Sıradışı Bir İnternet Dergisi

Tag archive

aşk

Kendi Dilimde Kavramlar : Aşk

Yaşam Tarzı Kategorisinde Tarafından

       Bir varmış bir yokmuş , uçsuz bucaksız bir diyar varmış ; göğsünde uyumuşum..

Annemin küçükken anlattığı o uçsuz bucaksız diyarı 19 yaşında yanımda uyutacağımı bilseydim muhtemelen çok daha farklı hissederdim dinlerken. Bunu nefes alış verişlerini takip ederken fark ettim , bu his tam olarak deniz kenarında meltemler suratınızı okşuyormuş da bir yandan dalgaların küçük damlaları yüzünüze bulaşıyormuş gibi.. Her sabah bir pencere açılıyor tepeleri ağaçlarla dolu iki heybetli dağ tam karşımda , sanki o dağın altındaki fay benim kalbimden geçiyor.

Eskilere göre “leb değmemeliymiş ama eğer ben “leb” olsam yine de değerdim çünkü “değer”di.

Yastığımı ,omzumu mis kokulu bir sarmaşık kaplar ve sonra bir müjgan ki yaydan fırlayan oklar gibi tam on ikiden vuruyor. Uzun , beyaz ,antik kokulu bir tünel ve sonrasında bembeyaz çarşaf misali bir deniz.  Üzerinde yer yer siyah nilüferler ; yer yer ise benim dünyamın “Mariana” çukurları. Öpünce , dokununca bir girdap yaratır içine çeker beni.  Tersinde ise bembeyaz bir sayfa küçük mürekkep izleri , bu sayfa benim en güzel şiirlerimin tuvali.  Denizin kıyısında volkanik bir dağ , yıllardır patlamayı beklemiş doğru zamanda.  Baştan başa bir yapıt , putperest olunsa tapılacak cinsten. Özenle yapılmış bir heykel , yıllarca sürmüş bir tablo..  Hayatımın en güzel köşesinin bulamam sandığım nadir parçası gökten göğsüme düştü , ilk cemrenin toprağa düşüşü gibi bereket dolu.

Ben hayatımın en “ikbal” yerindeyim. Belki bir uçurum kenarı ama deniz manzarası beni büyülemiş gibi.

Bir varmış bir yokmuş , uçsuz bucaksız bir diyar varmış ; göğsünde uyumuşum..

İlhan Berk’in bir şiiri ile veda ediyorum.

“Ne zaman seni düşünsem

Bir ceylan su içmeye iner
Çayırları büyürken görürüm.

Her akşam seninle
Yeşil bir zeytin tanesi
Bir parça mavi deniz
Alır beni.

Seni düşündükçe
Gül dikiyorum elimin değdiği yere
Atlara su veriyorum
Daha bir seviyorum dağları."
1.görsel , 2.görsel , 3.görsel

NE ARIYORSUNUZ? (Cevaplar)

Yaşam Tarzı Kategorisinde Tarafından

NE ARIYORSUN? (Cevaplar)

İnsanlar, farkında olmadan ömürleri boyunca çeşitli cevapların yolunda koşarlar. Peki, siz hangi cevapları arıyorsun?

1-Hayatı boyunca paranın yolunda koşanlardan mısınız?

Siz parayı, her kapıyı açan bir anahtar olarak görüyorsunuz demektir. Ama öyle değil maalesef, para yolunda yürüseniz, sizin gibi o yolda yürümekte olan insanlara rastlayabilirsiniz. O insanlara yanaşın sizi yücelteceklerdir, tabi ki menfaatleri doğrultusunda. Paranıza para katacaksınız. Ama sizin yolunuzu bir cevabı yoktur, çünkü; yolu para olanaklar asla iflah olmazlar. Her zaman daha fazlasını isteyerek, büyümeyi hedeflerler. Siz büyüdükçe de yolunuz giderek uzayacaktır. Çünkü paranın bir sonu yoktur. Parayı seven insan için bir son yoktur ki, her zaman yürüyen belki koşan insanlardır. Siz o yolda koşsanız, uçsanız veya yüzseniz de o yol bitmeyecek. Yolunuzun bittiği tek yer pişmanlık havuzu olan mezarınız olacaktır,  Oraya da zaten bildiğiniz üzere paranızı almıyorlar.  Cevabınıza gelecek olursak, sizin için tek cevap “para” en güzel ev, araba veya kızlar. Sizin cevabınız bunlardan farklı değil. Stres dolu bir yaşam, yoğun geçen günler, başınızı bile kaşıyacak vaktinizin olmaması, yapay insanlar, para gücü sayesinde kurulmuş yapay, çıkarcı ve  menfaatçi insanlar. Yolunuzda size eşlik edecekler. Şimdiden o yolda size başarılar diliyorum. Umarım doyumsuz gözünüz bir gün doyar ve mutluluğun yolunu tutarasınız belki o zaman zengin olursunuz.

“Zenginliği bu kadar büyütmeyin lütfen! Hayatınızı bir kâğıt parçası veya bankadaki sayılar için ziyan etmeyin. Mutlu,  gülümsemeyi bilen bir insan, zaten dünyadaki en mutlu insandır. Mutluluk parayla bile satın alınamayan bir gerçektir.”

Dilerim herkes bir gün zengin ve ünlü olur. Hayalini kurduğu her şeye kavuşur; belki aranılan asıl cevabın bu olmadığını anlar.

Jim Carrey

2-Özgürlüğün cevabını arayanlardan mısınız?

“Özgürlük” Kulağa ne kadar hoş geliyor değil mi? Ama özgürlüğü yolu hiç kolay değildir. Lakin ulaşılmazda değildir. Kimi, özgürlüğün cevabını arayan insanlar. O yolu bile görmemiştir. Kâinatta ulaşılması, bitirmesi en zor yoldur. O yola çıkmak, o yolda bir adım bile atmak, birçok insanın hayalidir. Ama nerdeyse kimse, o yolda yürümeye cesaret edemez. Bir kere sağlam bir kararlılığınız olmalı ya da çelikten bir sabrınız. Sabırsız insan özgür değil, anca günümüzde köle oluyor. Kimileri de özgürlüğü, bir adım atmakla oldu sanıyor, yanılıyorlar. Evet, adım atmış olabilirsiniz fakat siz sadece cesaretli olduğunuzu ispatladınız. Sabır testine maruz kalmadan, yıllarca özgürlük için beklemeden, özgür bir “birey” sayılmazsınız. Özgürlüğün yolu dikenli tellerle, derin çukurlarla doludur. Her yanında bu yolculuğun izini taşımak zorundasınız ki, özgür olabilesiniz. Kimilerinin özgürlüğü dik yamaçların tepesi, Everest’in zirvesidir. Kimilerinin ise dünyanın merkezidir. Özgürlük yolu, tek kalıpta olmayan, yolu asla hiçbir yolla çakışmayan bir yoldur. Önce kendi yolunu hayallerinde çizecek, bütün engelleri kendin koyacaksınız. Hatta yolu ezbere bileceksin ki, o yol sizin yolunuz olsun. Hayatınız buyunca, başka bir insanın, özgür olması için mi çalışmak istiyorsun. (Onun yolunda yürümek istiyorsanız saygı duyarım.) ama dediğim gibi, “onun” yolu, sizin değil. Kendi yolunuzda yürümek, gerekiyorsa savaşmak istiyor musun? Bunun cevabı sizin içinizde, cesaretinizin arkasında gizli. Sonunda çok mutlu olacağınız nadir yollar vardır. “Özgürlük” bundan birisidir. İster kendi yolunuzla gökyüzünü boyayın, isterseniz deryanın içine saklayın. Nasıl, isterseniz öyle yapın. Ama “yapın” o yolu düşünmeniz, tasarlamanızın bile sizi nasıl mutlu ettiğini anlayacaksın. O yolu istemediğiniz nedenler, hayatınızın önünüze çıkardığı zorluklar ya da düşünecek daha öncelikli konularınız olabilir. Fakat o yolu düşünmek size hiçbir şey kaybettirmez ki. Tersine size farkında bile olmadan bir şeyler öğretir. Size ne istediğinizi gösterir. Hayatınıza anlam kazandırabilir. O yol sadece sizin için değil etrafınızda, sizinle beraber yaşamak zorunda olan insanlar içinde bir “umut ışığı “olabilir.

Cesaretinizi toplayın, kararlı ve sabırlı olduğunuzu düşündüğünüz ilk anda adım atmaktan korkmayın. Emin olun aradığınız sorunun cevabını bu yolun sonunda bulacaksınız. Çok zorlanacak, yaşadığın hayatınız bambaşka olacaktır. Ama o yeni hayat başkasının değil, sizin hayatınız olacaktır.

Özgürlük için gökyüzünü satın almanıza gerek yok. Ruhunuzu satmayın yeter.  

 Nelson Mandela

3.Ya da “Sevda” yolunda cevap arayanlardan mısınız?

Eğer aradığınız cevap, “Sevgi” ya da “Aşk”  ise yalnız değilsiniz. Milyarlarca yaşayan ya da göç eden insanlar ile aynı yoldasınız. O yolda ilerlemek istiyorsanız, önce o yolda kimleri göreceğinizden bahsedeyim.

Yolun en başında, bir başlarına bekleyenlere rastlayacaksın. Adım atmaya cesareti olmayan bir ömür bir başlarına orda beklemeye mahkûm olan insanlardır. Az devam edersen, yoldan çıkanların geride bıraktıkları izlere rastlayacaksın. Sakın korkma, sevgi birçok insanı kötü evrimleştirmesiyle bilinir. Sevgisizliği kabul edemeyen bu insanlar. Dünyada ki sevginin ve kendi sevgisinin kurbanı olur. Ve sonuç olarak yok eder veya yok olur. (Bu insanlar dünyada ki en aciz insanlardır. Sevdiğinin mutluluğu ile mutlu olması bilmeyen, kendi mutluluğu için sevgisini öldüren bir yaratıktır.) bu aciz insanlardan “dersinizi” aldıktan sonra korkmadan ve onlar gibi olmayacağınıza inanarak yolunuza devam edeceksiniz. İleride yolu biten, köşede bir umut ilerisi vardır, diye bekleyen çaresiz insanları göreceksiniz. (Yoldan çıkanlar acizliği seçmişken. Bu insanlar onun mutluluğunu seçmiştir.) bu arada, burada yerlere sıkı başlamalısınız. Bu yolu, birçok kalbin gözyaşları suladı. Belki sizinki de sulayacak ya da sulamıştır. Bilemeyiz. Neyse o insanları bir başlarına bırak. Onlar orda siz farkında olmasanız da mutludurlar. Biz yolumuza devam edelim. Az daha ilerlersek. Önünde sizin gibi hala yolu olan insanlara rastlayacaksınız. Burada çok dikkatli olmanızı, iyi gözlem yapmanızı istiyorum. Eğer, şanslıysanız bu yolda yan yana yürüyen iki kalbe denk gelebilirsiniz. İşte o insanlar, sevgi yolunda cevaba en yakın olan insanlardır. Sadece saf, şeffaf ve karşılıklı sevgi taşıyan iki kalp. Cevaba çok yakın olabilir. Ya da yolun, iki kenarında sırtlarını birbirlerine dönmüş. Bekleyen iki kalbide görebilirsiniz. Onlar yollarını kaybetmiş. İki seven kalptir. Sakın merak etmeyin, seven iki kalp, ölümde de olsa elbet kavuşurlar. Siz devam edin yolunuza, işte o zaman bu yolda göçüp gidenlerin, mezarlarını görebilirsiniz. Burada dikkat ederseniz. Göreceksiniz ki birçok mezar yalnızdır. Ama kimi mezarlar vardır ki. Mezarın üstü güllük gülistanlıktır. Ve her zaman o mezarların başında bekleyen.  Gözyaşları ile o mezarları sulayan kalpler göreceksiniz. Burada en zor yol onlarındır. Aradıkları cevap, ayaklarının altındadır. Ama bir mezarda saklıdır. Ne yapacağını, nereye gideceğini bilmeden oradan bir yere kıpırdamazlar. Görüyorsunuz değil mi? Ne kadar zorlu bir yol. Siz ilerlemeye devam edecek kendi cevabınızı arayacaksınız. Bunları sizi neden anlattım diye sorarsanız eğer, bu anlattığım kalplerden bir tanesi bir gün siz olacaksınız. Ama yine de bilemem ben sadece yolu biliyorum. Ve onu anlatıyorum. Yolun sonundaki cevabı nasıl bulursunuz o sizin bileceğiniz bir konu.

Fakat bana göre, en zor cevap bu yolda gizlidir. Bu yol öğle bir yoldur ki. Kimi türküler sen için yazılır. Kimi sözler bu yolda seni yansıtır. Fakat sen bile bunun farkında olmazsın. Sen bu yoldan ne öğrendin diye sorarsanız. Ben; kalbe düşen bir parça sevda ateşinin, asla sönmeyeceğini öğrendim. Yanmak bazı insanların kaderinde vardır. Önemli olan o ateşle mutlu olabilmektir. Yolunuz açık olsun…

Aşk, öyle engin bir denizdir ki, ne başlangıcı ne de sonu vardır.

 Mevlana

4.En son olarak “her şeyde” bir cevap arayanlardan mısınız?

“Her şeyde” bir anlam arıyorsanız. Siz tek bir yolun değil, birçok yolun yolcususunuz. Bütün yollar da, ayak izleriniz duruyor olabilir. Fakat bilmeniz gereken tek şey, sizin aradığınız soruların cevabı “yok” çünkü siz o yollarsa cevap değil yolları öğrenmek istiyorsunuz. Sizin aradığınız, ne özgürlük nede zenginlik. Siz kaybolmak, olduğunuz yeri bilmeden sadece bilmediğiniz yerleri, yolları öğrenmek istiyorsunuz. Siz Hayatınızın bir cevabını arıyorsunuz. Ve sizin garip yanınız, bunları yaparken ne yaptığınızın farkında olmanız. Yollarda kayboluyor, yalnız kalıyor ya da acı çekiyorsanız. Bunları isteyerek bile bile kendinize yapıyor olmanız. Ve bunları yaparken, öylesine mutlu oluyorsunuz ki. O mutluluk sizin zenginliğiniz oluyor. Para da anlam aramıyor. Mutluluğunuzun zenginliğiniz olduğunuzu biliyorsunuz. Ve hayatınızı ona göre yaşıyorsunuz. Ne merak ediyorsanız, öğreniyor. Canınız ne isterse onu yapıyorsunuz. Gerçekte dursanız bile hayalinizde o yolların birinde yürüyorsunuz. Cevap aramaksızın. Öylesine o yollarda dolaşıyor. Yollardaki insanları gözlemliyorsunuz. Empati yapmayı biliyor. Onların acılarına ortak yüklerine omuz oluyorsunuz.

Bu insanlar, bizim beyaz dediğimize, siyah diyen insanlardır. Beyaz arkasındaki siyahlığı görebilen. Bizim önden baktığımız her yere. Arkadan bakınmasını bilen insanlardır. Bardağın boş tarafını değil de her zaman dolu tarafını değerlendiren insanlardır.

Bu insanlara ilerlediğimiz yollarda sık sık rastlarız. Aslında onlar farkında olmadan, her yolda rehberlik eden insanlardır. Size cesaret veren omzumuzdaki yükleri omuzlayan. Bir kelimesi ile bir ton ağırlığı indiren insanlardır. Ama biz o insanların değerlerini yolun sonuna yaklaştığımızda anlarız.

Cevap aramaktan çok cevapların kendisi olan insanlardır. Eğer bir gün, bu insanlara denk gelecek olursanız. İki kelam etmekten geri durmayınız. O zaman belki yolunuzu anlar ona göre ilerlerseniz. Ya da öyle bir bakarsınız ki yolunuza görülmeyen, gidilmeyen yollar görmeye başlar, sizde onlar gibi o yollarda kaybolursunuz. Zaten bunların farkında olmadan yürüteceksiniz. Eğer aklınız istiyorsa bütün yollar sizin için everilecek bambaşka bir hayata geçeceksiniz.

Yollarında birisinde sizinle denk gelmek üzere umarım hepiniz aradığınız cevapları bulur. Sonunda mutluluğa kavuşursunuz.

“Ne kadar bilirsen bil, söylediklerin Karşındakinin anladığı kadardır”

Mevlana

 

kapak resmi

1.Görsel

2.Görsel

3.Görsel

4.Görsel

 

 

 

 

 

Röportaj – Vera

Yaşam Tarzı Kategorisinde Tarafından

Müzik çoğu zaman melodilerden besleniyor olsa da aslında yaşanmışlıkların yansımasıdır. Devamını Oku

Eskici Şarkıları

Yaşam Tarzı Kategorisinde Tarafından

Sizinle bu yazıda 90’lar gezintisine çıkacağız sevgili Eaomag okurları. Bu yazıyı gece okumanızı öneririm. Sanki pandemi hiç olmamış ve evlere kapanmamışız gibi bir akşam İstiklal caddesinde olduğumuzu hayal edelim. Kızılkayalar’dan aldınız mı bir ıslak? Ağzınız tatlandıysa dümdüz yürümeye devam o halde. Mavi mağazasını gördüğünüzde arasından girin. Hemen orada canımız Eskici Pub’ı göreceksiniz. Orada genelde 90’lar Türkçe Pop’un unutulmaz şarkılarını duyarsınız.. Gelirseniz ben ve en yakın arkadaşımı da kesin görürsünüz..  Umarım seversiniz.

Devamını Oku

Vertigo

Kültür & Sanat Kategorisinde Tarafından

vertigo; sizin veya gördüklerinizin döndüğünü hissetmenize yol açan bir histir. Sıklıkla bulantı, kusma ve denge kaybı bu duruma eşlik edebilir. Genellikle baş dönmesi olarak adlandırılmaktadır.

Hayal kırıklıkları, bunalımlar, sanrılar ve travmalar üzerine bir film Vertigo. Merkezine emekli bir polisin görev arkadaşının kendisini kurtarmak için yüksekten düşerek ölümüne tanık olmasının ardından baş gösteren yükseklik korkusu problemini alır. Hitchcock, hikayeyi sinemasının benzersiz alametifarikalarından olan gizem unsuru ile öyle titiz donatır ki Vertigo, 21. yüzyılda bile izleyicisini her açıdan tatmin etmeyi başarır. Senaryodaki zekanın yanı sıra, film unutulmaz bir görsel deneyim yaşatır. Özellikle yeşil, turuncu, kırmızı, mor renklerinin bol keseden kullanımı ve özenilmiş sinematografisi, insana sinemayı neden sevdiğini hatırlatır. Halüsinatif baş dönmesi, yani vertigo, sekanslarındaki renk geçişleri özgünlüğü ile beraber 2001: A Space Odyssey gibi filmlere de iyi bir ilham kaynağı olmuştur.

John Ferguson, eski bir arkadaşının eşi olan Madeleine’i takip etmekle görevlendirilir. Kendisine anlatılan hikayeye göre Madeleine, büyük büyük anneannesi Carlotta Valdes’in ruhu tarafından kontrol edilmekte ve eşini korkutan davranışlar sergilemektedir. Dedektifin takibi boyunca Madeleine, hikayeyi doğrulayacak hareketler yapar. İntihar etmeye kalkışır, gizemli bir şekilde ortadan kaybolur, Carlotta’nın tablosuyla saatlerce bakışır. Bütün bunlar yaşanırken arkadaşı John ile, Hitchcock da seyircisiyle acımasızca alay etmektedir aslında. John Ferguson, yalnızca ustaca planlanmış bir cinayete atanmış çaresiz tanıktan ibarettir. Madeleine, günler boyu takip edildiğinin bilinciyle adamı intihara meyilli olduğuna ikna etmiş, dedektifin yükseklik korkusunu kullanarak sahte bir intihar ve gerçek bir cinayete suç ortaklığı etmiştir. Talihsiz John bu da yetmezmiş gibi Madeleine’e aşık olur ve yükseklik korkusu yüzünden bir ölüme engel olamamanın utancının yanına, sevdiği kadının intiharına tanık olmanın buhranı eklenir. Ferguson’un doktorunun vertigo hakkında dediği gibi “Bu tarz travmatik hastalıkları yenebilmek için genelde bir travma daha yaşamak gereklidir.” John, Madeleine’in sözde intihar ettiği kuleye çıkamayarak vertigo ile verdiği ilk mücadelede başarısız olur. Ancak ikinci bir şansı olacaktır.

Gördüğü tüm sarışın, gri takım elbiseli kadınları Madeleine sanmakta olan John, tam anlamıyla bir bunalım dönemindedir. Ta ki bir gün sokakta tıpatıp Madeleine’e benzeyen o kadına rastlayana kadar. Ferguson, sokakta gördüğü bu kadına değil, Madeleine’e olan benzerliğine ilgi duymuştur. Onu Madeleine gibi giydirmeye çalışır, saçlarını ve makyajını düzelterek onu yeniden yaşatmak ister. Kadın da dedektifi sevmektedir ama olduğu gibi kabul edilmemekten rahatsızdır. Ferguson’un bu çabalarının ardındaki şey sade bir aşk değildir oysa. Adamın Madeleine ile bitmemiş bir hesabı vardır. Bunalımını yok etmenin ve travmasının üstesinden gelmenin tek yolu onu geri getirmektir. Kadın istenen her şeyi yerine getirdiğinde Madeleine’e benzeyen başka bir kadın değil, Madeleine olmuştur. John Ferguson, intiharına tanık olduğu kadını tekrar karşısında gördüğünde dili tutulur. Saniyelerce tutkuyla öpüşürler. Adamın bitmeyen kabusları bir nebze de olsa son bulacaktır artık. Ta ki kadın, Madeleine’e, aslında Carlotta’ya, ait olan bir kolyeyi tekrar ortaya çıkarana kadar. Her şeyin mantıklı bir açıklaması vardır. “Bir cinayetin hatırasını asla saklamamalısın.” John Ferguson, kadının Madeleine’e olan mucizevi benzerliğini ve Carlotta Valdes hikayesini mantığa oturtabilmenin rahatlığını yaşar. Ne var ki daha hiçbir şey bitmemiştir. Şimdi Vertigo ile yüzleşme zamanıdır.
John, Madeleine’i zorla sözde intiharın yaşandığı kuleye götürür ve beraber en tepeye kadar çıkarlar. Ferguson başarmıştır, yükseklikten ölümüne korkmasına rağmen cinayet mahalline ulaşmayı başarır. Merdivenlerde kadından bu titiz cinayetin tüm detaylarını öğrenir, hesap sorar. Nihayet yukarıda baş başa kaldıklarında kapıdan bir rahibe girmekteyken kadın korku, utanç ve panikle daha önceden intihar ettiği kuleden tekrar atlar. John Ferguson bir ölüme daha, bu sefer gerçekten, tanık olur. Böylece korkusunu atlatmasına vesile olacak ikinci travmayı yaşamıştır. Sonunda, ne kadar yüksek olursa olsun, aşağı atlayan kadının arkasından ürpermeden bakmayı başarır.
Vertigo, başından sonuna kadar eski bir dedektifin travmatik yükseklik korkusunu atlatma hikayesidir. Alfred Hitchcock 1958 yılında seyirciye “plot twist” kavramının benzersiz örneklerinden birini sunar. Film boyu izleyici  tamamıyla metafizik bir sonuca odaklanır. Carlotta Valdes’in ruhunun hikayeyle olan bağlantısı her ne kadar mantıksız gelse de yaşananların gerçekten de başka bir açıklaması yok gibidir. Madeleine’e tıpatıp benzeyen bir başka kadının ortaya çıkması, yani ölmüş olan birinin sokakta görülmesi, bu metafizik varsayımlarını iyice güçlendirir, kadının sonradan yırtıp attığı mektubunda her şeyi itiraf edişine kadar. Hitchcock, seyircinin dikkatini bir sonuca yoğunlaştırmış, ardından hikayeyi tepetaklak edip her şeyi mantıksal zemine oturtmuştur. Seyircinin gerçekleri John Ferguson’dan önce öğrenmesi, adamın iç burkan çabalarını ve çaresizliğini daha yoğun kılar. Yönetmen izleyenin duygularını bu şekilde istediği kıvama getirir. Vertigo şüphesiz Hitchcock ismini sinemanın unutulmaz ustaları arasına yazan filmdir. Hiçbir şeyin göründüğü gibi olmadığı, tutkulu ve takıntılı, unutulmaz bir hikaye.

Ekran001-Gündem Notları

Kültür & Sanat Kategorisinde Tarafından

Uzun bir aradan sonra Ekran001 serisinde yine birlikteyiz sevgili EAOMAG okurları. Gündeme dair konularım birikir birikmez hemen oturdum başına.. Bilmeyenler varsa diye bu köşede ekrana dair olup biten ne varsa hep beraber konuşuyoruz.. Bakalım bu hafta neler konuşacağız..

Malum yaz geldi. Haliyle televizyon ekranlarında yaz dizileri sezonu açılmış oldu. Buraya arkadaşlarımla kumsalda çektirdiğimiz fotoğrafı bıraktım bu vesileyle.. Çünkü yaz demek benim için arkadaşlık dostluk kardeşlik demek. Çünkü yaz geldiğinde hep en eski dostlarımı görürüm. Fakat televizyon ekranı pek öyle değil. Nerede o eski yaz akşamları.. Bu yaz da hep holding, entrika efendim bir takım şapşal asistan klişesi dozu alacağız belli. Ara sıcak olarak da üzerine  zengin kız fakir oğlan ektik mi oldu mu size yaz dizisi.. Peki ne zaman değişir bu devir.. Ne zaman eski dostlar bir araya gelmiş temalı dostluk ve arkadaşlık içeren entrikanın e si olmayan bir iş izleyeceğiz? Yaz demek samimiyet, sıcaklık değil midir mesela? Ben bunu projelerde arıyorum ama o terkedilmiş ve üzerinde de oynanmayan yapaylığı görünce üzülüyorum..

Bir başka can sıkıntım mafya dizileri.. Sürekli insanlar birbirlerini vuruyor, insanlar kaçırılıyor, şiddetin bini bin para.. Bir kere olur iki kere olur sürekli neden oluyor? Bunca kötülüğün içinde televizyonu açtığımızda birilerini öldürmek için yaşayan insanlar görmeyelim.. Yapacaklar madem ,kadınlardan harem kurmuş dizi karakterlerini güzel göstermesinler mesela.. Kadının namusu adı altında yapılan psikolojik şiddeti de görmeyelim değil mi? Ne bileyim töre dizilerini bir süre izlemeyelim. İnsanlar izliyor diye tutmuş dizi konseptleri tekrarlanmasın..

Dizi izleyicisi olup yorumlarınızı sosyal medyada yazmayı seviyorsanız eğer diziler ile ilgili çıkan haberleri de görüyorsunuzdur. Bu haberler ne yazık ki ara ara can sıkıcı olabiliyor. Yalan haber de çıkabiliyor dizi ile ilgili ipucu (spoiler) da verilebiliyor. Ne yazık ki bunlar izleyicinin heyecanının kaybolmasına sebep oluyor dolayısı ile ekibin emeği boşa gitmiş oluyor. Benim bildiğim etik aynı etik, bir gazeteci bunu yapınca etik çerçevesi içerisine mi giriyor? Aslında etiğin ne olduğunu düşünmesi gereken gazeteciler değil onlara bu bilgileri verenler.. Peki dizisi ile ilgili bilgi sızdırılan yapımcılar, senaristler, oyuncular bu durumdan hoşnut mu? Bu konular bana göre tartışmaya açık olmasa da anladığım üzere dizide ne olacağını söylemek bir gazeteci yazınca etik olabiliyormuş ve bizim bunu tartışmamamız gerekiyormuş. Yorum sizin..

Sosyal medyada rastladığım beni bir hayli üzen ve sinirlendiren bir olaydan da bahsedeceğim. Ünlü bir şarkıcı ile ünlü bir oyuncu birlikteliklerini sosyal medyadan ilan ettiler. Ediş o ediş oldu linçler durulmadı. Ne ünlü şarkıcı hanımefendinin geçmişi kaldı ne de oyuncu beyefendinin. Kim diyenler olacak ben köşemde isim vermeyi tercih etmiyorum çünkü zaten anlayan anlıyor ve polemiklerden de kaçınmış oluyorum. Bu ünlü şarkıcı hanımefendinin geçmiş ilişkisi ile beyefendinin geçmiş ilişkileri mi kıyaslanmadı, günlerce Twitter gündem listelerinde mi kalmadılar neler neler.. Okuyayım dedim aklıma mantığıma sığmayacak yorumlar.. İkisini de seversiniz sevmezsiniz anlarım kimseyi sevmek zorunda elbette ki değiliz ama klavye başından hakarete varan ifa

deler yazmak bir suç biliyorsunuz değil mi? Bu arada beyefendi oynadığı dizi karakterinden bağımsız birisi umarım bir gün bu fark edilir.. Çok sevilen ve benimsenen bir dizi karakterinin aşkından yola çıkarak karakteri canlandıran beyefendinin aynı aşkı yaşayacağını düşünmek hangi kafanın eseridir bilinmez.. Arkadaşlar şu konuda anlaşalım herkes istediği kişiye aşık olabiliyor bu seçilebilen bir şey değil ne yazık ki. Ve onlar da insan, bunları okuyup üzülüyorlar işin kötüsü bu insanların aileleri var.. Umarım artık hayatınızı tanıdığınızı sandığınız tanınmış insanlara hakaretler etmekle geçirmezsiniz sevgili seyirciler..

Ve gelelim “body shaming” meselesine. Efendim artık kadınların vücutlarını rahat bırakır mısınız? Sevgili magazin basını deyim yerinde ise kadın bedeni üzerinden eleştiri yapmanın bağımlısı olmuş durumda. Yaz aylarında bikinili resim veren kadın ekran yüzlerini neden rahat bırakmıyorsunuz? Kilo almış vermiş bunları konuşmak, vücutlarının her bölgesinin kare kare sosyal medya hesaplarımızda dolaşması beni çok rahatsız ediyor. Ben ünlü olmayan birisi olarak bu durumdan rahatsızlık duyuyorum fotoğrafları boy boy çekilen hanımefendilere sabır diliyorum. Yapmayın ne olur. İncitici yorum yazan muhabirler ne olur bir kere düşünsün kendilerine yapıldığını.. Ve o haberleri görüp üzerine bir tekme daha vuran ve vücut eleştirisi yapan sosyal medya kullanıcıları da düşünürse çok sevinirim..

 

Bende huy olmuş genelde yazılarımı sevgi ve saygı dileyerek bitirmek. Özellikle ekran köşesinde buna çok fazla ihtiyaç duyuyorum. Unutulmasın ki sanatçı toplumu aydınlatır, ve çoğunlukla da toplumdan beslenir.. Hatalarımızdan, yaşayışımızdan  üzüntülerimizden ve sosyal medya sayesinde yazdıklarımızdan.. İşte bu yüzden nasıl bir toplum olursak bizim içimizden çıkacak sanat da bize benzer, bizimle şekil alır. Yani en azından ben böyle düşünüyorum.

Yepyeni konularla gündemlerle hep görüşeceğiz ama birbirimizi sevmeyi ve saygı duymayı unutmayalım. Ve unutmayalım ki yazdıklarımız ağzımızdan imkanımız olsa zaten çıkacak olanlardır.. Sevgiyle ve saygıyla..

Sevmek Güzel Şey…

Yaşam Tarzı Kategorisinde Tarafından

Selamlar efendim! Sizleri özledim, hem de çok sizin de bu kaçık yazarı özlediğinizi hissede”biliyorum” 😀 ♥ Hoşbeş bitmeden söyleyeyim anime yazı dizisi henüz bitmedi. Bitmeden önce birkaç durağımız daha var, oralarda da durduktan sonra son durağa varıp bu rengarenk yolculuğu sonlandıracağız ama biraz es verelim o arada, değil mi?

Biraz eleştiri, çokça sevgiyle geldim size.

Gelin bakalım…

Bu yazımızın hikayesinin noktasını 1997 yılında Türkiye Güzeli seçilen sevgili Ceyda Düvenci ve sevdiği adam Bülent Şakrak koydu. Evet yanlış okumadınız, bu güzel çift noktayı koydu. O noktanın öncesine götüreceğim siz değerli okurlarımızı ama önce noktanın içini kısaca bir açalım. Konu şu, Ceyda Düvenci’nin şahsi instagram sayfasında paylaştığı muhteşem kare. Buraya kadar bir sorun yok. Altındaki yorumlar ise noktanın içini oluşturan çürümüş zihniyetin üzücü mahsulleri. Dileyen Ceyda Düvenci’nin sayfasına girip bakabilir. Birbirini çok seven, aşık iki insanın, kaç yaşına gelmiş, evli çocuklu insanın öpücük fotoğrafının altında aşka yaraşmayan yorumlar, onları kınayan, negatif yönde eleştiren, belki de acıtan yorumlar…

Burada beynimdeki ışık hızla yanıp sönerek “DUR YA, BURADA BİR YANLIŞLIK VAR!” sinyali verdi. Toplumsal olarak aşka ve sekse bakış açımızı irdeleme ihtiyacı hissettim, duramadım buralara taşındım, karşınızda çan çan çene çalıyorum görüyorsunuz! 😀

Twitter malumunuz yediden yetmişe kullanılan sosyal bir günlük halinde artık. En büyük kaynaklarımdan biri de twitter oldu, instagramdan sonra. Binlerce tanımadığım insandan, binlerce sessiz haykırıştan, dile vurmayıp gözlerde anlamlanan bakışlardan alıyorum cüretimi ama aşk duygumuz ne ara bu kadar yozlaşıp yok olmaya yüz tuttu? Mahremiyeti bahane ediyoruz, çocukları bahane ediyoruz, fiziksel görünüşleri, tutumları, gelenekleri, uluortalığı bahane ediyoruz. Sevgiyi paylaşan, aşkı paylaşan insanlara bakış açımız “ayıplardan” oluşan uzuuuuuun bir liste. El ele tutuşan gençleri, birbirini öpen aşıkları, sevgilisinin saçlarını koklayarak öpen adamları, sevdiği adamın dudaklarına sevgiyle buse konduran kadınları, aşkı ayıplıyoruz. Gördüğümüz yerde halihazırda cephe almış biçimde cık cıklamaya hazır parmaklarımız var ama “bu sevgidir, maşallah” diyerek örnek gösteren parmaklarımız yok.

  

O mahremiyetten, çocuklardan bahsedenlere soruyorum kadınlar sokağın ortasında uluorta, altını çizerek söylüyorum ULUORTA, çocuklarının yanında dayak yerken, öldürülürken, şiddet görürken niçin hınçla çıkan sesiniz çıkmadı? Hak etmiştir çünkü, kadın suçludur, erkek haklıdır. Kaba deyimle “kocanın/sevgilinin/dayının/şunun bunun” kadına vurduğu yerde gül biter!

Böyle mi gül bitiyor?

Aşk güzel şey…

İnsan olmayı geçtim canlı olmanın bir kanıtı değil mi sevebilmek? Herhangi bir şeyi sevebilmek, bir insanı sevebilmek, kalbimizi emanet edebilmek? Sevmek ve sevilmeyi hak etmek için neden sertçe çerçevelenmiş kriterlerimiz var? Neden aşkı olduğu gibi, sevgiyi geldiği gibi kabul etmiyor, edemiyoruz?

 

Birbirini seven insanları gördükçe sevinip sevgiyi paylaşacağımıza onları toplumdan ekarte etmeye olan üstün uğraşıların sebebini asla anlayamıyorum. Niye küçük bir sevgi gösterisini büyütüp sanki sokağın ortasında, herkesin önünde şehvet tablosu sergileyeceklermiş gibi gözlerimizi kapatıp kaçıyoruz?

Seksle aşkı birbirine karıştırdığımız dünya düzeninde böylesi sevgi anlarını linçleyen birçokları mevcut, sevgi olmadan aynı yatağa yabancı olarak yatıp sabah olmadan yabancı olarak kalkanlar da… Aşk nerededir? Gözlerde mi? Öpücüklerde mi? Kucaklaşmalarda mı? Yataklarda mı? Bedenlerde mi? Ruhlarda mı? Nerede?

Aşkı ruhsuz bedenlerde soğuk yataklarda arayıp eli boş dönenler mi gerçek sevgiye nefret kusuyorlar yoksa hayatında hiç sevgi görmemiş, bunu ayıp olarak öğrenenler mi bilemiyorum. İkincisiyse eğer sorumun cevabı bu derin bir hüzün yaratır yüreğimin derinliklerinde… Yaralıyız zaten sevgisizlikten.

Aşk bedende değildir, beden aşka teslimse adı seks olmaktan çıkıp sevgiye dönüşür. Yukarıda söylediğim kriterler var ya konu oraya geldi. Bir başka instagram linçlemesi daha sunuyorum. Blogger ve fotoğrafçı olan Jena Kutcher’dan bahsedeceğim. Instagramda kocası Drew Kutcher ile yine mükemmel sevgi anlarını paylaşmışlar. Bu sefer de kriterler devreye girmiş. Jenna’nın kıvrımlı vücuduna yapılan saygısız yorumlar kocasını hak etmediği yönüne kadar uzanmış. Boyutu farkında mısınız? Ne kadar can yakıcı…  Buradan nereye çıkıyoruz?

Kusursuz bedenler aşkı hak eder, iyi bir seks için kusursuz bedenler gerekir.

Sevgi gizlenmelidir. Gösterilirse ayıptır.

HAYIR!

Kusursuz beden diye bir şey varsa herkese göre değişir, aşk çat kapı kalbinizin kapısına bodoslama daldığında ortada kriterler kalmaz. Kalpsiz bir beden aşkı taşımaz, taşıyamaz. Kalpsiz bir bedenle seksten ötesi var mıdır? Bence yoktur. Heykellerin de kusursuz olduğunu ama ruh taşımadığını unutmayın. Seyirlik değil sevgi içindir aşk. Heykeller seyredilir ruhu, kalbi olan bedenler sevilir. Sevginin kriteri yoktur ki… Gerçek sevginin tek şartı dolusunca sevebilecek bir kalp, dopdolu yaşayacak bir ruh…

Sevgi ayıp değildir. Gösterilmelidir. Hem de örnek olarak, parmak ısırtarak, yaşayarak, yaşatarak!

Şuraya küçük bir dörtlük bırakıyorum söz biteyazarken…

Kucaklamalı birbirimizi, seksten uzak sevgiye hep yakın,                                                                                                           El ele tutuşmalı, sevgiyle yıkanmalı ve sevgiyle yanmalı…                                                                                                            İki ruh bir olmalı, seksin adı sevişmeye uzansın,                                                                                                                               Sevmeli sevilmeli, dünya güzelliklere boyansın…

Bülent Şakrak’a kraliçesiyle Ceyda Düvenci’ye sonsuz aşkıyla, Jenna ve Drew’a kriterleri olmayan aşklarıyla ve dünyanın en güzel nimeti olan sevgiyi kalplerinde bir yerde yaşayan yaşatan herkese sevgiyi bir ömür boyu diliyorum. Sevmek güzel şey…

Certified Copy

Kültür & Sanat Kategorisinde Tarafından

Hayatlarımızı ideal olan uğruna harap etmekten daha aptalca bir şey var mı?

Devamını Oku

Ekran001- Neler oluyor?

Kültür & Sanat Kategorisinde Tarafından

Ekran001 serisi ile tekrardan merhabalar sevgili EAOMAG okurları. Umarım bu seriyi özlemişsinizdir. Şu sıralar hepimiz evlerimize kapandık ve günümüzün büyük bir kısmını yine televizyon alıyor. Bakalım neler oluyor..

Devamını Oku

Mulholland Drive

Kültür & Sanat Kategorisinde Tarafından

Okuyacağınız yazı filmin çözümlemesi niteliğindedir. Yoğun spoiler içerir.

Los Angeles, Hollywood… Film sektörünün ABD’deki kalesi konumuna geldiğinden beri güzel işlerin ve  ölümsüz sanatçıların ortaya çıkmasına vesile olduğu gibi çok canlar yakmış. Hollywood’un işlemekten en çok zevk aldığı konuların başında yine Hollywood gelir. Devamını Oku

1 2 3 5
Git Yukarı