baştan Yaratmak

Filmi izledikçe zaman ve dil arasındaki bağlantıyı sorgulamaya başlıyor ve filmin anlatmaya çalıştığı kavramları sürekli aklımıza getirmeye çalışıyoruz. Filmin her karesinde Villeneuve’in fikirlerini hissedebiliyoruz; bilinç, uzay, zaman, dil, perspektif tüm bu kavramlar Villeneuve’in oyuncakları ve film onun oyun alanı.

Anlam. Zaman. Perspektif. Nedir? Nerden gelir? Nasıl var olur? Villeneuve, tüm bu kavramları bir uzay gemisi olarak görüyor. Onlarla iletişime geçilecek, anlaşılabilecek şeyler olarak görüyor.

 

Yorum Yap

Your email address will not be published.

İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR