Sıradışı Bir İnternet Dergisi

Tag archive

art

Bir Efsanenin Hikayesi: Blonde

Neler İzliyoruz Kategorisinde Tarafından

O bir efsane. O hiç ölmedi ve hala bir ikon. Herkes gibi Marilyn Monroe ve hayatı benim de hep merak ettiğim bir hikaye oldu. Blonde filmini açmadan önce duygulanacağımı biliyordum fakat bu kadarını beklemiyordum. Artıları ve eksileriyle Blonde incelemesi sizlerle. Devamını Oku

Midjourney Nedir? Nasıl Kullanılır?

Hayatın İçinden Kategorisinde Tarafından
Midjourney - Steve Canadi

Twitter, Instagram ve birçok yerde bir yapay zekanın çizdiği muazzam detaylara sahip görüntüleri görmüşsünüzdür. Midjourney nedir? Bu yapay zekaları nasıl daha iyi kullanırız? Nasıl daha iyi sonuçlar alırız? Bu yazımızda bunlara değineceğiz. Yapay zeka ve neural ağların gelişimi hep beni etkilemiştir. Son dönemlerde Dall-E’nin gelişimi yapay zekanın sanat ve edebiyatta ne ölçüde söz sahibi olabileceğini bizlere göstermişti. Şimdi ise bunu yeni algoritmasıyla harikalar yaratan Midjourney gösteriyor.

Devamını Oku

Spotify Listeleri : Dinginlik

Bunları da Dinle Kategorisinde Tarafından

Sevgili EAO MAG’da oluşturduğumuz yeni yazı serisi Spotify listelerinin ikinci yazısı ile karşınızdayım. Hepimizin kafamızı boşaltmak istediği anlar vardır. Hepimiz işin, okulun veya insan ilişkilerinin yoğun stresini farklı farklı yöntemlerle atarız. Ben müzikle atıyorum. Sizlerle de stres atmak ve kafanızı dinlemek için küçük bir playlist paylaşacağım. Umarım siz de seversiniz.

Devamını Oku

Benny’s Video

Neler İzliyoruz Kategorisinde Tarafından

Gerçek olan nedir? Gerçek olanı kim belirler? Herkesin gerçeği birbirinden farklı mıdır? Birbirimizin gerçeğine müdahale edebilmemiz mümkün mü? Michael Haneke, sinema işlerine ileri yaşlarında girişmiş ve yaşadığı hayatın kendisine getirdiği entelektüel, fikirsel birikim sayesinde kolayca hazmedilemeyen, altı dolu pek çok esere imza atmış. “Benny’s Video”nun filmografisindeki değeri ise kesinlikle yadsınamaz. İkinci uzun metraj filminde yönetmenimiz, gerçek olanın kökenini irdeliyor ve gerçeğin kimler tarafından ve nasıl değiştirilebileceğine dair bizlere bir ufuk açıyor.

Devamını Oku

Spencer

Neler İzliyoruz Kategorisinde Tarafından

Burada tek bir zaman kipi var. Gelecek yok. Geçmiş ve şimdiki zaman da birbirinden farksız.

Devamını Oku

Ekran001-Şiddet Manzaraları

Hayatı Yaşa Kategorisinde Tarafından

Uzun aradan sonra yeniden gözlemlerim ve ben karşınızdayız sevgili Eaomag sakinleri. Ekran001 bu sezon dolu dolu geçecek gibi gözüküyor.  Yeni gelenler için hemen söyleyeyim, ekran eleştirileri ve yorum köşem Ekran001 sizlerle…

Başlıktan da anlaşıldığı üzere kanayan yaramız şiddet, evlerde olduğu gibi ekranlarda da hız kesmeden devam ediyor. Yeni sezona ve önceki sezona şöyle bir baktığımda şiddetin dozu giderek artıyor ve geriye gidiyoruz. Senaristler giderek daha acımasız hikayeler yazıyor, şiddet farkındalığı adı altında şiddet normalleştiriliyor.. Ve üzerine reytingler gösteriyor ki halk bunları seviyor. Ne acıdır ki o izlenenler ne bir farkındalık ne de kurgu. Hepsi olağan olaylar, gerçeğin ta kendileri. Kendi gerçeğimizi ne zaman doğru anlatmayı becerebileceğiz?

Çok acı olan başka bir detay ise tüm bu şiddet senaryolarını yazanların bir kısmının da kadın olması. Ne kadar acıdır ki bir kadın olarak kadın şiddetine göz yumulan ve izleyiciye allayıp pullayıp sunulan diziler yazmak. Bilirsiniz ben bu köşede isim vermeyi sevmem ama bu sefer bu isimleri bağıra bağıra yazacağım buraya.

Camdaki Kız. Gülseren Budayıcıoğlu tarafından kaleme alınan aynı adlı romandan uyarlanmış dizi. Dilim varmıyor artık içimden bu dizi ile ilgili çok şey söylemek geçiyor ama bir türlü doğru kelimeleri bulamıyorum ama başlangıç olarak korkunç diyeceğim. Cinsellik takıntısı olan bir anne, zavallı kukla olmuş, cinsel hayattan korkan bir kız ve başına gelenler. Önce bekaret kontrolü yapıldı eleştirildi çok eleştirildi, yapmayın dendi. Sonrasında anneyi kızına işkence yaparken şiddet uygularken izledik. Sevdiği adamı öptü diye.. Linç edildi yeniden linç edildi.. En sonunda bu anne, evlenen kızının ilk gecesini dürbünle izledi. Evet yanlış duymadınız DÜRBÜN ile. Neden? Neden bu kadar dozunu artırdınız şiddetin? Neden göstere göstere anlatmayı seçtiniz? Hepsi bir yana sadece soruyorum bu dizide yer alan herkese sözüm kendinize saygınız var mı? Belli ki hiç olmamış.. Bari seyirciye olsaydı.

Bir başka şiddet dozu aşmış dizi Uzak Şehrin Masalı. Daha ilk bölümü yayınlanmış olmasına rağmen beni çok rahatsız etti, gördüğüm kadarıyla benimle birlikte rahatsız olan kitle hayli fazla. Yıl olmuş 2021 hala bir koca eşini aldatıyor üzerine aldattığı kadından çocuk yapıyor sonra da senden boşanacağım sözünü duyunca eşini dövüyor. Ne kadar modern (!) bir dizi gerçekten. Bu senaryoları yazana da bu senaryolarda oynayana da destek verip izleyene de benim saygım yok sizi bilemem…

Fark edersiniz ki yazıyı renkli hazırlamak gelmedi içimden o nedenle tüm görselleri siyah beyaz seçtim. Toplumu renklendirmek , ışık tutmak, insanı insana insanca anlatmak varken inatla karanlığa sürükleme çabaları bunlar.. Bu yersiz, fütursuz çabaya alet olan herkes şiddeti uygulayan kadar suçludur. İleriye gitmemiz gerekirken geriye gidiyor oluşumuz da şiddeti yayma çabası içerisinde olanlar yüzünden.. Bir hikayeye bakarım ne anlatıyor diye, bir senaryoya bakarım kurgu mu yoksa gerçeği gerçekle anlatıyor mu diye bir de senariste bakarım bu senaryoyu yazan hangi kafa ile yazmış diye.. Bunları yazanlar kimmiş neden yazıyormuş diye bakıyorum ve elim boş dönüyorum. “Ben Türk dizisi izlemem” denebiliyorsa , her Türk yapımı diziye önyargılı yaklaşılıyorsa sebebi sizsiniz. Tez zamanda sektörden ayıklanmanız dileğiyle..

Tabii burada suçlu yalnızca senaristler değil. Yapımcısı, oyuncusu, izleyeni herkes suçlu. Bu “aşk şiddeti” yayılımına sebep olan herkes suçlu. Çünkü eğer aşk denen bir şey varsa can yakar fakat en fazla gözyaşı akıtır, kan değil..

Her yazımı bitirirken diyorum ya sevgi parolası diye. O parola hep olmalı hayatımızda çünkü sevgi ile yapılan hiç bir şey kararmaz, karanlığa teslim de olmaz. Bu sektörün sıkıntısı işte tam da bu. Sevgi yok, saygı yok yalnızca paradan kalpler, paradan kalemler ve paradan roller var.. Etrafınızı kaplayan banknotları biraz uzaklaştırıp gözünüze hayatı görecek yer açtığınız zaman düzelecek elbet..

Her zaman Sevgiyle…

Röportaj – Vera

Senin İçin Sorduk Kategorisinde Tarafından

Müzik çoğu zaman melodilerden besleniyor olsa da aslında yaşanmışlıkların yansımasıdır. Devamını Oku

Eskici Şarkıları

Hayatı Yaşa Kategorisinde Tarafından

Sizinle bu yazıda 90’lar gezintisine çıkacağız sevgili Eaomag okurları. Bu yazıyı gece okumanızı öneririm. Sanki pandemi hiç olmamış ve evlere kapanmamışız gibi bir akşam İstiklal caddesinde olduğumuzu hayal edelim. Kızılkayalar’dan aldınız mı bir ıslak? Ağzınız tatlandıysa dümdüz yürümeye devam o halde. Mavi mağazasını gördüğünüzde arasından girin. Hemen orada canımız Eskici Pub’ı göreceksiniz. Orada genelde 90’lar Türkçe Pop’un unutulmaz şarkılarını duyarsınız.. Gelirseniz ben ve en yakın arkadaşımı da kesin görürsünüz..  Umarım seversiniz.

Devamını Oku

Ekran001- Dizi ve Oyuncu Markalaması

Neler İzliyoruz Kategorisinde Tarafından

Yeniden Ekran001 serisinde buluşmaktayız sevgili Eaomag okuyucuları. Umarım iyisinizdir. Bu haftaki yazıda daha önce değinmediğim bir konuya değineceğim. Dizi sektörüne reklam ve tanıtım üzerine kurulmuş bir sektör diyebiliriz. Dizi ve oyunculara marka diyemeyiz fakat isimler her zaman birer marka olabilir.  İsim bir marka için her şey demektir.

Devamını Oku

Vertigo

Neler İzliyoruz Kategorisinde Tarafından

vertigo; sizin veya gördüklerinizin döndüğünü hissetmenize yol açan bir histir. Sıklıkla bulantı, kusma ve denge kaybı bu duruma eşlik edebilir. Genellikle baş dönmesi olarak adlandırılmaktadır.

Hayal kırıklıkları, bunalımlar, sanrılar ve travmalar üzerine bir film Vertigo. Merkezine emekli bir polisin görev arkadaşının kendisini kurtarmak için yüksekten düşerek ölümüne tanık olmasının ardından baş gösteren yükseklik korkusu problemini alır. Hitchcock, hikayeyi sinemasının benzersiz alametifarikalarından olan gizem unsuru ile öyle titiz donatır ki Vertigo, 21. yüzyılda bile izleyicisini her açıdan tatmin etmeyi başarır. Senaryodaki zekanın yanı sıra, film unutulmaz bir görsel deneyim yaşatır. Özellikle yeşil, turuncu, kırmızı, mor renklerinin bol keseden kullanımı ve özenilmiş sinematografisi, insana sinemayı neden sevdiğini hatırlatır. Halüsinatif baş dönmesi, yani vertigo, sekanslarındaki renk geçişleri özgünlüğü ile beraber 2001: A Space Odyssey gibi filmlere de iyi bir ilham kaynağı olmuştur.

John Ferguson, eski bir arkadaşının eşi olan Madeleine’i takip etmekle görevlendirilir. Kendisine anlatılan hikayeye göre Madeleine, büyük büyük anneannesi Carlotta Valdes’in ruhu tarafından kontrol edilmekte ve eşini korkutan davranışlar sergilemektedir. Dedektifin takibi boyunca Madeleine, hikayeyi doğrulayacak hareketler yapar. İntihar etmeye kalkışır, gizemli bir şekilde ortadan kaybolur, Carlotta’nın tablosuyla saatlerce bakışır. Bütün bunlar yaşanırken arkadaşı John ile, Hitchcock da seyircisiyle acımasızca alay etmektedir aslında. John Ferguson, yalnızca ustaca planlanmış bir cinayete atanmış çaresiz tanıktan ibarettir. Madeleine, günler boyu takip edildiğinin bilinciyle adamı intihara meyilli olduğuna ikna etmiş, dedektifin yükseklik korkusunu kullanarak sahte bir intihar ve gerçek bir cinayete suç ortaklığı etmiştir. Talihsiz John bu da yetmezmiş gibi Madeleine’e aşık olur ve yükseklik korkusu yüzünden bir ölüme engel olamamanın utancının yanına, sevdiği kadının intiharına tanık olmanın buhranı eklenir. Ferguson’un doktorunun vertigo hakkında dediği gibi “Bu tarz travmatik hastalıkları yenebilmek için genelde bir travma daha yaşamak gereklidir.” John, Madeleine’in sözde intihar ettiği kuleye çıkamayarak vertigo ile verdiği ilk mücadelede başarısız olur. Ancak ikinci bir şansı olacaktır.

Gördüğü tüm sarışın, gri takım elbiseli kadınları Madeleine sanmakta olan John, tam anlamıyla bir bunalım dönemindedir. Ta ki bir gün sokakta tıpatıp Madeleine’e benzeyen o kadına rastlayana kadar. Ferguson, sokakta gördüğü bu kadına değil, Madeleine’e olan benzerliğine ilgi duymuştur. Onu Madeleine gibi giydirmeye çalışır, saçlarını ve makyajını düzelterek onu yeniden yaşatmak ister. Kadın da dedektifi sevmektedir ama olduğu gibi kabul edilmemekten rahatsızdır. Ferguson’un bu çabalarının ardındaki şey sade bir aşk değildir oysa. Adamın Madeleine ile bitmemiş bir hesabı vardır. Bunalımını yok etmenin ve travmasının üstesinden gelmenin tek yolu onu geri getirmektir. Kadın istenen her şeyi yerine getirdiğinde Madeleine’e benzeyen başka bir kadın değil, Madeleine olmuştur. John Ferguson, intiharına tanık olduğu kadını tekrar karşısında gördüğünde dili tutulur. Saniyelerce tutkuyla öpüşürler. Adamın bitmeyen kabusları bir nebze de olsa son bulacaktır artık. Ta ki kadın, Madeleine’e, aslında Carlotta’ya, ait olan bir kolyeyi tekrar ortaya çıkarana kadar. Her şeyin mantıklı bir açıklaması vardır. “Bir cinayetin hatırasını asla saklamamalısın.” John Ferguson, kadının Madeleine’e olan mucizevi benzerliğini ve Carlotta Valdes hikayesini mantığa oturtabilmenin rahatlığını yaşar. Ne var ki daha hiçbir şey bitmemiştir. Şimdi Vertigo ile yüzleşme zamanıdır.
John, Madeleine’i zorla sözde intiharın yaşandığı kuleye götürür ve beraber en tepeye kadar çıkarlar. Ferguson başarmıştır, yükseklikten ölümüne korkmasına rağmen cinayet mahalline ulaşmayı başarır. Merdivenlerde kadından bu titiz cinayetin tüm detaylarını öğrenir, hesap sorar. Nihayet yukarıda baş başa kaldıklarında kapıdan bir rahibe girmekteyken kadın korku, utanç ve panikle daha önceden intihar ettiği kuleden tekrar atlar. John Ferguson bir ölüme daha, bu sefer gerçekten, tanık olur. Böylece korkusunu atlatmasına vesile olacak ikinci travmayı yaşamıştır. Sonunda, ne kadar yüksek olursa olsun, aşağı atlayan kadının arkasından ürpermeden bakmayı başarır.
Vertigo, başından sonuna kadar eski bir dedektifin travmatik yükseklik korkusunu atlatma hikayesidir. Alfred Hitchcock 1958 yılında seyirciye “plot twist” kavramının benzersiz örneklerinden birini sunar. Film boyu izleyici  tamamıyla metafizik bir sonuca odaklanır. Carlotta Valdes’in ruhunun hikayeyle olan bağlantısı her ne kadar mantıksız gelse de yaşananların gerçekten de başka bir açıklaması yok gibidir. Madeleine’e tıpatıp benzeyen bir başka kadının ortaya çıkması, yani ölmüş olan birinin sokakta görülmesi, bu metafizik varsayımlarını iyice güçlendirir, kadının sonradan yırtıp attığı mektubunda her şeyi itiraf edişine kadar. Hitchcock, seyircinin dikkatini bir sonuca yoğunlaştırmış, ardından hikayeyi tepetaklak edip her şeyi mantıksal zemine oturtmuştur. Seyircinin gerçekleri John Ferguson’dan önce öğrenmesi, adamın iç burkan çabalarını ve çaresizliğini daha yoğun kılar. Yönetmen izleyenin duygularını bu şekilde istediği kıvama getirir. Vertigo şüphesiz Hitchcock ismini sinemanın unutulmaz ustaları arasına yazan filmdir. Hiçbir şeyin göründüğü gibi olmadığı, tutkulu ve takıntılı, unutulmaz bir hikaye.
1 2 3 5
Git Yukarı