Sıradışı Bir İnternet Dergisi

i’m thinking of ending things

Kültür & Sanat Kategorisinde Tarafından

Bitirmeyi Düşündüğümüz Şeyler Var

(İnceleme, filmin konusu hakkında yoğun spoiler içermektedir.)

Geçmişiz pişmanlıklarla; hatırlamaktan hoşlanmadığımız anılar, pek de gurur duymadığımız işlerle dolu. İnsanın kendine değer biçmesine yardımcı olan unsurlardan biridir anılar. Hepimizin hayattan beklentilerinin baştan aşağı değiştiği 2020 yılında, sürreal sinemanın modern ve üretken dehası Charlie Kaufman, bizi bir okul hademesinin zihninde unutulmaz bir yolculuğa davet ediyor.

Bir arkadaşımdan filme dair duyduğum benzetme şöyleydi: “İki saatlik bir intihar mektubu.” Filme kafamda asıl değerini veren bu oldu aslında. Geçmişi ailesi ile alakalı tatsız anılarla, pişmanlıklarla dolu olan, yalnız bir adamın kendine yaşamak için neden arayışı. Bu görevi  kafasında kurduğu, ismini sürekli değiştirdiği bir kadın figürüne vermesi…

Jake, psikolojik rahatsızlıklara sahip bir anne ile zor beğenen ve yaşlılığında alzheimer hastalığı yaşamış bir babanın, hayatının büyük bölümünü ailesinin çiftlik evinde geçirmiş tek çocuğudur. Zor ve yalnız bir çocukluk geçirmiş, bu süreçte tek dostu evlerinin önünde kurulu salıncak olmuştur. Şiir okumayı, resim çizmeyi, fizik bilimini seven Jake, yargılamanın zor olduğu pek çok faktörün etkisiyle hayatının son dönemini bir lisenin hor görülen hademesi olarak geçirir. Bu süreçte romantik Robert Zemeckis filmleri izlemiş, operalar dinlemiş, şiirler okumuştur. Yaptığı sanatsal aktiviteler ona bir çıkış yolu sunmuş, monoton hayatından ve aşağılık kompleksinden hayal dünyasına sığınarak kaçmaya çalışmasını sağlamıştır. Kurduğu hayali, seyirciler önünde müzikal olarak canlandırmış ve tüm salon kendisini ayakta alkışlamıştır.

Kadın ile alakalı kafamızda onlarca soru işareti var. Aslında Lucy -aynı zamanda Louisana, Yvonee ve Ames- Jake’in kendisine yaşamak için sebep bulması amacıyla oluşturduğu bir “alter ego” gibidir. Adam, kadını telefon kullanarak görevlendirir. Arama yoluyla ona o esnada gireceği kimliği bildirir. Sesli mesajlar ile de cevabını aradığı soruyu hatırlatır. Kadının karakteri ve ismi Jake’in izlediği filme, okuduğu şiire, gördüğü dansa bağlı olarak değişir. Hayal ürünüdür yani. Film boyunca bize bunu anlatan ipuçları görürüz. Bir kere kadın kim olduğundan hiçbir zaman emin olamaz, Jake’i ezelden beri tanıyormuş gibi hissettiğinden bahseder, evin duvarındaki resimde kendini görür, Jake’in eskiden okuduğu bir şiiri kendisinin yazmış olduğunu sanır. Kadının aslında adamın yansıması olduğuna dair aldığımız ilk ipucu ise Jake’in eski salıncağını harabe bir evin önünde yepyeni haliyle görmesidir. Aynı zamanda kadın bazen seyirciye bakarak konuşur ve dördüncü duvarı yıkar gibi davranır. Ancak bunu tam olarak yapmaz. Lucy, bitirmeyi düşündüğü şeyleri sorgulaması esnasında Jake’in ailesi ile tanışır, adamın utanç verici, korkutucu anılarına şahit olur. Tüm bunlar yaşanırken -özellikle yemek masasında- Jake, Lucy’den çekinmektedir. Ortaya çıkan şeylerin onu endişelendireceğinden ve her şeyi bitirme kararı alacağından korkar çünkü. Aynı zamanda kadın ne zaman Jake’in hoşuna gitmeyecek bir şey söyleyecek olsa hızla sözünü keser.

Domuz, Jake’in düştüğü son hali anlatmak için kullandığı bir metafordan ibarettir. Yaşlı hademe çırılçıplak bir şekilde domuzun arkasından yürürken, domuz ona teselli edici şeyler söyler. “Bir domuz olduğunu, hatta daha kötüsü, kurtçuklar tarafından kemirilen bir domuz olduğunu düşünüp üzülmene gerek yok. Ne de olsa birileri domuz olmak zorunda değil mi? Bu sen de olabilirsin. Kaderin cilvesi. Eli sen oynarsın, limonatayı sen yaparsın. Hayata devam edersin. Hiçbir şey hakkında endişe etmene gerek yok.” Hayatının son yıllarında geceleri yalnız başına bir okulda kalan Jake, tüm zamanını kafasında kurduğu bu kadınla geçirmiştir aslında. Lucy ona çok uzun zaman dostluk etmiştir, Jake ile ne zaman tanıştığını hatırlayamamasının ana sebebi budur. Odasında şiir kitapları, fen bilimleri kitapları bulunan adam, çok iyi bir eğitim görmemiş olsa da “merakıyla arayı kapatmıştır”. Arabada Lucy ile yaptığı kültürel konuşmalar, film eleştirisi, Mussolini treni hakkındaki kısa bilgilendirmesi, hep bizlere adamın birikimini aktarmak için eklenmiş detaylardır.

Evin bodrumu, adamın kendisi ile alakalı nefret ettiği ne varsa kapattığı yerdir. Aynı zamanda annesini bir dönem bodrumda yaşamaya mahkum ettiğini öğreniriz. Bodrum onun için pişmanlıklar ve kötü anıların saklı olduğu odadır. Kafasında kurduğu kadının oraya girmesini istemez. Çünkü o anılara şahit olmak, şüphesiz yaşaması için bir sebep arayan Lucy’nin işini zorlaştıracaktır. Ne var ki Jake’in henüz genç ve sağlıklı annesi kadına bodruma girmesini ve korkularıyla yüzleşmesini öğütler. Lucy bodruma korkarak girer ve dehşete uğramış şekilde çıkar. Kapıdaki tırnak izlerinin de oraya zorla kapatılan anneye ait olması muhtemeldir.

Hikayenin sonlarına yaklaşırken kadın, yaşlı hademeyle karşılaşır ve ona beraber olduğu fizikçi Jake’in nerede olduğunu sorar. Hademe “öyle bir adamı hiç görmediğini” söyledikten sonra kadın ona sarılır. Her şeyin düzeleceğini söyler ve kendisine centilmence ödünç verdiği terlikleri iade eder. Belki de bu Lucy’nin görevini tamamladığına dair bir işarettir bizim için. Jake aynı zamanda sahnede sergilediği oyun esnasında her şeyin kadın sayesinde olduğunu söyler. Bu da Lucy’nin başarılı olmuş olabileceği ve adamın hayatına devam ettiği ile alakalı ipucu olabilir. “Yaşlanmak, bedenin çöküşü, işitme ve görme yetisinin kaybı, göremiyorsun, görünmez oluyorsun. Onca yanlış tercih yaparsın. Hepsi yalan. ‘İşlerin düzeleceği.’, ‘Hiçbir şey için geç olmadığı.’, ‘Tanrı’nın senin için planı olduğu.’, ‘Yaşın önemsiz olduğu.’, ‘Umudun asla tükenmeyeceği.’, ‘Her işte lanet bir hayır olduğu.’,  ‘Herkesin aşkı bulabileceği.’ Hepsi palavra!…” Kadının ağzından duyduğumuz bu sözler ise pek umut verici değildir. Aynı zamanda bir sahnede Lucy’nin kendi kendine “Hipoterminin gerçekleşmesi ne kadar sürüyordu? Ölmek için fena bir yol değil aslında.” demesinin ardından filmin sonunda karın altına gömüldüğünü gördüğümüz araba, adamın hayatına bu şekilde son vermeyi seçtiğini düşündürüyor.

“Bir şeyleri bitirmeyi düşünüyorum.” Bitirilmesi düşünülen şey nedir burada? İki gencin ilişkisinin bitmesi yaşlı bir hademenin hayatına son mu verecektir? Okulda kendisini yalnız bıraktığı için Jake’e çok sinirlenen Lucy, hademeye sinirle Jake’in kötü özelliklerinden bahseder. Zaten film boyunca da aralarındaki ilişkiyi sorgulamış, ne zamandan beri tanıştığını bile hatırlayamadığı bu adamla geleceği konusunda endişelenmiştir. Yine de Lucy, hademe ile konuştuğu sahnenin sonunda duygulanır, gözleri yaşarır ve hala Jake’in başına bir şey gelmesinden endişelendiğini söyler. “Cevaplanmayan tek bir soru kaldı.” Bu soru, bitirmeyi düşündüğümüz şey ne, olabilir mi? Ya da, bitiriyor muyuz?

Yakın zamanda ikinci izleyişimin ardından (ilkinden kat kat daha fazla zevk aldığımı söylemek zorundayım) hala film ile alakalı cevaplanmayan sorular var aklımda. Bu soruları cevaplamaya çalışacağımı söylemeyeceğim açıkçası. Bazı detaylar gizemliyken daha güzel oluyor bence, ki Kaufman’ın bu tamamen sanrısal eserini en küçük inceliğine kadar didiklemeyi gerekli bulmuyorum. Derinlikli ve felsefi bir film olsa da aynı zamanda hissetmeyi gerektiren görsel, samimi bir yapım. Yine de okuyucunun kafasında soru işareti bırakmamak için Tulsey Süt Evi’ndeki her detayı anlamadığımı söylemem gerekiyor. “Kokunun sebebi cilalama değil.” cümlesi bana hiçbir şey ifade etmedi maalesef. Kafamdaki bu soru işaretine rağmen, filmde en çok zevk aldığım bölüm de orasıydı bu arada.

Bizleri oturduğumuz yerden alıp kırsalın kalbine götüren, kimi zaman ekran başında üşüten, yer yer gerilmemize sebep olan illüzyonel bir film “i’m thinking of ending things”. Hikayesindeki dehanın, derin metaforlarının, topluma yönelik değerli mesajlarının yanında; kimi zaman renkli kimi zaman boğucu sinematografisi ve usta işi ışık kullanımıyla teknik açıdan da yetkin ve sanatsal bir eser. Hak ettiği değerin yarısını bile göremeyen, defalarca yaşanmaya değer, sürreal bir deneyim.

1. görsel

2. görsel

3. görsel

4. görsel

5. görsel

6. görsel

 

 

2 Comments

Bir cevap yazın

Your email address will not be published.

*

Kültür & Sanat Son Yazıları

Vertigo

Hayal kırıklıkları, bunalımlar, sanrılar ve travmalar üzerine bir film Vertigo. Merkezine, emekli

Ekran001-Gündem Notları

Eaomag dergisi için hazırlanan seri Ekran001'in televizyon ekranlarının perde arkasında olan bitenlere
Git Yukarı