Sıradışı Bir İnternet Dergisi

Tag archive

İstanbul

Röportaj – Vera

Yaşam Tarzı Kategorisinde Tarafından

Müzik çoğu zaman melodilerden besleniyor olsa da aslında yaşanmışlıkların yansımasıdır. Devamını Oku

Eskici Şarkıları

Yaşam Tarzı Kategorisinde Tarafından

Sizinle bu yazıda 90’lar gezintisine çıkacağız sevgili Eaomag okurları. Bu yazıyı gece okumanızı öneririm. Sanki pandemi hiç olmamış ve evlere kapanmamışız gibi bir akşam İstiklal caddesinde olduğumuzu hayal edelim. Kızılkayalar’dan aldınız mı bir ıslak? Ağzınız tatlandıysa dümdüz yürümeye devam o halde. Mavi mağazasını gördüğünüzde arasından girin. Hemen orada canımız Eskici Pub’ı göreceksiniz. Orada genelde 90’lar Türkçe Pop’un unutulmaz şarkılarını duyarsınız.. Gelirseniz ben ve en yakın arkadaşımı da kesin görürsünüz..  Umarım seversiniz.

Devamını Oku

Ekran001- Dizi ve Oyuncu Markalaması

Kültür & Sanat Kategorisinde Tarafından

Yeniden Ekran001 serisinde buluşmaktayız sevgili Eaomag okuyucuları. Umarım iyisinizdir. Bu haftaki yazıda daha önce değinmediğim bir konuya değineceğim. Dizi sektörüne reklam ve tanıtım üzerine kurulmuş bir sektör diyebiliriz. Dizi ve oyunculara marka diyemeyiz fakat isimler her zaman birer marka olabilir.  İsim bir marka için her şey demektir. Nasıl kimsenin anlamadığı, duymadığı bir kelime bir isim marka olamazsa bana kalırsa oyuncular ve diziler de böyle. Neden sadece dizi diyorum çünkü genelde oyuncular oynadıkları filmlerle, tiyatro oyunları ile değil dizilerle anılırlar. Bir dizi, bir oyuncu ne kadar çok duyulursa o kadar çok markalaşır ve büyür. Nasıl ki çok tutmuş bir dizi en başta doğru pazarlamanın ve doğru yapılan bir işin (senaryo yazımı, oyunculuk, yönetmenlik,..) eseri ise tanınmış bir oyuncu da hem yeteneğin hem çalışkanlığın hem de kendini kitlesine doğru tanıtmasının sonucunda başarılı olur ve ismi marka haline gelir. Hepimizin duyduğu bir takım söylemler vardır; “O varsa izlerim!” , “O diziye kim girse izlenir!”, ” O dizi kaç sezon sürerse sürsün izlerim!” , “Bu dizide bu adam oynamalı!” gibi. Aslında hepsi seyircinin duyduğu ismi tanımasından ve o isme karşı duyduğu güven sayesinde. İşte marka olmak da böyle bir şey.

İsmin yapıtaşını oluşturduğu bu düzende tek başına isim yeterli değil tabii ki. Önemli olan diğer unsurlar ise kendini doğru tanıtabilme, hedef kitleyi iyi tanımak ve beklentilerine karşılık verebilmek. Nasıl ki markalar faaliyetleri için müşteri kitlesini ve beklentilerini doğru analiz etmeye çalışıyorsa diziler ve oyuncular da izleyicisini analiz etmeli. Fakat bazen bu analizlerden genellikle biz ne versek izlerler sonucu çıkıyor. Fakat doğru olan yalnızca beklentileri karşılamak değil, beklenenlerin üzerine çıkabilmek ve hep yeniyi bulmaya çalışmak. İzleyici veya hedef kitle bir format izliyor diye hep aynı formatta proje üretmek bir noktadan sonra işe yaramaz. Nasıl ki her marka kendini rakipleriyle rekabet edebilmek için güncelliyorsa dizi sektörü de böyle yapmalı. Bu sorun sektörün en temel sorunlarından birisi. Diğer bir sorun ise kariyer yönetememe. Bir çok oyuncu mesleğine başlarken proje seçimleri ile kendine bir imaj yaratır. Bu imaj bazen ciddiye alınır bazen de alınmaz. Genellikle kariyerini yalnızca para kazanmak için kuran ve seçim yapmadan gelen tüm teklifleri kabul eden oyuncular başarısız bir imaj oluşturur. Proje seçimlerinde titiz davranan ve kaliteli iş peşinde olan mesleğini seven oyuncular ise idealist bir imaj çizer. Bu durum seyircilerine de mutlaka yansır. Çünkü imaj, beraberinde güveni getirir. Tam da bu noktada oyuncu isimleri birer markaya dönüşür, beraberinde dizilerinin imajını da şekillendirir.

Yani anlayacağınız imaj da çok önemli kilit bir nokta sevgili okuyucu. Benim merak ettiğim ve anlamak istediğim bir nokta var oda oyuncuları doğru menajerler mi yönlendiriyor? Y ada nasıl yönlendiriliyorlar veya bazı oyuncular da hiç menajerine danışmadan teklifi kabul mu ediyor? Neden soruyorum çünkü çok ilginç kariyer yönetimlerine şahit oluyorum ve her geçen gün daha çok şaşırıp sektörü anlamaya çalışıyorum. Bir kaç oyuncu var ki yaz dizilerinden başka dizilerde göremediğimiz kimi oyuncu var düşük reytingli diziye sonradan dahil olan yada sürekli dram dizisi seçip insanları kedere boğan.. Para kazanayım derdinden bulduğu her diziye giren ve erken finali kaçınılmaz olan oyuncularımız da yok değil. Ya da ben her şeye stratejik gözle bakıyorum bilemiyorum. Fakat bakılmadığı zaman ortaya ciddiye almayan bir seyirci grubu çıkıyor, acımasız eleştiriler de cabası.. Bana diyeceksiniz ki kolay mı bu sektör.. Elbette ki değil fakat dizi ihracatında dünyada ilk sıralarda olan bir ülkede olduğumuza göre dikkat edilse güzel olur sanki.

Bana göre utanç duyulması gereken ve imajı son derece kötü etkileyen başka bir konu ise dizilerdeki cinsiyetçilik, toplumsal dayatmalar, baskı altındaki kadınlar.. Bizim gibi bir ülkenin başarılı olduğu dizilerinin böyle anılması doğru mu? Kadına şiddet uygulayan erkek karakterler, töre cinayetleri, bekaret kontrolü gibi tarifi mümkün olmayan çirkinlikteki bu konular hala işlenmeye neden devam ediliyor? Daha da önemlisi bunların yapılmasına en başta yapımcılar neden müdahil oluyor? Her yıl fuarlarda gösterilen, yurt dışı satışları sayesinde sezonlar boyu devam eden işler neden böyle konular içeriyor, neden yaratıcı değiliz? İşin kötüsü böyle projelerde oynamayı kabul eden oyuncular nelere sebep olacaklarının farkında değil.. Kitlenize böyle dizileri layık görüyorsanız orasını bilemem. Amacınız böyle konularla farkındalıksa eğer zaten çok yanlış yerdesiniz. Ama diyorsanız ki ben ismimin lekelenmesinden hoşlanıyorum bir oyuncu olarak marka değerimi düşürmek hoşuma gidiyor, diziyi de umursamıyorum ben parama bakarım, buyurun o zaman sahne sizin.. Hatırlatayım saygı alınan bir eşya değil, kazanılan bir statü..

Yazımı bitirirken bana soracak olursanız doğru dizi markalaması hikayenin izleyicisini ne kadar kazandığıdır. Yani bence en önemli unsur hikayedir. Hikaye aslında bir beklentidir. İzleyici hem kendi hayatından hem de ulaşmak isteyip ulaşamadığı hayatlardan kesitler görmek ister fakat hiç tanımadığı bilmediği hayatlar değil. Oyuncu içinse seçtiği projeler imajın büyük kısmını oluşturur. Çünkü oyunculuk zaten içinden bir karakter çıkarmak, yaratmak, kendinden katmak değil midir? Yada insanı insana insanca anlatmak? İşte bu yüzden değerleri olan, insanlığa bir şeyler katan karakterler çok kıymetli onları oynayan oyuncular ve oluşturdukları güvene dayalı imaj da. Anlatmak belki kolay ama ders vermek çok daha kıymetli ve zordur. Hele ki verilen ders toplum nezdinde yer buluyorsa.. Ama asıl mesele iyi insan olmak. Oyuncu iyi insan olmalı, empati kurabilmeli, duyguları yoğun yaşayabilmeli bize de aktarabilmeli.

Çok konuştum, elbette ki işin ehli değilim fakat bu konular hakkında konuşmayı çok seviyorum ve biliyorsunuz ki bu seri bunun için var. Hep söylerim sevgi diye. İçinden sevgi geçen, geçirilebilen her şey güzeldir. Bu her işte böyle. Sevgiyle kalmak sözü bu nedenle çok hoşuma gidiyor, hep de böyle bitirmek istiyorum yazdığım yazıları.

Dünya kalbinde sevgi barındıran insanlar hatırına döner ve sevgi yapılan her işi güzelleştirir, en güzel imaj da insan da içinde sevgi olandır. Bir sonraki yazımda görüşmek üzere!

Deniz Üstü Köpürür

Seyahat Kategorisinde Tarafından

“Dileğince Beyaz Köpüklere Saklan Güzel” de olabilirdi başlık zira mevzu bahsim beyaz köpükler…

Ve bu güzelliklere İstanbul’da sahip olmak. İstanbul’da vapura binmek, vapur sefası…

Malumunuz pandemi sebebi ile zor zamanlar geçirdik ve canım İstanbul’un keyfini süremedik çoğumuz. Ben iki kez Korona olarak bu keyfi sürmeye gayret etsem de malum şartlar çoğu zaman elverişsizdi.

Şimdi yaza kavuşmuşken ve tatile gidin ya da gitmeyin bir şekilde İstanbulul’da kalmışken en keyifli vapur sefası rotalarını sizlere sunmak istiyorum.

İstanbul… Marmara’sı ile, Boğazı ile, Haliç’i ile vapur, tekne sefası yapabileceğiniz; teknedeyken rüzgarın yüzünüzü okşayacağı, eşsiz anlar yaşayacağınız ve seyrine doyamayacağınız güzelliklerin şehri.

Benim şehrim…

Görsel Liste List’den alınmıştır.

Üç rota sunacağım şimdilik ve en güzele doğru giden bir sıralama ile yazacağım.

İlk rotam benim de muhit olarak yaşadığım Haliç güzergahı. Üsküdar-Haliç hattı olarak bilinir ve Eyüp-Üsküdar kalkışlıdır. Hangi noktadan  binerseniz binin Haliç’e geldiğinizde seyir değişir. Bu rotanın yıldızı şüphesiz Haliç. Eyüp’ten bindiğinizi varsayalım. Vapur usul usul ilerler Haliçte. Hiç yormaz adeta bir sal gibi yumuşacık seyreder. Haliç, Sütlüce, Ayvansaray, Hasköy, Fener, Kasımpaşa, Karaköy ve Üsküdar ile son bulur. Tarihi Haliçte tarihi yarımadayı izleyerek deniz üstü seyahat etmek tarifsizdir. Feshane’yi yakından izlersiniz, sonra Rahmi Koç Müzesinin bahçesini ve içini görür, denizaltına yakından bakma fırsatı yakalarsınız. Eski Yahudi yerleşkesi Hasköy’ü görür Balat’a el sallarsınız. Fener Rum Patrikhanesi ve Rum Ortadoks Lisesi tüm heybeti ile sizi karşılar. Fatih’i ve Yavuz Selim Camiini ve Fatih Camiini pek de uzaktan sayılmayacak şekilde izlersiniz. O sırada vapur Kasımpaşa’ya yaklaşır ve sol tarafınızda askeri hastane binası sizi hayran bırakır. Taksim’e aşağıdan bakarsınız, Galata ve Tepebaşı sizi selamlar. Unkapanı köprüsünün altından geçtiğinizde de Süleymaniye Camii’nin heybetine kapıldığınızda,  Topkapı Sarayı ile bakışırsınız Ayasofya’ya göz kırparken. Sonra vapur Üsküdar’a gitmek için Boğaz’a açılır… Buradan sonra malum deniz trafiği hızlanır vapur ve o dingin seyir yerini Boğaz rüzgarına ve çokça köpüğe bırakır…

Piyerloti’den Haliç ve Haliç Köprüsü Caner Cangül’den alınmıştır.

Çok sevdiğim ikinci vapur rotam Boğaz Hattıdır. Eminönü’nden binersiniz ve Sarıyer’e kadar gider ve Boğazı baştan sona seyredersiniz. Eminönü, Beşiktaş, Ortaköy, Kuzguncuk, Beylerbeyi, Çengelköy, Arnavutköy, Baltalimanı, Kanlıca, İstinye, Yeniköy, Tarabya ve Sarıyer… Bu yolculukta Boğaz Köprülerinin altından geçmek tarifsiz, tarihi yalıların dibinden geçmek paha biçilmez ve Boğazın esintisine kapılmak şüphesiz kıymeti eşsiz duygulardır. Dolmabahçe, Çırağan ve Beylerbeyi Saraylarını da seyretmek şahanedir. Yol boyunca beyaz köpükler eşlik eder size…

İstanbul Tour Studio dan alınmıştır.

Ve şimdi en sevdiğim rota: Adalar Hattı… Beyaz köpüklerin en çok olduğu yolculuk. Kabataş’tan bindiğiniz vapur Kadıköy ve Marmara açıklarından geçerek  sırasıyla Kınalıada, Burgazada, Heybeliada ve Büyükada’ya varır. Favorim Heybeliada’dır bunu başka bir yazıda detaylı anlatırım. Yaklaşık 2 saat süren deniz yolculuğu, vapur esintisi ve yol boyunca eşlik eden beyaz köpükler ile hayallere dalarsınız, şarkılar söyler ve tebessüme boğulur yüzünüz.  Her ada durağına yanaşıp-ayrılırken bıraktığınız durak daha sevimli gelir gözünüze ve vapurda olmanın mutluluğu yansır yüzünüze. Çünkü bu yolculuklar “dünyadan uzak, deryaya yakındır”.

Görsel Ecodiurnal’dan alınmıştır.

Bu yazımda çok sevdiğim üç İstanbul rotası ile sizlerle oldum ve çok sevdiğim vapur güzergahlarımı paylaştım.

Beyaz köpükler yoldaşınız olsun…

Bonkis : Menemen değil Avokado!

Kültür & Sanat Kategorisinde Tarafından

Selam sevgili EAO MAG okurları! Sizlere tatlı bir kafeden, pardon diziden bahsedeceğim bugün. Öncelikle bir dizi olduğu konusunda anlaşalım. Ama kafe de aynı zamanda. Neyse siz Blu Tv’yi açın ve karar verin bence! 🙂 Ama mutlaka açın, öyle böyle değil çok tatlı. Üstelik Deniz Tezuysal, Vildan Atasever, Sergen Deveci, Öykü Naz Altay, Burak Sevinç ve Lale Mansur gibi isimler de var!

Devamını Oku

BEYOĞLU 2

Seyahat Kategorisinde Tarafından

Beyoğlu sevgimizi kimse sorgulamasın! Tarzı atarlı bir giriş ile selamlıyorum sizleri. Tabi kinaye ve komikli de. Yoksa ne ben sizlere atar yapabilirim ne de kimse kimsenin sevgisini sorgulamaz. Hem neden sorgulasın ki…  Devamını Oku

BEYOĞLU…

Yaşam Tarzı Kategorisinde Tarafından

Bu hafta sizlere yine benim penceremden izlenen en önemli manzaralardan bahsedeceğim. Beyoğlu’ndan…

Taksim’den değil ama! Beyoğlu’ndan…

Devamını Oku

ALATURKA

Kültür & Sanat Kategorisinde Tarafından

Daha başlığı duyar duymaz aklınıza darbuka gelmesin. Ya da kişisel ihtiyaçlarımızın en önemli son noktasının dışa vurulduğu ve uğurlandığı bir oda da gelmesin. Kimi zaman aşağılanan, kimi zaman da yüceltilen bir olgu gelebilir ama o da değil. Ya da bir giyim kuşam tarzının adı da gelebilir ama yine de onun gelmemesini isterim. Hani şu yüzü ekşite ekşite “ …bi Alaturkalık var sen de kuzum” cümlesine sebep. Aman Allah, evlerden ırak… Devamını Oku

Tamirci Çırağı: Cem Karaca

Kültür & Sanat Kategorisinde Tarafından

O sanat camiasında doğan sanatın içinden gelen ve topluma doğru yüzünü dönen bir güneş. Asıl adı Muhtar Cem Karaca olan Cem Karaca tiyatrocu annesi Ermeni kökenli Hristiyan Toto Karaca ve babası Azeri Türkü kökenli alevi Mehmet Karaca’nın tek evladı.

Devamını Oku

Ah İstanbul

Yaşam Tarzı Kategorisinde Tarafından

Rivayetlerle dolu, medeniyetlerin doğduğu, sanatın baş karakterlerinden “Ah İstanbul”. Onun her köşesi ne çok şey anlatır. Şehre kendini bıraktın mı içine alıverir,  büyüsüyle seni bilmediğin bir yanınla tanıştırır.

Devamını Oku

Git Yukarı