An(lay)alım

Kültür & Sanat Kategorisinde Tarafından

Her şey bu cümleyle başladı: “1919 yılı Mayısının 19’uncu günü Samsun’a çıktım.” Hiçliğin ortasında ufukta yükselen bir ışık, karanlığı yırtıp atan bir güneş… Selanik’te gözlerini açan, Trablusgarp’ta, Conk Bayırı’nda, Anafartalar’da ışıldayan ve en son tüm Anadolu’ya yayılan bir umut ışığı. Türk milletinin dualarının karşılığı, yerde kalmayacak kanı ve alın teriyle savunulacak VATANın kanıdı.

Yıl 1919, böyle başlamıştı Mustafa Kemal cümlelerine. İstanbul’da kalarak bir mücadelenin başlatılamayacağını biliyordu. Tıpkı daha sonra bizlere ileteceği gibi Osmanlı Devleti’nin “Bütün orduları zapt edilmiş, bütün tersanelerine girilmiş ve memleketin her köşesi bilfiil işgal edilmiş”ti. Hikayeyi anlatmayacağım sizlere, zira her Türk doğduğu andan bu yana hikayeyi bilir, yaşar; iliklerinde hisseder. Yaşamıyorsa, bir sıkıntı var demektir zaten. Ya kanda, ya soyda.

Ben bugün sizlere çok daha “basit” şeylerden söz edeceğim. Şu an karşımda bilgisayarım, bu tuşlara basabiliyor; bu sözleri sizlere aktarabiliyor olmamdan mesela. Zira bir kadın olarak, düşüncelerimi özgürce ifade edebiliyorsam; bu onun sayesinde. Yurdun her köşesinde kadınların okula gitmesinin artık ne kadar doğal olduğundan. Oysa Harf Inkılabı’ndan önce kadınların okuma yazma oranı %3.67’ydi. Bir gecede cahil bırakıldık tabii… Bugün boşanırken kadın olarak “insan” yerine konulmadığınız için ancak 3 şahitle boşanmadığınızdan söz edeceğim mesela, karşınızdaki erkeğin iki dudağının arasındaki “boşol” üçlemesi kadar kolay olmadığından söz edeceğim bir şeylerin. Dünyanın her yerinde Türk kadınlarının bayrağımızı gururla dalgalandırışından söz edeceğim. Tarihçi Ayşe Afet İnan’dan, fizik mühendisi ve mucit Canan Dağdeviren’den, göğsünde Türk bayraklı formasıyla tek başına bizleri temsil eden Ayşe Begüm Onbaşı’ndan…

Dünya tarihinin ilk kadın savaş uçağı pilotu Sabiha Gökçen’den, Sultanahmet mitingi ve yazdığı romanlarla memleketi sarsmış Halide Edib’den…

Kiralık araba içerisinde hayatını kaybeden Atatürk’ün biricik kızı Ülkü Adatepe’den, Türkiye’nin ilk partisini ve dünyanın da ilk “kadınlar partisi”ni kuran Nezihe Muhittin’den söz edeceğim.

Yüz binlerce kız çocuğunu okutan, Ata’sına doğum gününden bir gün önce kavuşan Türkan Saylan’dan söz edeceğim…

Ben size bugün İstiklal Mücadelesi’nin kadın erkek demeden bir “millet” yaratışından söz edeceğim. Topyekun bir seferberlikten, vatan işgal altındayken kaçmaktan değil; mücadele etmekten söz edeceğim. Ordu yokken, kuranlardan; para yokken, bulanlardan; düşman çokken, yenenlerden söz edeceğim. Başka milletlerin boyunduruğu altında yaşamayı reddeden bir ulusun, “Ya istiklal ya ölüm” deyip, 13 yaşında toprak oluşundan… Güney’de Batı’da, Kuzey’de ve Doğu’da; yurdun dört bir yanında ismini dahi bilmediğimiz atalarımızın pencereyi açtığımızda gökyüzü güneşi esirgemesin diye gençliğinin bağrında sönüşünden… Yeni açmış çiçeklerin, yeni doğmuş bebeklerin, tüyü bitmemiş yetimlerin hakkından söz edeceğim sizlere. Bombalar patlarken, şarapneller uçarken, bu millet öldü denirken; “diriliş”inden söz edeceğim sizlere.

Ama siz gelin önce 19 Mayıs’ları, 23 Nisan’ları, 29 Ekim’leri, 30 Ağustos’ları ve 10 Kasım’ları anlayın. Gelin önce, “İzindeyiz” dediğimiz Atamızın, güneş ufuktan doğarken izinde yürüyelim yine. Gerisi gelir, gerisi inanın gelir. Baharlar da gelir, yaz da gelir. Güneşler de doğar memleketime, kara kış da biter. Gelin önce, bunların değerini anlayalım…

 

Sonsöz:

Dünya düşse peşimize, yer sarsılsa yerinden

Ne senden geçeriz, ne senin eserinden!

 

19 Mayıs Atatürk’ü Anma Gençlik ve Spor Bayramımız Kutlu Olsun!

Başkent Üniversitesi İşletme bölümü öğrencisiyim. Kendimi bildim bileli yazılar yazıyor, 2012 senesinden beri aktif blog yazarlığı ile ilgileniyorum. İyi düzeyde İngilizce, orta düzeyde Fransızca biliyor; boş zamanlarımda seyahat ediyor ve müzikle uğraşıyorum.

Bir cevap yazın

Your email address will not be published.

*