Gece
Gündüz

YOGA-101: Pratik mi Gösteri mi?

12 December 2021
yazdı
6 dk'lık okuma

2019’un Aralık ayında dünya yavaş yavaş yeni bir döneme girmeye başladı. Yaklaşık on yıldır dijitalleşme ile bilgisayar, telefon önü yaşamlar alışmaya başladığımız yeni yaşam modelleri olsa da 2020’nin başından itibaren COVID-19 pandemisi ile birlikte bizi de kitlesel olarak zorunlu dijital yaşama sürüklemiş oldu.

İş toplantıları, dersler, aile görüşmeleri, bayram kutlamaları, düğünler, taziyeler derken hepsi online platformlar üzerinden gerçekleşmeye başladı.

Karantinanın getirdiği ataleti kaldırmak amacıyla girilen aktivite arayışlarına sessiz kalamayan online dünya, sportif etkinlikleri de dijital dünyaya taşıdı. Pilates, fitnes ve kardiyo gibi antrenmanlar başta olmak üzere yoga ve meditasyon pratikleri de online dünyada insanlarla buluştu. Pek çok yogi tarafından başlatılan evde yoga serileri ile belki de hayatlarında hiç yoga ile tanışmamış olan insanlar yoga pratiğine başladı, hâlihazırda yoga yapan insanlar da pratiğini ileri seviyeye taşıdı. Bu derslerden bazıları herkese erişim sağlamak üzere ücretsiz idi ve youtube üzerinden tekrar tekrar ulaşılabiliyordu, bazıları sadece canlı ders olarak yürüdü ve çoğu yoga hocası stüdyo yoga derslerini online platforma taşıdı. Özellikle psikolojik olarak da ruhsal olarak da dinginleştiren bir etkisi olan yoga pek çok sağlık uzmanı tarafından da rahatlatıcı terapi olarak önerilmeye başlandı. Belki de başlandı demek doğru olmaz çünkü yoga her zaman sağlıklı yaşam modelleri içerisinde tavsiye edilir iken pandemi ile birlikte daha çok hayatlarımızın içerisine dahil oldu.

Artan online dersler özellikle instagram gibi öncü sosyal medya platformlarında da yüzlerce yeni yoga pratiği ile alakalı hesapları doğurdu. Peki bu hesaplar bizi nasıl etkiledi?

Yoga pratiği eski Hindistan’da kadim bir ruh beden bütünlüğü sistematiği ve felsefesi olarak bilinir. Sistematik hareket serileri ile bedeni çalıştırarak ruhun inceliklerine ulaşabilmeyi amaçlar… Ruhun yaşadığı tecrübelerin bedende kayıtlandığı bilinci ile bedende çalışarak beden üzerinden ruhun yaralarını sarmak diyebiliriz. Aslında ruh beden bağlantısı derinlemesine incelenecek bir başka konu… Burada aklımızda tutmamız gereken şey; bedenin duygusal unsurların kaydını tuttuğu, duygusal ve psikolojik çalkantılarımızın bedende kayıtlandığı. Örneğin yoga pratiğinde kalçanın temsil ettiği alan deneyimlerdir ve kalça pratikleri bizi deneyimlerimizden özgürleştirir ve yaşamda karşımıza çıkan yeni olaylara daha sade ve objektif bir bakış açısı ile bakmamızı sağlar.

Peki sosyal medyadaki yoga hesapları yoga felsefesinin amacına hizmet ediyor mu?

Aslında bu yazıda değinmek istediğim öncül unsur bu. Yoga her beden, her yaş ve her seviye için uygun bir pratik iken instagram vb. sosyal medya platformlarında gördüğümüz yoga hesapları yoga felsefesi ile uyuşuyor mu?

Bilim insanları son yıllarda instragram üzerinden yoga içerik üreticilerini incelediklerinde yoga felsefesinin hizmet ettiği şeyden daha farklı bir sonuç ortaya çıkardılar. Sizin için bunları özetledim:

  • Bu hesapların %90’ı 40 yaş altı kadınlardan, özellikle 20’li yaşlarında ve çoğunlukla beyaz kadınlardan oluşuyor. Bu yogilerin çoğunun özellikle karın bölgesinde kaslı ve atletik bir yapıya sahip olduğu gözleniyor. Videolarda giydikleri kıyafetlerin de  kolları ve göğüs-karın arasını ortaya çıkaracak şekilde olması videolarda kaslı yapının daha da göze çarpmasına neden oluyor.
  • Özellikle içeriklerin %55’i yoga akışı denilen bir yoga sekans serisinin videolarını oluştururken, %27’si denge pozlarını içeriyor. Bu pozların %63’e yakını da fiziksel olarak tehlikeli sayılabilecek bir kategoride değerlendirilebilir. Çünkü çoğu pozlar baş üstü ve kol duruşlarını içeren sekanslardan oluşuyor. Bu pozlar ayrıca akrobatik hareketler olarak da sınıflandırılabilir.
  • Aynı zamanda instagram yogilerinin çoğu oldukça zayıf ve atletik görünüyor. Özellikle bazı hesaplarda yogiler ortalama vücut ağırlığının da altında.
  • Araştırmanın vurguladığı bir diğer nokta da aslında instagram yogileri olan bu grubun bedeni bir cinsel obje olarak göstermesi ve objeleştirmesi niyetinde olmadığı buna istinaden de paylaşılan içeriklerin bedenin kapasitesini göstermeye ve bedenin sınırlarını zorlamaya yönelik olduğu ifade edilmiş.

Bu ve benzeri diğer araştırmalar göstertiyor ki yoga bazı toplumlarda ve özelikle 20-40 yaş grubu kadınlar arasında sosyal medyanın yarattığı algı değişikliklerinden muzdarip olma tehlikesi ile karşı karşıya. Belirli bir etnik grup ve yaş aralığında ve standardize edilmiş beden tipinde yogilerin sağladığı videolar ve yoga içerikleri nedeniyle yoganın sadece fit, atletik ve sağlıklı bir vücut için geçerli olduğu algısını yaratmakta. Bu algı da maalesef insanların bedenlerinden şikâyet etmesine, bedenleri ile bağlantıyı koparmasına ve kendilerini değersiz, yetersiz hissederek bedenleri üzerinden kendilerini tanımlamaya başlamalarına neden olabiliyor. Yoganın son yıllarda özellikle 40 yaş altı kadınlarda oldukça popüler olmaya başlaması kadınları derin bir vücut tatminsizliğine sürüklenmesiyle de bağlantılı olduğu düşünülmekte. Bu da beden algısının değişmesi, yeme bozuklukları, yetersiz hissetme, kalorili yiyecekler yendiğinde duygulan pişmanlık, suçluluk, depresyon ve anksiyete gibi pek çok psikolojik sorunu tetikliyor. Tabi ki bu sorunların altında sadece instagram yogilerinin paylaştığı idealize edilmiş standardize bedenler yatmıyor. Görsel estetik algılarının değişmesi, zayıf-şişman gibi fiziksel özelliklere göre kategorizasyon ve toplumsal kabullenme/reddetme gibi pek çok diğer unsur da bu sürece etki ediyor.

Instagram yoga içeriklerinde yaş ve etnik çeşitliliğin olmaması yogayı tek bir sınıfa aitmiş gibi hissettiriyor ve yoganın bütüncül ve kapsayıcı felsefesinin karşısında durarak onu modern toplumun ideal insanlarına ait bir obje haline getiriyor.

Peki sonuç olarak gerçekle çakışan şeyler neler?

  • Yoga her beden içindir. Yaş, kilo, fiziksel rahatsızlıklar, etnisite gibi unsurlar yoga pratiğinin önünde engel değildir. Her fiziksel aktivitede olduğu gibi yogayı da başlangıç, orta ve ileri seviyeler olmak üzere kabaca üç sınıfa ayırmak mümkün. Zaten yeterli pratik ve adanmışlıkla zamanla esneyen vücut ve değişen farkındalık ile yoga pratiği ileri seviyeye taşınmaktadır.
  • Yoga pratik edilmek üzere ideal bedenler seçmez. Aksine beden farkındalığı sağlayarak olduğumuz insanı, karakteri bütünüyle kabul etme, kucaklama, anlama ve anlamlandırmak gibi unsurları içerir. Bir birey fiziksel, duygusal vb. pek çok unsurun bir araya gelmesinden oluşur. Bazen olduğumuz kişi ile göründüğümüz, dışarıda sergilediğimiz karakterler çakışır ve bizim de kimliğimize karşı kafa karışıklığı yaşamamıza neden olabilir. Bu nedenle yoga bu ayrımı ortadan kaldırarak bizi kendi gerçekliğimize fiziksel pratik, nefes pratiği ve meditasyon gibi elementlerle götürür.
  • Yoga bir din değildir. Yoga pratiği etmek halihazırda parçası olduğumuz dine ya da yaratıca ters düşmez. Aksine yoga ile bütünleştikçe kişisel tatmin artar ve farkındalık daha da gelişir.
  • Instagramda görülen ve akrobasi denebilecek ileri seviye duruşlar yeterli pratik ile her beden ölçüsünde ve yaşta yapılabilecek niteliktedir.

Sonuç olarak yoga yapmak için ihtiyacınız olan şey fit ve atletik bir vücut, güzel bir yüz ve pahalı yoga kıyafetleri değildir.

Yoga yapmak için ihtiyacınız olan şey sadece kendinizsinizdir. O nedenle eğer bu hesaplardan birisine dek gelip kendinizde böyle bir algı oluşturduysanız bunu kırmanın tam zamanı.

Sevgiyle,

 

Ayşe Köse

I have graduated from Ege University Bioengineering Department. Currently, I am a postdoctoral researcher at KU Leuven Belgium. Because of my work, I have lived in Korea for some time. The time spent in Korea made me fall in love with Korean Culture. I have started learning Korean at King Sejong Institute in Turkey. As a writer and editor, my main passion on my articles are Korean culture, sustainable fashion, classical art, biological arts, movie critiques, yoga and meditation.

Yorum Yap

Your email address will not be published.

İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR