Sıradışı Bir İnternet Dergisi

SANATIN RUHU

Kültür & Sanat Kategorisinde Tarafından

İnsan ve sanat arasındaki bağ nedir ?  İnsanı  sanatçı yapan nedir ?

Sanatçı sözlük anlamıyla herhangi bir sanat dalında yaratıcılığı olan ve bu alanda yapıtlar veren kimsedir. Fakat hepimizin bildiği gibi sanatçı olmanın çok daha derin anlamları vardır. Çoğumuz sanatçıları anlaşılması zor, sıra dışı insanlar olarak tanımlarız. Örneğin bir tabloya baktığımızda ya da bir oyun izlediğimizde hepimiz orada bir şeyler görür ve bir şeyler çıkarırız fakat hiçbirimiz sanatçının ne anlatmak istediğini, hangi duyguyla bu yapıtı ortaya koyduğunu tam olarak anlayamayız. İşte sanatın güzelliği burada yatar. Sanat kişiye özeldir. Herkes baktığı eserde kendi dünyasından bir kare görür. Hatta sanat çoğu zaman bir insanın ruhuna ulaşmanın ve o ruhu anlamının bir yoludur. Öyle ki psikoloji biliminin geliştiği ve öneminin kavranmaya başlanıldığı, birçok psikoloji kitabının dizilere dönüştürüldüğü günümüzde “sanat terapisi” adı altında bir alan  oluşmuştur. Bu terapi sorunlarını sözel olarak ifade etmekte zorlanan kişilerin resim, heykel gibi sanatsal aktivitelerle bir bilinçaltı dökümü yapmasıdır.

Yani sanat aslında ruhumuza çok yakındır. Hatta öyle ki onun içindedir. Bu yüzden dümdüz söylenmiş sözler yerine bir  şiir ya da bir şarkı bizi daha çok etkiler. Fakat elbette ki sanatçı olmak çok daha farklı bir boyuttur. Sanatçı olmak yaratma becerisi gerektirir. Daha doğrusu yaşadıklarını, gördüklerini, duyduklarını ve hayal ettiklerini dönüştürebilme becerisi. Sanatçılar yaşamı farklı algılar ve sanatıyla insana  yön verir.  Bir insanın ruh halini anlamak istiyorsanız onun dinlediği müziğe bakmanız yeterlidir. Yani sanat ve insan ilk çağlardaki mağara duvarı resimlerinden beri hep iç içe olmuştur. Aslında insanın temel ihtiyaçlarından biridir sanat çünkü insan kendini ifade etmek ister. Aynı zamanda insanın kendisiyle yüzleşmesidir. Kendini sorgulayıp hayattaki yerini ve yaşamın anlamını bulma çabasında bir yol göstericidir. Bu yüzden her insanın içinde bir sanatçı vardır. Yani sanat insanın ruhudur, sanatçı ise insanın bu ruhu ortaya koyma halidir.

Bu anlamsal ve derin yakınlığa rağmen maalesef zora girdiğimizde hayatımızdan ilk çıkardığımız şey sanat oluyor. Sanat toplumun büyük bir kesimi tarafından “ihtiyaç fazlası” ya da “gereksiz” olarak görülüyor. Yaşamın sürekli döngüsü içinde geçinme telaşına düşen insan, sanata ve bir anlamda kendi ruhuna mesafe koyuyor. Belki de bu sebeple duygusuzlaşıyoruz ve çevremizdeki olaylara kayıtsız kalıyoruz. İnsanın bu kendinden  kaçışı, düşünmek, görmek, bakmak istemeyişi onu ruhsuz bırakıyor. Yaşam önümüzde akıp giderken insanın yaşadığı o kısacık zaman diliminde hayatı anlaması, hayatın içinde kendine bir yol bulması ve kendini gerçekleştirmesi gerekir. Çünkü her insanın özünde bu beklenti vardır. Sanat bize, hayata birçok farklı açıdan bakmayı öğretir. Böylece kendimize uygun olan yolu bulabiliriz. Sanattan uzak olan kişiler ise hayatta sadece tek bir yol olduğunu düşünür. Bu sebeple bir kısır döngünün içinde sıkışır.

 

Eğer mutlu, üretken ve başarılı bireyler olmak istiyorsak sanatı kendimizden uzak tutmamalıyız. Sanatın görevini yapmasına bize ışık tutmasına izin vermeliyiz. İnsan nasıl bedenindeki değişiklikleri fark etmek için aynaya bakmaya ihtiyaç duyuyorsa ruhundaki değişiklikleri fark etmek için de sanata ihtiyaç duyar.

Bireyin düşüşü ve yükselişi ancak farkındalığına bağlıdır. Okuduğumuz bir kitaptaki altını çizdiğimiz cümlede ya da gittiğimiz bir tiyatro oyunundaki çarpıcı bir sahnede yaşadığımız farkındalığı bize daha net hissettiren başka bir araç var mıdır ? Kısacası sanat bir araçtır, ruhumuzla aramızda bir bağlantıdır ve ancak onu kullanarak kendi benliğimizi ortaya çıkarabiliriz.

 

Bir cevap yazın

Your email address will not be published.

*

Kültür & Sanat Son Yazıları

Öteki Taraf’ın Felsefesi

Görüp görebileceğiniz en keyifli kurgulardan biri olan The Good Place, güldürürken düşündüren

Bakış; Frankenstein

Carl Schmitt'in "değersizliğin belirlenmesi, değersizliğin yok edilmesi demektir" cümlesini okuduğumda aklıma Frankenstein

Bir Zamanlar Anadolu’da

Bir otorite mücadelesi, bir yalnızlık ve çaresizlik hikayesi, ölüm denen şeye karşı
Git Yukarı