Sıradışı Bir İnternet Dergisi

Tag archive

moda

Küçük Siyah Elbise

Moda Kategorisinde Tarafından

O bir devrim. Öyle ki femme fatale kavramının altı çizilirken o femme fatale’in üstünde bir siyah elbise vardı. Aldatıldığını öğrenen bir prenses onunla intikam aldı, moda sahnesine çıktığında küçük siyah elbise, bizzat ortaya onu çıkaran kişi tarafından taşındı.

O bir ilham kaynağı. Şarkılara konu oldu, parfümlere isim…

Ateşin bulunması nasıl ki insanlık için küçük görünüp büyük olan bir adımsa tarih için, küçük siyah elbise de modanın ateşi buluş hikayesi…

Elbette modada bir devrim olur da altında Coco Chanel’in imzası bulunmaz mı? Gözlerimiz arıyor sonra kendisini! 😀 Aykırı, kuralları silip yeni baştan yazan, modanın en girişimci ruhlu, en müthiş kadın tasarımcısı Coco Chanel. Korse gibi bir başbelasından -rivayet olunur ki bir dönem kadınlar kullandıkları korseleri o kadar çok sıkıyorlarmış ki kaburga kırıkları, nefes almakta yaşanan çeşitli problemler ortaya peyda olmuş. Bu yüzden birçok kadının hayata gözleri yumduğu söylenir- kurtaran, erkeklikle bağdaştırılan pantolonu “olur mu canım öyle şey?” dercesine kadının üstüne konduruveren, onun dönemine kadar kullanılmaktan çekinilen siyahı renklerin kraliçesi yapmaktan hiç çekinmeyen bir dahi Coco Chanel. Time dergisinin yüzyılın en önemli yüz kişisi arasında olan tek moda tasarımcısı olması rüştünü ispatlamakla kalmıyor altını adeta sarı fosforluyla şöyle kalın kalın, güzelce çiziyor. İşte küçük siyah elbise kavramı çıksa çıksa böyle bir kadından, böyle bir yetenekten çıkar diyorsunuz siz de.

1926 senesinde dünyanın moda dergisi sektörü denince ilk akla gelen dergisi Vogue’da, moda sahnesine sessiz ama emin adımlarla çıktı küçük siyah elbise. Etkisine göre oldukça minimal, mütevazı bir çıkıştı bu, bir illüstrasyon ile… Sade, süssüz, gösterişsiz, kısa etekli, dar kollu, inci bir kolye ve klasik bir şapka modeliyle sunuldu. Küçük siyah elbisenin yükselişinin altını şöyle bir eşelerseniz  harika bir gözlemin izi ve de stratejiyi bulabilirsiniz. Coco Chanel hedefi on ikiden vurmuştu bu tasarımla. Savaş zamanı yas rengi olarak giyilen, verilen kayıpların simgesiydi kadınlar için siyah. Dünyanın üstünde deyim yerindeyse kara bulutların dolandığı savaş döneminin geride kalan ağır lekesiydi. Hüzünlüydü, mutsuzdu, sadeydi, yorgundu. Coco Chanel tüm bunları çağdaşı kadınların düşüncelerini, davranışlarını kusursuz bir gözlem yaparak yakalayıp siyahın savaş mutsuzluğunu değil de güçlü kimliğini feminen bir duruşla birleştirerek bugün hepimizin dolabında muhakkak bulunan, ilham kaynağı olan elbiseyi tasarlamış oldu.

Tarihinden kısaca bahsettiğim küçük siyah elbiseden belki milyarlarca farklı tasarım, farklı kombin yapılmıştır günümüze kadar fakat Coco Chanel’in imzasını güm diye attığı o tasarımdan sonra öyle güçlü beş adet küçük siyah elbise var ki gelin onlara birlikte bakalım.

 

Küçük Siyah Elbise’nin Miladı-Audrey Hepburn

Bu sıralamayı yapmanın müthiş zorladığını en baştan söylemeliyim. Zira listedeki her kadın ve her elbise döneminin en iyiler tarihinden. Zaten moda dediğimiz şey dünden bugüne canlı bir şekilde gelebiliyorsa tarihselleşmez mi? İşte Audrey Hepburn’ün hafızalara küçük siyah elbisenin miladı olarak kazınan, Holly Golightly karakterini de kimi zaman gülerek kimi zaman hayata bakışına hüzünlü bir neşeyle eşlik ederek izlediğimiz 60’lar sinemasının en büyük işlerinden Tiffany’s de Kahvaltı (Breakfast at Tiffany’s) filminin Givenchy imzalı küçük siyah elbisesi hala daha konu açılınca akla ilk gelenlerden. Audrey Hepburn’ün zamansız zarafeti ve Givenchy’nin en ikonik tasarımlarından biri birleşince ortaya siyahın en ince halini ortaya koyuyor. Hiçbir kahvaltı bu kadar zarif olmamıştı…

 

Zamanından Taşıp Gelen Seksapel-Marilyn Monroe

İnternette sık sık görebileceğiniz bir şeydir Audrey mi Marilyn mi tartışması. Bazısı Audrey Hepburn’ün duru bakışlarından, saf ve ince duruşundan yanadır bazısı Marilyn’in kadın gibi kadın tanımlamasını hala yaptırtan kıvrımlı hatlarından, efsaneleşen platin sarısı saçlarından, iç gıcıklayan bakışlarından… Zarafette Audrey’nin seksapelde Marilyn’in bayrağı elinde taşıdığı güzellik kulvarı bir yana iki kadın da küçük siyah elbiseyi bir başka taşımışlar. Marilyn Monroe’nun üzerindeki son derece sade fakat vücut hatlarını göz alıcı şekilde zarifçe gözler önüne seren feminen tasarım Hollywood’un en unutulmaz sarışınında adeta bir kimlik kazanmış. Küçük siyah elbisenin en akıllara zarar hali Marilyn Monroe’da vücut bulmamış mı?

Kışkırtıcı ve Tehlikeli Siyah-Rita Hayworth

Sanatın hemen her kolundan dine kadar uzanan geniş bir yelpazede duyduğumuz bir kavram femme fatale. Dilimizde tam bir karşılığı yok ancak ölümcül kadınlar diyebiliriz, yerli milli üretim örneklerimiz mevcut. Hal böyleyken sinemada da yüzlerce femme fatale kadın arketipi görmemiz mümkün ama bu kavramın imzası niteliğinde bir karakter, bir küçük siyah elbise var ki kavramla bütünleşmiş, çığır açmış. Rita Hayworth’ün 1946 yılında başrol olarak yer aldığı Gilda filmindeki Jean Louis imzalı siyah elbise Audrey’deki zarif, Marilyn’deki seksi duruşundan sıyrılıp ölümcül bir forma büründü. Dalgalı ateş rengi saçları, güzel fiziği ve döneminin en güzel şöhretlerinden biri olan Hayworth’ün Gilda ile yakaladığı zirvede bu mükemmel siyah elbisenin rolü büyük. Söylemeden geçmeyelim Jean Louis, Marilyn Monroe’nun Happy Birthday Mr.Presedent şarkısını söylerken giydiği kristal kaplı elbisenin de tasarımcısı. Chanel’in çizdiği yoldan gelinen nokta mükemmel değil de ne?

Tarihin En Siyah Cevabı-Prenses Diana

Ölümünün ardından hala daha stiliyle, düşünce yapısıyla, iyi kalbiyle hakkında konuşulan bir kadın Prenses Diana. Başına taktığı taçtan çok tüm dünyaya, çocuklara, yardıma muhtaç insanların gönüllerinde taç takmış kalplerin prensesi olan Prenses Diana’nın intikam elbisesi ismiyle anılan, Christina Stambolian tasarımı küçük siyah elbise tarihin gelmiş geçmiş en koyu, en şık cevabı… Bir kadın aldatıldığını öğrendiğinde bile spot ışıklarını üzerinde tutmayı başarabiliyor üstüne üstlük asaletini elden bırakmıyorsa söylenecek başka ne söz kalıyor ki geriye? Tabii ki küçük siyah elbisenin rolünü göz ardı etmemek gerek. Yıllar sonra aynı duruma düşen kadın profili olarak Yasak Elma dizisinde Yıldız karakterine de intikam elbisesi giydirilmişti hatırlarsanız. Bu bile intikam elbisesinin ne kadar etkili olduğunu göstermeye yetiyor da artıyor.

Kırmızı Halının En Asili-Angelina Jolie

Geldik sona… Küçük siyah elbise modelleriyle çoğu ünlünün günlük hayattan kırmızı halıya kadar her yerde boy gösterdiğini biliyoruz ama Angelina Jolie işi başka bir boyuta taşıyor. Kırmızı Halı’da birden fazla küçük siyah elbisesi var gündeme bomba gibi düşen fakat 2012 Oscar’ında giydiği bu elbise açık ara en iyisi. Siyahı sıklıkla tercih eden güzeller güzeli yıldızın 2012’de giydiği yüksek kesimli, derin yırtmaçlı siyah elbisenin kendisi küçük etkisi büyük. Rita Hayworth’ün femme fatale arketipi Gilda için giydiği siyah elbiseye benzemekle beraber daha cüretkar, daha boyutlu bir tasarıma sahip. Güzel yıldızın duruşuyla, fiziğiyle ahenkli bir şekilde bütünleşmiş, kırmızı halının en seksi kumral kadınını asil ve kadınsı bir şekilde sarmalamış. Sonuç, tüm çarpıcılığıyla gözler önünde…

 

Asaletin, otoritenin, gücün, karanlığın rengi siyah… Kadınsı, buğulu, seksi, göz kamaştırıcı… Bir elbise diye geçmemek lazım, hele de siyah olanların. Kendinizden bambaşka bir kadın çıkarabildiğiniz Chanel imzalı bu kimlik geçmişten günümüze etkisi dolaplarımızda fırtına estirmeye devam ediyor.

Moda tarihinin en etkili modeli olan küçük siyah elbise sizce bundan sonra başka kimler tarafından ikonik bir duruş kazanır? Belki de sizlerden biridir, kim bilir?

 

 

 

Yosunlardan Vegan Kozmetikler Mümkün Mü?

Moda Kategorisinde Tarafından

Vegan ürünler günümüzün sıklıkla kullanılan ürünleri haline geldi. Özellikle hayvansal ürünlerin eldesinde, maalesef, hayvanların kötü yaşam şartları altında bulunması, endüstriyel üretimlerin artan talebi karşılamak için yaptığı hamlelerin etik olarak zalim görülmesi, iklim değişikliği, kaynakların hızlı tükenmesi gibi konular toplumları daha çevreci, sürdürülebilir ve acımasız üretim tekniklerinin terk edilmesi açısından teşvik edici olmuştur. Hem bireysel hem de hükûmetlerin destekleri sayesinde de hayvanların yer aldığı ürünlerin sayılarının azaltılması, mümkünse tamamen ortadan kaldırılması, kozmetik ürünlerden tutun da gıda ve ilaç endüstrilerinde hayvan testleri yerine bilgisayar destekli testlerin uygulamaya konması gibi dönüşümler ile hayvanlara verdiğimiz hasarı azaltmak, mümkünse değiştirmek ve daha sürdürülebilir ve barışçıl çözülmeler üretmek adına yapıcı adımlar atılmıştır. Ancak bu yeterli midir? Bizler etiket okumada, tercih ettiğimiz ürünlerin kaynaklarının  nasıl ve nereden geldiğini takip etme konusunda ne derece bilgi ve tecrübeye sahibiz?

Kozmetikte yosunlara (alg) geçmeden önce iki farklı kavrama açıklık getirmekte fayda var. Vegan ve “cruelty free” kavramları birbirleriyle sıklıkla karıştırılan iki terim… Vegan ürünler içerisinde hiçbir şekilde hayvansal ögeler içermeyen ürünlerdir ancak her vegan ürün de hayvan testleri yapılmayan  “cruelty free” ürünler anlamana gelmemektedir. Bir ürün vegan olsa dahi yine de hayvan testlerine tabii tutulabilir. “Cruelty free” ürünler ise hayvansal ürünler içerse de hayvan testleri yapılmayan ürünlerdir. Bir kaç ay önce Ricky Gervais, Zac Efron, ve Taika Waititi gibi sanatçıların Ralph isimli bir deney tavşanının hayat hikayesini anlattığı kısa animasyon filminde  deney hayvanlarına ne gibi testler yapıldığını görmüş ve “Save Ralph” etiketi ile hayvan testlerinin acı gerçeğini de bir şekilde gözler önüne sermeye çalışan bu yapımla biraz daha konuyu anlamıştık. Kaldığımız yerden devam edecek olursak, “Cruelty-free” ürünlerde de market raflarında bulunan son ürün hayvan testlerine tabii tutulmasa da ürün içerisinde yer alan bir takım maddeler hayvan testlerine tabii tutulabilir. Bu yüzden eğer hem vegan hem de “cruelty free” ürün arıyorsak etiketleri iyice okumamız, aynı zamanda markaların test ve üretim politikaları hakkında bilgi sahibi olmak adına araştırma yapmamız gerekebilir.

Bu kadar teknik bilgiden sonra biraz da alglerden bahsedelim… Algler gerçekten vegan kozmetik ürünlerin sürdürülebilir üretimini sağlayabilir mi? Bunun cevabı ise “EVET”. Alglerin endüstriyel üretimleri 1950’li yıllarda başlamış olsa da pek çok kaynakta Mısır ve Aztek uygarlıklarının, Asya kültürlerinin algleri kozmetik olarak kullandığının kayıtları mevcuttur. Yüz maskesinden, yara iyileştirici kremlere, saç bakım ürünlerinden renkli kozmetik ürünlere kadar bu uygarlıklar algleri güzellik ve estetik konularında sıklıkla kullanmışlardır. Antik Roma’da algler yanık ve deri hastalıkları tedavisinde kullanılırken, Mısır’da göğüs kanseri tedavisinde kullanıldığına dair kayıtlar da mevcuttur. Antik Mezopotamya da kırmızı ve kahverengi yosunlar dudak renklendiricisi ve allık olarak kullanılmıştır. Afrodit’in deniz yosunları içeren banyo suları ile yıkandığı rivayet edilmektedir. Ayurvedik terapi kürleri olarak da yosunların kullanıldığı bilinmektedir.  Yosunların kozmetik kullanımları o kadar yaygındır ki “Thalassotherapy” adı verilen bir terapi tekniği de mevcuttur.  O zamanlar su kaynaklarından toplama yoluyla elde edilen algler, endüstrinin gelişmesiyle de ticari olarak daha sistematik bir şekilde üretilmeye başlanmıştır.

Simdi alglerden elde edilen hangi maddelerin vegan kozmetik ürünlerine dahil olduğunu inceleyelim.

  • Yağ asitleri: Aslında omega 3-6 gibi esansiyel yağ asitlerinin sucul çevrelerde ana üreticileri yosunlardır. Balıklar yosunlarla beslendiği için omega 3-6 gibi yağ asitlerini içermektedir. Omega 3 ve diğer yağ asitlerinin dahil olduğu nemlendirici krem ve serumlar alglerden elde edilebilir. Ayrıca içerdikleri yağ asitleri nedeniyle de sabun, şampuan gibi hijyen ürünlerinin de alglerden üretilme potansiyeli yüksektir. Bu sayede ağır balık kokusu da giderilmiş olur ki bir çok insan balık yağlarını kokusu nedeniyle tercih etmemektedir. Balıklar denizlerdeki artan kirlilik nedeniyle ağır metal toksisitesi yaratabilmektedir. Bu yüzden kontrollü sucul koşullarda üretilen yosunlardan elde edilen yağların daha güvenilir olduğu bilinmektedir.
  • Squalen: Güçlü bir antioksidan ve nemlendirici olan squalen de aslında bir tür yağ asididir. Kozmetik ürünlerde nemlendirici, güneş koruyucu, anti-aging, antioksidan gibi özellikleri nedeniyle tercih edilmektedir. Krem, serum, ve dudak parlatıcısı/ nemlendiricisi gibi ürünlerde ve güneş kremlerinde yer almaktadır.  Squalen köpek balığı karaciğerinden elde edilmektedir ve her yıl milyonlarca köpek balığı kozmetik ve estetik endüstrisi için katledilmektedir.Köpek balığı karaciğerine alternatif olarak bitkilerden de elde edilen squalen aynı zamanlarda alglerden de sağlanmaktadır. Yıllık üretim kapasitesi ve kaynak tüketimi hesaplandığında ise alglerden elde edilen squalen üretim ve kullanımının yaygınlaşması ile de neticesinde köpek  balıklarının korunması mümkün olacaktır. Dove, Sunsilk, Vaseline, L’Oreal, Lush, Lancome, Unilver, Soft & Dri, Clarins, Sisley gibi markalar ürünlerinde köpek balığı içeren maddelerin kullanımını durdurmuştur.
  • Antioksidan bileşenler: Algler fotosentetik organizmalar olduğu için yapılanda fotosenteze bağlı olarak çok fazla renkli pigment bulundurmaktadır. Bunların başında turuncu lutein, kırmızı astaksantin, yeşil klorofil, turuncu-kahverengi fukoksantindir. Hem renkli olmaları hem de antioksidan, antikanser, anti-enflamatuvar özellikleri nedeniyle kozmetik kremlerde, renkli kozmetik ürünlerinde kullanılmaya başlanmışlardır. Maske, serum, krem, losyon, ruj gibi hem kozmetik hem de dermokozmetik ürünlerde kullanılmaktadır. Özellikle antioksidan yapıları sayesinde güneş koruyucu ürünler ve topikal kozmetiklerde kullanımının yaygınlaşması estetik kozmetik ürünlerinin fonksiyonlarını arttırıcı niteliktedir.  
  • Fikosiyanin: Mavi bir pigment olan fikosiyanini belki de smoothielerden ve Spirulina adi verilen gıda takviyesinden tanıyor olabiliriz. Hatta tasarım şaraplar kategorisinde mavi şarap üretiminde de kullanılmıştır. Göz alıcı mavi rengi nedeniyle renkli kozmetik ürünlerinde, sac boyalarında, far ve rujlarda kullanılmaya başlanan bu pigment aynı zamanda deride yer alan orantısız renk değişimlerini de düzenlemektedir. Henüz cilt pigmentasyon kusurları ile alakalı fikosiyanin içeren bir urun bulunmasa da önümüzdeki yıllarda raflarda görmeye başlayacağımız kanısındayım.
  • Güneş koruyucu maddeler: Mikosporin benzeri amino asitler adı verilen ve siyabobakteri dediğimiz alt alg grubuna ait olan bu bileşikler oldukça güçlü güneş koruyucu özeliklere sahiptir. Ayrıca mikroplastik vb. yapıda olmadıkları için de güneş kremlerinde kullanıldıklarında çevreyi kirletici özellikte de değillerdir. Zararlı UV ısınlarını engelleyen bu ürünler erken yaslanma, deri kanseri ve diğer cilt kusurlarının önlenmesini sağlamaktadır.
  • Polisakkaritler: Karbonhidrat grubundan olan bu bileşikler arasında agar, agar agar, karagenan, sülfatlı polisakkaritler, fukoidan gibi polisakkaritler bulunmaktadır. Paraben, silikon gibi maddelere alternatif olarak kullanılabilecek bu ürünler yüksek nemlendirme ve su tutma kapasitesine sahiplerdir. Ayrıca stabilize edici ve kıvam verici olarak da polietilen glikol yerine kullanılmaktadırlar.

Gelelim vegan algal kozmetik ürünler üreten markalara…

Algenist: Listenin başında yer alan Algenist, kendisini tamamen alg temelli 100% vegan kozmetik ürünler üretmeye adamış bir marka. Alguronik asit adını verdikleri ve patentli bileşeni ve vegan kolajen ile fonksiyonel vegan kozmetik ürünlerinde çağ atlamış bir marka…

Osea: Vegan ve cruelty-free olan bu marka, 100 yıl öncesinde bir kiropraktor olan bir büyükannenin hikayesiyle başlıyor. Holistik şifa yöntemlerini benimseyen bu aile, yıllar sonra Osea markasını kurarak yosunlardan elde ettikleri ürünleri bizlerle buluşturuyor.

Dalton Marine Cosmetics: Tamamen vegan olmasa da Algae Skinfood koleksiyonu ile sunduğu kozmetik urunler 100% vegan ve algal ürünlerden elde edilmiştir.

Shiseido: Dünyaca taninmiş Japon kozmetik markası olan Shiseido da patentli Stemlan-173 maddesi içeren ve alglerden elde edilen bir anti-aging urun ile deri tabaksını koruyan, kok hücreleri güçlendiren ve canlılık veren bir formüle sahiptir.

Loreal Paris: Kırmızı alg ekstresi içeren kil maskesi ile cildi canlandırdığını ve peeling etkisi yaptığını iddia ettikleri bir ürün ile raflarda yer almaktadır.

Innisfree: Güney Kore’nin meşhur kozmetik markası olan Innisfree, algal ekstreler içeren bir dudak peeling ürününe sahiptir. Aynı zamanda algal bileşenler içeren maske ve nemlendiricileri de bulunmaktadır.

Missha: Yine Güney Kore kozmetik devlerinden birisi olan Missha, Kırmızı alg koleksiyonu ile Kore’nin geleneksel fermentasyon tekniklerini uygulayarak elde ettikleri bu seri de esans, losyon, serum ve krem gibi ürünler mevcuttur.

Bunun gibi örnekler dışında; selulit giderici, cilt sıkılaştırıcı, çatlak giderici, deri renginin tonlayıcı, nemlendirici pek çok algal ürün de kozmetik raflarında bulunmaktadır. Ancak en sık rastladığımız ve her bütçeden insanin ulaşabileceği algal kozmetik ürünlerin başında sanıyorum yüz maskeleri geliyor. Özellikle detoks etkisi yaratan, cildi sıkılaştıran, beyazlatan ve nemlendiren maskeler algal eksteler ile desteklenerek hem cildin kolajen yapısını sıkılaştırıyor hem de gözenekleri temizleyerek kaybettiğimiz mineralleri cildimize yüklüyor.

Denizden gelen ve aslında milyonlarca yıldır var olan alglerin kozmetikte önemi antik uygarlıklarca keşfedilmiş, bir şekilde zaman içerisinde unutulmuştur. Ancak artan kaynak tüketimi ile de yeniden kendilerini bize hatırlatmaya başlayan alglerin kozmetikte kullanımının giderek artacağı kanısındayım.  Sizler ne düşünürsünüz?

Ekran001- Sıcak Gündem

Kültür & Sanat Kategorisinde Tarafından

Sevgili EAOMAG okurları yeniden Ekran001 serisi ile karşınızdayım. Bakalım konuşulacak nelerimiz varmış..

Kavurucu yaz sıcaklarında bir kısmımız kendimizi dışarı atmışken bir kısmımız da illa dizimi izleyeyim diyor tabii. Hal böyle olunca ben de ne oluyor ne bitiyor diye gündem takibi yaptım. Yaz dizisi izlemeye çok vakit bulamıyorum yada bulmak istemiyorum diyeyim. Çünkü ben artık yazın dışarı çıkmamayı tercih edip televizyon açacaksam eğer holdingler, sakar ve çok konuşan asistan, karizmatik diye yutturulan fakat deyim yerinde ise mobbing uygulayan patron figürü görmek istemiyorum. Göz ucuyla konusunu takip ettiğim yayında olan  dizilerde de böyle bir patron figürü var ne yazık ki. Bir iki istisna dışında.. En büyük eleştirim artık böyle güçsüz ,aciz ve ne istediğini bilemeyen başrol kadın karakterler yazmayın. Her yaz aynı karakterler üzerinden ilerlenmesi izleyiciyi de sıkmış olacak ki bu yaz reytingler oldukça düşük.. Bu tutar diyerek aynı senaryoların ısıtıp ısıtıp seyirci önüne konulması umarım ki son bulur. Diyelim yine son bulmadı sektörün oyuncularına sesleniyorum ne olur artık böyle senaryoları kabul etmeyin..

Kötü oyunculuklar da cabası.. Ne olursunuz seyirciye saygı duyup ne bulursa izlerler mantığından çıkılsın. Seyirci görüyor, araştırıyor, kıyaslıyor, sorguluyor.. Seyirci takipçi sayısı yüksek, çok güzel\yakışıklı  fakat oynayamayan oyuncular (!) izlemek istemiyor! Her yazımda yetkililere sesleniyorum fakat bu yazımda sanırım haykırıyorum.. Görüyorsunuz seyirci cevabını reytinglerle veriyor bir şekilde. Siz ne kadar işinizi projenizi pazarlasanız da seyirci artık mesajı almıyor. Yaz dizisi seyircisinin büyük bir kısmını Z kuşağı oluşturuyor. Hani küçümsediğiniz o Z kuşağı.. İşte onlar sadece televizyon izlemiyor. O kuşak dijital platform bağımlısı, izliyor seviyor ve televizyonla ister istemez karşılaştırıyor. Fakat televizyonda aradığının yüzde beşini belki buluyor belki bulamıyor. Zamanında çok kaliteli romantik yaz dizileri olmuştu, romantik komedide de fark yaratacak diziler ortaya çıkmıştı. Güneşi Beklerken, Aşk Yeniden, Kiraz Mevsimi gibi işler neden yapılamıyor? Bu seneki diziler bana göre sabun köpüğü yani durulanması kolay bile değil, ortada köpük bile yok! Köpük benim için heyecan demek, kıpırtı demek fakat tek düze işler heyecansız..

Ben kendimi marka yönetimi eğitimi aldım zannederken asıl marka yönetimi dizi sektöründeymiş  meğer. Ama nasıl dediğinizi duyar gibiyim. Kanallar marka, yapım şirketleri birer marka hatta ve hatta oyuncular bile marka gibi pazarlanıyor dikkat edin. Bütün bunların birleşimi sonucunda doğan diziler de bir marka gibi sosyal medyada pazarlanmaya başladı. Ama ben size söyleyeyim bu pazarlamanın yolu başrolleri sevgili gibi göstermek, gerekirse sevgili olun demek değil. Çünkü bu numaraları yutan seyirci sosyal medya bu kadar hayatımızın parçası olmadan, bir dizi sosyal medyada en çok konuşulan konulardan biri olmadan önceki seyirciydi. Bu numaraları yutan seyirci Twitter- Instagram ne için kullanılır bilmeyen seyirciydi. Sosyal medya öyle bir yer ki seyirci izlediği oyuncunun özel hayatını magazin kadar takip edebiliyor, üzerinde konuşabiliyor, stalk yani profil profil gezerek neyin ne olduğunu anlayabiliyor. Demem o ki artık seyirciler de birer araştırmacı.

Küçümsenen yalnızca Z kuşağı değil. Küçümsenen aynı zamanda oyuncuların seyirci kitleleri. Bu kitlelere çoğunlukla “fan” adı veriliyor olsa da seven\destekleyen demek tercih edilmeli. Bazen muhabirlerin elinin kolunun yetmediği yere sevenlerin ulaşabilmesi , üstün (!) araştırma ve sosyal medya diliyle stalk yetenekleri sayesinde habercilik de boyut atlamış oldu. Bazı durumlarda muhabirlerin sevenlerin destekledikleri ünlü isim için açtıkları sayfalardan bilgi aldıkları da doğrudur.. Aslında o sayfaların hepsi de birer haber kaynağı. Küçümsemek yerine olaya böyle bir yerden bakılabilir.. Yani aslında ortaya atılan yalan veya prim kokusu gelen iddialar ortaya atılmadan önce iki kere düşünülmesi lazım. Gerçekler er geç ortaya çıkıyor çünkü.. Demem o ki seyirci dizinizi izlesin diye yaptığınız çoğunlukla yalan olduğu ortaya çıkan haberler ve sevgili gibi göstermeye çalıştığınız başroller için izlenmiyor dizileriniz.. Ben de bir seyirci olduğumdan söylüyorum bir senaryo var ki önemi tartışılmaz, senaryolar var ki onlar olmadan sektör bir hiç.. Mesajlar albayım, yerine gitmeli..

Belki ben de aynı şeyleri konuşuyor gibi gözüksem de sektörde bir kısır döngü var ve onu aşamıyoruz. Fakat azıcık Twitter gündemine hakim olan ve televizyon camiasını yakın mercek altına alan okuyucular dediklerimi çoktan anladı bile..  Umuyorum ki bu haykırış ve bu sitemlerim bir karşılık bulur..

Her yazımı sevgiyle diyerek bitirmeyi çok seviyorum ve benim gibi beni okuyan herkes bunu çok sevdiğini söylüyor. Yine çok konuştum ama siz yine sevgiyle kalın olur mu.. Yorumlarda mutlaka buluşalım demeden geçemeyeceğim çünkü bir yazarın en güzel motivasyonu okunmak, en içten şekilde sevgiyle okunmak ve bunu mutlaka bilmek..

Ekran001-Gündem Notları

Kültür & Sanat Kategorisinde Tarafından

Uzun bir aradan sonra Ekran001 serisinde yine birlikteyiz sevgili EAOMAG okurları. Gündeme dair konularım birikir birikmez hemen oturdum başına.. Bilmeyenler varsa diye bu köşede ekrana dair olup biten ne varsa hep beraber konuşuyoruz.. Bakalım bu hafta neler konuşacağız..

Malum yaz geldi. Haliyle televizyon ekranlarında yaz dizileri sezonu açılmış oldu. Buraya arkadaşlarımla kumsalda çektirdiğimiz fotoğrafı bıraktım bu vesileyle.. Çünkü yaz demek benim için arkadaşlık dostluk kardeşlik demek. Çünkü yaz geldiğinde hep en eski dostlarımı görürüm. Fakat televizyon ekranı pek öyle değil. Nerede o eski yaz akşamları.. Bu yaz da hep holding, entrika efendim bir takım şapşal asistan klişesi dozu alacağız belli. Ara sıcak olarak da üzerine  zengin kız fakir oğlan ektik mi oldu mu size yaz dizisi.. Peki ne zaman değişir bu devir.. Ne zaman eski dostlar bir araya gelmiş temalı dostluk ve arkadaşlık içeren entrikanın e si olmayan bir iş izleyeceğiz? Yaz demek samimiyet, sıcaklık değil midir mesela? Ben bunu projelerde arıyorum ama o terkedilmiş ve üzerinde de oynanmayan yapaylığı görünce üzülüyorum..

Bir başka can sıkıntım mafya dizileri.. Sürekli insanlar birbirlerini vuruyor, insanlar kaçırılıyor, şiddetin bini bin para.. Bir kere olur iki kere olur sürekli neden oluyor? Bunca kötülüğün içinde televizyonu açtığımızda birilerini öldürmek için yaşayan insanlar görmeyelim.. Yapacaklar madem ,kadınlardan harem kurmuş dizi karakterlerini güzel göstermesinler mesela.. Kadının namusu adı altında yapılan psikolojik şiddeti de görmeyelim değil mi? Ne bileyim töre dizilerini bir süre izlemeyelim. İnsanlar izliyor diye tutmuş dizi konseptleri tekrarlanmasın..

Dizi izleyicisi olup yorumlarınızı sosyal medyada yazmayı seviyorsanız eğer diziler ile ilgili çıkan haberleri de görüyorsunuzdur. Bu haberler ne yazık ki ara ara can sıkıcı olabiliyor. Yalan haber de çıkabiliyor dizi ile ilgili ipucu (spoiler) da verilebiliyor. Ne yazık ki bunlar izleyicinin heyecanının kaybolmasına sebep oluyor dolayısı ile ekibin emeği boşa gitmiş oluyor. Benim bildiğim etik aynı etik, bir gazeteci bunu yapınca etik çerçevesi içerisine mi giriyor? Aslında etiğin ne olduğunu düşünmesi gereken gazeteciler değil onlara bu bilgileri verenler.. Peki dizisi ile ilgili bilgi sızdırılan yapımcılar, senaristler, oyuncular bu durumdan hoşnut mu? Bu konular bana göre tartışmaya açık olmasa da anladığım üzere dizide ne olacağını söylemek bir gazeteci yazınca etik olabiliyormuş ve bizim bunu tartışmamamız gerekiyormuş. Yorum sizin..

Sosyal medyada rastladığım beni bir hayli üzen ve sinirlendiren bir olaydan da bahsedeceğim. Ünlü bir şarkıcı ile ünlü bir oyuncu birlikteliklerini sosyal medyadan ilan ettiler. Ediş o ediş oldu linçler durulmadı. Ne ünlü şarkıcı hanımefendinin geçmişi kaldı ne de oyuncu beyefendinin. Kim diyenler olacak ben köşemde isim vermeyi tercih etmiyorum çünkü zaten anlayan anlıyor ve polemiklerden de kaçınmış oluyorum. Bu ünlü şarkıcı hanımefendinin geçmiş ilişkisi ile beyefendinin geçmiş ilişkileri mi kıyaslanmadı, günlerce Twitter gündem listelerinde mi kalmadılar neler neler.. Okuyayım dedim aklıma mantığıma sığmayacak yorumlar.. İkisini de seversiniz sevmezsiniz anlarım kimseyi sevmek zorunda elbette ki değiliz ama klavye başından hakarete varan ifa

deler yazmak bir suç biliyorsunuz değil mi? Bu arada beyefendi oynadığı dizi karakterinden bağımsız birisi umarım bir gün bu fark edilir.. Çok sevilen ve benimsenen bir dizi karakterinin aşkından yola çıkarak karakteri canlandıran beyefendinin aynı aşkı yaşayacağını düşünmek hangi kafanın eseridir bilinmez.. Arkadaşlar şu konuda anlaşalım herkes istediği kişiye aşık olabiliyor bu seçilebilen bir şey değil ne yazık ki. Ve onlar da insan, bunları okuyup üzülüyorlar işin kötüsü bu insanların aileleri var.. Umarım artık hayatınızı tanıdığınızı sandığınız tanınmış insanlara hakaretler etmekle geçirmezsiniz sevgili seyirciler..

Ve gelelim “body shaming” meselesine. Efendim artık kadınların vücutlarını rahat bırakır mısınız? Sevgili magazin basını deyim yerinde ise kadın bedeni üzerinden eleştiri yapmanın bağımlısı olmuş durumda. Yaz aylarında bikinili resim veren kadın ekran yüzlerini neden rahat bırakmıyorsunuz? Kilo almış vermiş bunları konuşmak, vücutlarının her bölgesinin kare kare sosyal medya hesaplarımızda dolaşması beni çok rahatsız ediyor. Ben ünlü olmayan birisi olarak bu durumdan rahatsızlık duyuyorum fotoğrafları boy boy çekilen hanımefendilere sabır diliyorum. Yapmayın ne olur. İncitici yorum yazan muhabirler ne olur bir kere düşünsün kendilerine yapıldığını.. Ve o haberleri görüp üzerine bir tekme daha vuran ve vücut eleştirisi yapan sosyal medya kullanıcıları da düşünürse çok sevinirim..

 

Bende huy olmuş genelde yazılarımı sevgi ve saygı dileyerek bitirmek. Özellikle ekran köşesinde buna çok fazla ihtiyaç duyuyorum. Unutulmasın ki sanatçı toplumu aydınlatır, ve çoğunlukla da toplumdan beslenir.. Hatalarımızdan, yaşayışımızdan  üzüntülerimizden ve sosyal medya sayesinde yazdıklarımızdan.. İşte bu yüzden nasıl bir toplum olursak bizim içimizden çıkacak sanat da bize benzer, bizimle şekil alır. Yani en azından ben böyle düşünüyorum.

Yepyeni konularla gündemlerle hep görüşeceğiz ama birbirimizi sevmeyi ve saygı duymayı unutmayalım. Ve unutmayalım ki yazdıklarımız ağzımızdan imkanımız olsa zaten çıkacak olanlardır.. Sevgiyle ve saygıyla..

Nedir Cosplay?

Kültür & Sanat Kategorisinde Tarafından

Anime serisinin üçüncü yazısından herkese selamlar efendim! Nasılsınız? İyi olduğunuzu hissedebiliyorum ve size buradan kucak dolusu sevgiler gönderiyorum ♥♥♥ Devamını Oku

Sıra Dışı Bir Dünya: ANİME

Kültür & Sanat Kategorisinde Tarafından

Küçücük, genelde sivri çeneli kalp yüzlü karakterleri bilirsiniz. Yüzlerinin yarısını kaplayan büyüklükte kahverengi, mavi, ela, yeşil gibi bildiğimiz doğal renklerin haricinde pembe, mor, kırmızı gibi fantastik renklerdeki gözlerini de… Devamını Oku

InstaReklam Kuşağı

Yaşam Tarzı Kategorisinde Tarafından

Evet, çok sevgili EAOMAG okurları, yine can alıcı olduğunu düşündüğüm bir konuyu konuşmak üzere karşınızdayım. Logodan anlaşıldığı üzere biraz Instagram mecramız ve reklamlarından konuşacağız. Biliyorum, siz de sürekli “yukarı kaydır” yazısı görüyorsunuz. İtiraf edeyim ben de yazıyorum onu. Fakat benim amacım EAOMAG yazılarımın okunması. Ben masumum hanımefendiler ve beyefendiler! Ben kendi halinde bir marka yönetimi öğrencisi ve yazarım. Okuduğum bölüm gereği bu konularla çok ilgiliyim.

Devamını Oku

ALATURKA

Kültür & Sanat Kategorisinde Tarafından

Daha başlığı duyar duymaz aklınıza darbuka gelmesin. Ya da kişisel ihtiyaçlarımızın en önemli son noktasının dışa vurulduğu ve uğurlandığı bir oda da gelmesin. Kimi zaman aşağılanan, kimi zaman da yüceltilen bir olgu gelebilir ama o da değil. Ya da bir giyim kuşam tarzının adı da gelebilir ama yine de onun gelmemesini isterim. Hani şu yüzü ekşite ekşite “ …bi Alaturkalık var sen de kuzum” cümlesine sebep. Aman Allah, evlerden ırak… Devamını Oku

Ekran001- İçimizden Taşanlar

Yaşam Tarzı Kategorisinde Tarafından

Yine, yeniden “Ekran” yazı serim ile buluşuyoruz.  Bu sefer konumuz içimizden taşan tüm duygular. Evet, duygular diyorum çünkü ekran başında bir işi izlerken duygudan duyguya sürükleniyoruz ve genelde yorum yapma ihtiyacı hissediyoruz.

Devamını Oku

Bir Doğu Masalı Freddie Mercury

Kültür & Sanat Kategorisinde Tarafından

Farrokh Bulsara …

Gerçek adı, Farrokh Bulsara‘dır. Sahnedeki duruşu, şovu, pek çok kişi tarafından hâlâ dünyanın en güçlü vokali olarak anılan sesi, Queen’i insanlık tarihinin en çok tanınan müzik gruplarından biri haline getirmesi ile tanınan, Queen grubunun kurucusu ve vokalisti. Rock müzik ve operanın bir arada kullanımı başta olmak üzere, değişik müzik türlerini harmanlayan bir müzik anlayışına sahiptir.

Devamını Oku

Git Yukarı