Sanatın Başkenti Viyana’da Yapmanız Gereken 12 Şey

Seyahat Kategorisinde Tarafından

Veee.. Aylar sonra yine bir gezi yazısıyla karşınızdayım. Esasında bu yazıyı çok önce yazmalıydım kabul ediyorum. Bilhassa Mayıs ayında, Viyana’ya ilk gidişimde kaleme almak istemiştim fakat teknik aksaklıklar dolayısıyla uzun süre sitem tadilatta kaldığı için ne yazık ki bu emelimi gerçekleştiremedim. Bu yaz, -bloguma ilk günden beri destek olan okurlarımdan birçoğuna verdiğim söz üzerine- çok daha fazla yer gezdim ve sizlere daha çok layık olmaya çalıştım. Umarım olabilmişimdir  Sonunda aklımı kendimi topladıktan sonra, bir gezi yazısı yazmanın tam vaktidir diye düşündüm ve twitterdan dün yapmış olduğum anket sonucu sizlerden “Viyana”yı yazmam yönünde geri dönüş aldım. E ne diyebilirim ki, Viyana da zaten Avrupa’da ilk 5’ime giren bir şehir. O halde gelin bu şehir niye bu kadar seviliyor, neler var bu şehirde. Tüm bunlara daha yakından bakalım. Karşınızda, Sanatın Başkenti: Viyana!

Maria Theresia’sından Adolf Hitler’ine; Beethoven’ından Mozart’ına; Einstein’ından, Marie Antoinette’ine… Tarihte yer sahibi olanların, tarihi yazanların ve dahi “yazarların, düşünürlerin, bestecilerin, ressamların ve heykeltıraşların” şehridir Viyana. Tarih boyunca birçok medeniyete, aileye ve hanedana ev sahipliği yapmış bu güzel şehir, her köşesinde Kutsal Roma İmparatorluğu’nun izlerini, her köşesinde Rönesans’ı, yine her köşesinde Barok mimariyi görebileceğiniz bir sanat cenneti adeta.

  1. Viyana Operası’na Gidin! (Wiener Staatsoper)

Elbette sanatın şehri diyorsak, öylesine demiyoruz. Viyana, sahiden de opera dünyasına hala önderlik etmeye devam ediyor. Şehir merkezine indiniz, hiç vakit kaybetmeden opera binasına gidip yaklaşan bir operayı sorabilir ve biletinizi ayırtabilirsiniz. Ancak gerçekten aklınızda “Viyana’ya gitmişken şöyle güzel bir operaya gideyim” gayeniz varsa, biletinizi internet üzerinden önceden almanız en iyisi olacaktır. Zira biletleri hemen tükeniyor. Üstelik çoğu gösteride turistlere özel koltuklarda 6 farklı dile çeviri imkanlarıyla İngilizce izlemeniz mümkün oluyor.

Diyelim opera izlemeye çok meraklı değilsiniz ancak gitmişken bu mükemmel yapıyı görmek istiyorsunuz. O halde hafta içi 08.00-18.00 saatleri arasında opera binasına uğrayıp, belirli bir ücret karşılığı (öğrenci 4€, yetişkin 9€) rehber eşliğinde binayı gezebilirsiniz. Bina sanatsal yönü yanı sıra, 1869 yılında açılmış ve 2. Dünya Savaşı sırasında oldukça tahribata uğramış ancak güzelliğinden hiçbir şey kaybetmemiş; tarihi açıdan da oldukça önemli bir opera binasıdır

2. Schnitzel Yiyin!

Avusturya mutfağına bu yazımda çok fazla değinmeyeceğim ancak “Avusturya mutfağı” deyince akla gelen yegane şeyin Schnitzel olduğunu söylemeden de geçemem! Schnitzel’in vatanı olan Viyana’ya gitmişken, yememek olmaz elbette. Ancak gitmeden iyi araştırmanızı ve gittiğinizde de schnitzelinizin et türünü belirtmenizi öneriyorum. Zira, orijinal schnitzel sandığımızın aksine domuz etinden yapılır. Bu durumda dana veya tavuk schnitzeli sipariş ettiğinizde sorun olmayacaktır.

3. Hawelka Cafe’ye Gidin!

Bakın yine dayanamadım, “Viyana’da Mekan Önerileri”min en güzellerinden birini söyledim. Fakat sahiden de burada oturmak, bir şeyler içmek; öyle alalade bir cafede bir şeyler içmeye benzemiyor. Viyana’nın 1. bölgesinde (merkezinde) bulunan bu cafenin aynı ismiyle Türkiye’de de birçok cafesi mevcut. Logolarının altındaki “Wien” yazısını da görürsünüz zaten. Nereden geliyor derseniz, işte tam da buradan geliyor. Ancak burada konsept Türkiye’dekilerden biraz farklı, çünkü burası bar/pub tarzı bir mekandan daha ziyade cafe/bar tarzı bir mekan. Yani içki var, evet ancak insanlar genellikle kahve içmeyi tercih ediyorlar. Mekan, ambiyans itibariyle kusursuz diyebilirim. Tarih boyunca birçok besteci, yazar ve müzisyenin oturduğu bu cafe, hala Avusturya’nın önde gelen isimlerinin uğrak mekanı olma özelliği taşıyor. Zaten kapısından içeri girer girmez, deyim yerindeyse entelektüelizmin kokusu geliyor burnunuza. 1939 yılında Bay Hawelka tarafından kurulan bu cafe, sahiden de size 1930’larda Avrupa’da geçen bir filmin içindeymişsiniz hissi verecek.

4. Belvedere Sarayı’na Gidin!

Viyana’nın şehir merkezinde bulunan Belvedere Sarayı, diğer adıyla “Kışlık Saray” olarak da geçer. Savoy Prensi Eugen’in emriyle 1668 senesinde yaptırılmaya başlanan saray, 1745 senesinde tamamlanır ve bizlere Viyana’nın doğusunda eşine rastlayamayacağımız bir saray bırakırlar. Üstelik Avusturya’nın en önemli sanat koleksiyonları da bu sarayın içerisinde yer alır. Özellikle Barok mimariye meraklıysanız, bu saray size cennet olacaktır zira ağırlıklı olarak Barok eserlerine ev sahipliği yaptığını söyleyebiliriz.

5. Viyana Sanat Tarihi Müzesi’ni Gezin! (Kunsthistorisches Museum Wien)

Yine şehrin merkezinde (1. Viyana’da) yer alan bu müze, kısıtlı zamanınız varsa ve bir tercih yapamıyorsanız yegane tercih olmalı. Çeşitlilik bakımından eserlerin en çeşitli olduğu müze burasıdır zira. Antik Mısır’dan Rönesans’a; Efes kalıntılarından Mezapotamya kalıntılarına birçok eseri burada görmek mümkün. Ancak baştan uyarmakta fayda var, tarih aşığı bir Türkseniz buradaki Efes kalıntılarını görünce epey sinirleneceksiniz. Zira elbette bu kalıntılar, ana vatanı Türkiye’den oraya götürülmüş (!) eserlerdir.

6. Parlamento Binası’nda Roma’yı Hissedin!

 

Ve.. Geldik Viyana’nın istisnasız en sevdiğim mimari eserine. Her ne kadar Schönnbrun’un ve Belvedere’nin hayranı olsam da benim Viyana’da görür görmez kalakaldığım, deyim yerindeyse şok olduğum yegane bina Parlamento Binası idi. Antik Yunan ve Roma mitolojisi delisi bir insan olmamın bunda etkisi oldukça büyük elbette. Ancak tarih meraklısı olmasanız bile, bu yapıya karşı hayranlık duyacağınızdan şüphem yok. İşte gerçekten Viyana’nın bir zamanlar “Roma- Germen İmparatorluğu”na başkentlik yapmış bir şehir olduğunu, iliklerinize kadar hissettiren bir yapı.

Önünde bulunan barışı ve adaleti temsil eden Athena heykeli ve altındaki 12 Olimposlu Tanrı ile de hayran olunmayacak türden değil sahiden.

7.Kunsthaus Wien’e Gidin!

Kunsthaus museum, Wien, Wien, Österreich

 

Viyana’ya turla gidiyorsanız, muhtemel gideceğiniz ilk duraktır burası. Sanat çeşitliliğinin ne kadar yoğun olduğunu, buraya giderseniz bir kez daha anlayacaksınız. Rönesans’ın Barok’un ve Roma eserlerinin bu denli fazla olduğu bu şehirde, ünlü mimar Hundertwasser’in “hayatın doğayla iç içe olması gerektiği” vurgusunu yaptığı sıradışı evlerdir bunlar. İçerisinde giriş katında hediyelikçilerin, ikinci katında Hundertwasser’in resimlerinin bulunduğu bu müzeye kesinlikle gitmelisiniz.

8. Tarihin En Büyük Hatasına Tanık Olun! (Akademie der Bildenden Künste Wien)

Tarih, 1909. Genç bir adama aldığı yetim maaşı yetmiyor. Karar veriyor, Viyana’ya taşınıyor. Resim yeteneğini geliştirmek, ressam olmak istiyor ve Viyana Güzel Sanatlar Akademisi’ne başvuruyor. Reddediliyor! Yılmıyor, tekrar çalışıyor ve 2. kez reddediliyor. Bunun üstüne aynı sene evsizler yurduna yerleştiriliyor ve belki de Viyana Güzel Sanatlar Akademisi, bilmeden tarihin en büyük hatasını yapıyor! Zira o genç adam büyüyor ve günün birinde en büyük intikamını Avusturya’dan, Viyana’dan alıyor. Evet, tahmin ettiğiniz gibi o adamın adı Adolf Hitler! İşte Hitler’in başvurusunu tam 2 kere reddeden ve ona aslında “şansını mimarlık alanında denemesi gerektiğini” söyleyen okul Viyana Güzel Sanatlar Akademisi. Savaşın izlerini Viyana’da belki her yerde görebilirsiniz, ancak burada göreceğiniz savaştan daha ziyade bir pişmanlığın izleri olacaktır. O günden bu güne akademi tek bir şey söylüyor zira; “Keşke başvurusunu kabul etseydik…”

9. Prater’de Çocuklar Gibi Eğlenin!

 

1827 yılında yapılan tarihin ilk dönme dolabı… Binlerce oyun aleti, korku tüneli, gece klüpleri ve daha niceleri… Evet, Viyana’ya gidiyorsanız ve vaktiniz varsa Prater’de kendinize zaman ayırmalısınız! Avrupa’nın lunapark kültürünü tatmanın yanı sıra, dönme dolapta oldukça güzel fotoğraflar çekebileceğiniz, aynı zamanda içerisindeki parkta huzur bulabileceğiniz nadir eğlence yerlerinden biri burası. Gidin, yaşınız kaç olursa olsun çocuklar gibi eğlenin!

10. Aziz Stephen Katedrali’nde Dilek Dileyin!

 

En iyileri sona sakladım elbette. Hristiyan olayım olmayayım, nedense gittiğim hemen her şehirde muhakkak bir dilek tutarım. Kitabın, kilisenin kutsallığına inandığımdan değil; şehirlerin kutsallığına inandığımdan sanırım. İşte “Viyana” denince akla gelen yegane katedral; barok&gotik mimarinin yegane temsilcisi Aziz Stephen Katedrali! Şehrin merkezinde, hatta deyim yerindeyse kalbinde bulunan bu katedrali görmeden geçmeyin derim!

11.Sisi Müzesi’nde “Kadının Fendi”ni Hissedin!

 

Ah şu kadınlar… İngiltere’yi yöneten kraliçeler, Osmanlı’yı yıktığı söylenen sultanlar vee… Avrupa’nın meşhur Sisi’si! Bizde Hürrem Sultan neyse, Avrupa’da da deyim yerindeyse “kadının fendi”dir Sisi! Dönemin moda ikonu Sisi’nin, şaşalı hayatı, gezdiği yerler, Avrupa’nın en zengin aileleriyle kurduğu yakın dostluklar; kısacası her şeyi deyim yerindeyse olay oluyordu. İşte aşığı ve kocası Franz Joeseph’in kraliyet sarayı Hofburg’un içinde, onuruna yaptırdığı bu müzede, Sisi’nin doğumundan ölümüne kadar her şeyi görmeniz mümkün. Özellikle ölüm sahnesinin sergilendiği an, sizi de derinden etkileyecektir eminim. Buranın bilhassa her kadının görmesi gereken bir müze olduğu kanaatindeyim, zira kültürel farklılıkları bir yana bırakacaksınız ve hemcinsinizin bu durumuna göğsünüz kabaracak.

12. Schönbrunn Sarayı’na Kesinlikle Gitmelisiniz!

Sona her zamanki gibi en güzelini sakladım. Mayıs 2017… Viyana’ya ilk gidişim. Hava durumunda havanın açık görünmesine karşın, bir talihsizlik oluyor, deli gibi yağmur yağıyor ve ben Budapeşte’den günübirlik gittiğim Viyana’dan Schönbrunn’a gidememenin hüznüyle geri dönüyorum. Kendime söz veriyor ve tam 2 ay sonra tekrar Viyana’ya gidiyorum. Gittiğim ilk yer; elbette Schönbrunn!

Mimarisinden bahçesine, heykellerinden havuzlarına her şeyiyle MÜKEMMEL olan bu saraya KESİNLİKLE GİTMELİSİNİZ! Değil Viyana’dan daha doğuda, Avrupa’nın neredeyse tamamında böylesine bir saraya rastlamanız çok da mümkün olmayacaktır (Fransa’daki sarayları ayrı tutuyorum elbette). Üstelik benim gibi mitoloji hayranı bir insansanız orada sizi büyük bir sürpriz bekliyor! Zira bahçesindeki o heykeli görünce mutluluktan çığlık atmış, 10 cm topuklu giydiğim halde koşa koşa heykelin yanına gitmiştim. Özetle buraya gitmezseniz, kendinizi Viyana’ya gitmiş saymayabilirsiniz

Kıssadan hisse… Mimarisinden ambiyansına, tarihinden sanatına her şeyiyle gerçekten de mükemmel bir şehir Viyana. Elbette ne bu şehri, ne de bu şehirde gezilecek/görülecek yerleri, müzeleri ve tarihini 12 maddeye sığdırmak mümkün. Şimdilik “yapılması gerekenler” yazımla karşınızda olsam da, çok yakında “Viyana’da Gezilecek Yerler, Viyana’nın Sarayları, Viyana’da Mekan Önerileri, Ayrıntılı Viyana Şehir Rehberi, Avusturya Mutfağı, Viyana’nın Müzeleri ve tabi ki Viyana’da Gece Hayatı” yazılarımla karşınızda olacağım. O halde takipte kalmanızı umuyor, şimdilik hoşçakalın diyorum

 

Dipnot : Siz de bir sonraki yazımın nereyle veya neyle ilgili olacağı konusunda fikir vermek istiyorsanız, yandaki twitter linkinden twitter hesabımı takip edebilir ve yazmadan önce yaptığım anketlere katılabilirsiniz 

 

Başkent Üniversitesi İşletme bölümü öğrencisiyim. Kendimi bildim bileli yazılar yazıyor, 2012 senesinden beri aktif blog yazarlığı ile ilgileniyorum. İyi düzeyde İngilizce, orta düzeyde Fransızca biliyor; boş zamanlarımda seyahat ediyor ve müzikle uğraşıyorum.

Bir cevap yazın

Your email address will not be published.

*