Gece
Gündüz

2 Günde Berlin

29 August 2019
yazdı
5 dk'lık okuma
Processed with VSCO with c1 preset

Herkese merhabalar🤗 Yaptığım uzunca bir Avrupa turundan sonra yeniden karşınızdayım. İlk Avrupa deneyimim olan bu gezimden, sizlere gördüğüm tüm ülkeleri sırasıyla aktaracağım. İlk olarakta sizlere gezime başladığım ilk yer olan Berlin’den bahsetmek istiyorum.

Öncelik olarak arkadaşlar Berlin biletimi yaklaşık bir ay önceden aldım ve 420 tl gibi uygun bir fiyatla uçtum. Tarihinizi önceden ayarlayarak sizler de uyguna getirebilirsiniz. Berlin’e kaç gün ayırmalıyız diye soracak olursanız da ben iki gün ayırdım. Ama her yanının müzelerle dolu olduğu bir gerçek ve böyle bir sanat şehrinin iki günde hakkını vermek kesinlikle mümkün değil. Peki ben bu iki günde neler yaptım gelin o zaman hep birlikte inceleyelim.

Öncelikle ulaşım için gezdiğim tüm yerlere metro kullandım. Ve bu sayede rahatlıkla görmek istediğim her yere ulaşabildim. Bunun için de istasyonlardan temin ettiğim yukarıdaki resimdeki ulaşım ağı haritalarını kullandım. Şehirde dolaşırken mutlaka yanınızda bu ulaşım ağı haritalarından bulundurmanızı öneririm. Kesinlikle çok kolaylık sağladığını göreceksiniz.

Ayrıca metroya binmek için, 7.70 euroya resimde gördüğünüz tüm gün sınırsız kullanılabilen biletlerden aldım. Bu şekilde istediğim tüm metrolara rahatlıkla binebildim. Ayrıca Avrupa’da, ülkemizdeki gibi turnike olayı olmadığı için metro vb. araçlara kaçak olarak binebiliyorsunuz fakat arada bir yapılan kontrole yakalandığınızda 50 € gibi bir cezaya maruz kalabilirsiniz. Bu yüzden sizlere tavsiyem benim gibi Tageskarte bileti alarak hem daha ucuza hem de daha rahat bir şekilde gezmeniz.

1-Berliner Dom

Benim ilk durağım önceden resimlerden hep gördüğüm ve hep de görmek istediğim, Berlin’in en önemli dini figürleri arasında yer alan Berlin Katedrali oluyor. Bu katedral bir protestan kilisesi ve aynı zamanda şu an müze olarak hizmet veriyor. 1905 yılında inşa edilen bu katedral sıradışı mimarisiyle kesinlikle görülmeye değer diyebilirim. Hatta Berlin’e gittiğinizde ilk tercihiniz bile olabilir. Buraya gittiğinizde şehrin pek çok yerinden görülebilen 368 metrelik Berliner Fernsehternum (Berlin TV Kulesini) de yakından görebilirsiniz. 

2-Alexanderplatz

Berlin Katedrali’nden sonra ikinci durağımız Berlin merkezde bulunan Alexanderplatz oluyor. İsmini Rus İmparatoru I. Aleksander’dan alan meydan, içerisinde ayrıca dünya saati ile Dostluk Çeşmesi’ni barındırıyor. Alexanderplatz şehrin merkezi konumunda olduğu için gittiğinizde sürekli hareket halinde yürüyen insanları göreceksiniz. Hatta aralarda sık sık Türkçe konuşan insanlarla karşılaşıp garipseyebilirsiniz. Daha sonrasında ise Türklerin şehirde sayıca fazla bulunduğunu anlayıp bu durumu gayet normal karşılayacaksınız. Ayrıca Alexanderplatz’a gittiğinizde yapacak çok seçenek bulacaksınız. Gezilecek çok fazla yeri var. Alışveriş ve eğlence merkezlerinden yürüyebilir, bol bol fotoğraflar çekebilir hatta tv kulesini arkanıza alıp güzel bir selfie bile yapabilirsiniz.

3-Museumsinsel

Her müzenin birbirine yakın ve bir arada olduğu Müzeler Adası, Berlin Katedrali’nin hemen yanında ve Spree Nehri’nin üzerinde bulunuyor. Tamı tamına 1 km’lik alana sahip olan bu ada tarih ve sanat sevenler için içerisinde 5 müze bulunduruyor. İçlerinden en dikkat çekenin ise Pergamon Müzesi olduğunu diyebilirim. Bütün gününüzü kolayca geçirebileceğiniz bu ada kesinlikle gezilip görülmeye değer. Hatta Berlin’de bir gününüzü sadece bu müzeleri gezmek için bile ayırabilirsiniz.

4-Brandenburger Tor

Berlin’de bir diğer durağımız hepimizin en az bir kere de olsa adını duyduğu ya da resmini gördüğü Brandenburg Kapısı oluyor. Noeklasik mimari tarzının seçkin bir örneği olan Brendenburg Kapısı Almanya’nın yeniden birleşmesinin sembollerinden birisi olarak karşımıza çıkıyor. Birleştikten sonra ise tamamen çevresi değiştirilmiş , batıdan doğuya çevrilmiş, heykeliyle Berlin’in simgesi konumuna gelmiştir. Ayrıca her yıl düzenlenen yeni yıl kutlamaları da burada yapılıyormuş.

5-Marienkirche

Diğer adıyla Azize Meryem Kilisesi veya Meryem Ana Kilisesi, Alexanderplatz’ın hemen yakınlarında bulunuyor. Yapım tarihi ise tam bilinmemekle birlikte, Alman kayıtlarında ilk olarak 1292 yılında ismine rastlanan bir ibadet merkezi olduğu biliniyor. Bu bilgiye bakıldığında burası için Berlin’in en eski kiliselerinden birisi diyebiliriz. Kilise Gotik mimari tarzında inşa edilmiş ve etkileyici kırmızı tavanı ile görülmeye değer diyebilirim.

6-Holocaust-Mahnmal

Berlin’e gittiğinizde şehrin acı dolu tarihini anlayabilmek için Katledilen Avrupalı Yahudiler Anıtını ziyaret edebilirsiniz. Brandenburg Kapısı’na doğru ilerlerken bu anıtla karşılaşıp başta bizim gibi ne olduğunu anlamlandırmaya çalışabilirsiniz. Fakat öğrendiğinizde şehre daha tarih dolu bakıyor olacaksınız. Anıt, Berlin’in göbeğinde 1900 m2’lik bir alanda, çeşitli yüksekliklerde 2711 beton bloktan oluşmaktadır. Bu dev anıtın yapılma amacı da soykırımın insanların hafızalarından silinmemesi olduğu biliniyor.

7-Tiergarten

Almanya’nın en büyük kentsel bahçeleri arasında yer alan Tiergarten, Berlin’in en meşhur şehir parkı olarak karşımıza çıkıyor. 210 hektarlık alanı kapsayan bu park şehrin yerel akciğeri olarak nitelendiriliyormuş. Ayrıca içerisinde Almanya’nın en eski hayvanat bahçesi ve dünyanın en fazla sayıda canlı türüne sahip bahçesi olarak bilinen Zoologischer Garten’ı barındırıyor. Vakit kısıtından dolayı ben bu seferlik sadece bu parkların önünden geçmiş oldum ama bir gün kesinlikle ziyaret etmek için tekrar geleceğim.

8-East Side Gallery

Utanç duvarı olarak da bilinen Berlin duvarı, 1961 – 1989 yılları arasında Doğu Almanya ile Batı Almanya arasında yer alan, Doğu Almanya vatandaşlarının Batı Almanya’ya göç ve kaçışlarını engellemek amacıyla inşa ettirilmiş. Berlin Duvarı’nın üzerinde yüzden fazla grafik çalışması yapılmış ve 1.3 km’lik bölümü dünyanın dört bir yanından gelen sanatçıların yapmış olduğu 105 resimlerden oluşuyor. Alman Hükümeti farklı sanatçılardan duvar üzerine sanat yapmalarını istemiş ve ortaya harikulade resimler çıkmış. Ben de çoğunu resimleyerek sizlere anlatmak istedim. Aralarından en çok ilgimi çekenleri ve sevdiklerimi de aşağıya bırakarak yazımı burada noktalamak istiyorum.

 

 

 

 

Hatice Çopur

8 Temmuz 1996 ,Tarsus doğumluyum. Celal Bayar Üniversitesinde öğrenciyim.Doğayı ve doğanın bize sunduğu güzellikleri görüp, keşfetme arzumdan ve bu güzellikleri sizlerle paylaşma isteğimden dolayı seyahat yazarlığı yapmaktayım.

Yorum Yap

Your email address will not be published.

İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR